TİİKP - Savunma - Aydınlık Yayınları, 1. Basım 1974

November 2, 2018 | Author: ergunpelit | Category: N/A
Share Embed Donate


Short Description

savunma, tiikp...

Description

★ Türkiye ihtilalci işçi Köylü Partisi Davası

SAVUNMA AYDINLIK YA YIN LA R I

DÜZELTME CETVELİ SA V U M M A ’da aşağıdaki yerlerde baskı hatası olmuştur. Hatalar için özür diler, düzeltmenizi rica ederiz.

sayfa 4

38 394 437 440 488 549

yanlış

doğru

3

Mahkemesinde Türkiye İhtilalci İşçi Köylü

32 37 9 30 32 11

A M E R İK A N aşağından kuruluşu temziienmeli halka davsma

Mahkemesinde yargılanmaya başlanan Türkiye İhtilalci İşçi Köylü A M E R İK A N C I aşağıdan kurtuluşu ' temizlenmeli halkla davasına

satır

437. sayfanın 14. satırının yerine: nin bir ifadesidir. Zulm e boyun eğerek, zalimlerle uzlaşa-

512. sayfanın 21. satırı atlanmıştır: •İşçi sınıfı yarı yolda durdu. ‘Mûlksüzleştirenlerin mülk-

TORKİYE İHTİLALCİ İŞÇİ KÖYl^O PARTİSİ DAVASI

SAVUNMA

Türkiye ihtilalci isçi Köylü Partisi Davası

SAVUNMA

AmmiLK YAYINLARI

Bu savunmo, 10 Ocak 1973 tarihinde Anka­ ra Sıkıyönetim Konlıutanlığı Ûc Noiu Askerî Mahkemesinde Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisi Davası sanıkları tarafından hazırlanıp, 14 Haziran - 9 Temmuz 1974 tarihleri arasın­ da yapılan duruşmalarda okunmuştur. Sa­ vunmayı, okunduğu tarihte tutuklu bulunan 141 sanık imzalamıştır.

Birinci baskı: Eylül 1974

AYDINLIK YAYINLARI Adres İbrahim Müteferrika Sokak Fazilet Han No. 208 Ulus - Ankara Tel: 10 43 53 İstanbul Bürosu Yerebatan Caddesi, No. 43/5 Sorumlu Yönetmen Ali Karşılayan Dizgi - Baskı Yelken Matbaası Kapak Baskısı Renk MatiKıası

İÇİNDEKİLER

BU DAVA ZULÜM VE İŞKENCE ÜZERİNE İNŞA EDİLMİŞTİR

17

Faşizmin TlİKP’ye ve la fırtmalar ve onları* Avrupa'daki tepiüleri devridir... 800 milyonluk nüfu­ suyla Asya’nm, bu aym Avrupai idealler için mücadele­ ye girmiş olması, bize ümitsizlik değil, cesaret vermelidir.» (Kari Marks’m Doktrininin Tarihî Kaderi, 1913) 1908 Devrim iyle halk kitleleri bazı demokratik hakla­ ra kavuştu. Anayasa yürürlüğe kondu. Mebusan Meclisi tekrar toplandı. Anti-em peryalist ve hürriyetçi fikirler ya­ yıldı. Bütün ülkede hızlı bir uyanış oldu. Halk, Meşrutiyetin ilanını coşkun sevinç gösterileriy­ le karşıladı. Çeşitli milliyetlerden halk birbiriyle kucaklaş­ tı. Birçok yerde vilayet konaklarını, zulüm merkezlerini bas­ tılar. Zalim vali ve kaymakamları dövdüler. Abdülham it’in baş hafiyesi Fehim Paşa’yı Bursa’da yakalayıp linç ettiler. İşkenceciler sokağa çıkamaz oldu. Polisler, hafiyeter orta­ dan kayboldu. Çeşitli sendikalarda örgütlenen İşçi sınıfımız, hakları­ nı almak için, İstanbul, İzmir, Selanik, Varna, Üsküp, Ma­ nastır ve daha birçok yerde greve gitti. Yurdun her yanı­ nı esas olarak emperyalist patronları hedef alan bir grev dalgası kapladı. Tram vay ve demiryolu işçilerinden, fırın­ cılar, gazete mürettipleri ve tütün işçilerine; madenciler ve Adana pamuk işçilerinden terziler ve tuğla işçilerine kadar çeşitli İş kollarında binlerce işçi çalışmayı durdur­ dular. İstanbul’da tülbentçi kadınlar, grev kırıcılar ve po­ lisle çatıştı. Ezilen mill|iyetler, kendi dillerinde öğretim yapmak, kendi mebuslarını seçmek gibi bazı demokratik haklar el­

147 de ettiler. 1908 Devrim i, ezilen milliyetlerin kurtuluş ve bağımsızlık hareketlerinin gelişmesine ve güçlenmesine destek ®ldu. 1908 devrimcileri, İran’daki demokratik dev­ rime de, başlarında IHalil Paşa'nm buluadüğu subaylarla beraber silah ve cephane yollayarak yardım etti. Devrimden sonra millî kapitalizmi geliştirmek İçin cı­ lız da olsa bazı atılımlar yapıldı. Sönen el zanaatları tekrar diriltilmeye çalışıldı. 'Halkın emperyalizme karşı muhale­ fet ve mücadelesi İttihatçı iktidarın işbirlikçi karakter ka­ zandığı 1910'larda dahi, komprador tüccarın mağazalarının boykot edilmesi, İstihlâk-ı M illî Cemiyetinin kurulması ve «Ye rii Malı Kullanma» kampanyaları gibi başarılar sağladı. A vusturya’nın Bosna - Hersek’i ilhakı üzerine Avusturya malları, İtalya’nın TrabluSgarp'a saldırması üzerine İtalyan malları boykot edildi. ’ 1908 Devrimi Avrupa emperyalistlerine korku yerdi. Lenin bu durumu şöyle a çık lıyo r:

«Hepsi onnn başarısından korkuyorlar; çünkü devriıiılnin kaçınılmaz sonucu, bir yandan bütün Balkan inil, letleri arasında muhtariyet ve gerçek demokrasi isteğini körüklenmek, öbür yandan İran devriminin zaferini sağla­ ma bağlamak, Asya'da demokratik hareketi yeniden hız^. landırmak, Hindistan’da bağımsızlık mücadelelerini şid­ detlendirmek, Rusya’nın sınırlan boyunca muazzam bir alanda özgür kurumlar yaratmak olacaktır.» (Balkanlar ve İran’da Olaylar, 1908)

ittihat ve Terakki İktidarı Halk Yığınlarımn Yükselen Mücadelesiıri Bastırdı Devrimden zarar gören büyük bürokratlar, komprador­ lar, mahallî mütegallibe ve bir kısım aşiret reisleri, devrim aleyhine faaliyetlere giriştiler. Bazı Hamidiye alayları ayak­ landırıldı. Sultan ve Şeriat lehine gösteriler yapıldı. Nihayet 13 Nisan 1909’da İstanbul’da «31 M art Vakası» diye bilinen gerici bir ayaklanma tezgahlandı. Birçok genç subay ve yurtsever katledildi. Ayaklanma, Rumeli’den gelen Hareket Ordusu tarafından bastırıldı. Daha sonra İngiliz işbiriikçisi Prens Sabahattin grubu, 1908 Devrim ine düşman olan gerîoilerie birieşerek, 1911'de Hürriyet ve itilaf Fırkasını

148

#

kurdu. Bu parti, .1918’den sonra yönettiği, hükümetlerle Kur­ tuluş Savaşma karş] İngiliz emperyalistlerine uşaklık etti. M illî burjuvazinin ekonomik temelinin zayıflığının yamsıra, halkın teşkilatsız olması. 1908 Devrim inin ılımlı ka* rakterini tayin etti. Lenin, m îllî ticaret burjuvazisiyle ittihat ve Terakkinin uzlaşmacılığını şöyle açıklıyor: S

«Genç Türkler ılonlı davranışlarındân ötürü Örülüyor­ lar. Yani bu demektir ki, Türk devrimi güçsüz oldnğu için, lıalk yığmlarmı gerçekten bagımsiK bir yönde ha­ rekete geçirmediği için, Osmanlı İmparatorlnğnnda baş. lamakta olan proletarya mücadelesine düşman olduğu için övülüyor. Ve bu arada Türkiye'nin yağması devam ediyor. Genç Türkler, Türk topraklannm yağmasını hâ­ lâ mümkün kıldıkları için övülüyorlar. Bir yandan Genç Türideri övüyorlar, bir yandan açık amacı Türkiye'nin paylaşılması olan bir siyaseti sürdürüyorlar.» (Balkan­ lar Ve Türkiye’de Olaylar, Ekim 1008) ittihat ve Terakki, daha baştan feodal - komprador ik­ tidarla uzlaştı. Bunun sonucu olarak, halk yığınlarının deİTiokratik mücadelesini bastırmaya yöneldi.

«İttihat ve Terakki Gemiyeti[nin} toplumsal yapısı ve savnnduğu esaslar itibariyle bir orta smıf örgütü» olduğunu belirten Şefik Hüsnü, İttihat ve Terakkinin ikti­ dara geldikten sonraki gelişmesini şöyle anlatıyor:

«Partinin kaderine hakim olan hırslı ve tecrübesiz ele­ başıları, yerli ve yabancı icapitalistlerin kucağına atıl­ makta gecikmediler. Uluslararası kapitalizm, yeni Türk yöneticilerinin yardım ve himayesini elde etmek için onlan işlerine octak etmenin ve miUeti birlikte sömür­ menin en emin yol olduğunu görmüştü. İttihat ileri ge­ lenleri, az zamanda malî ve iktisadi çevrelere karıştı­ lar. ... Bu andan itibaren parti yöneticileri takınu için­ den geldiği güçlerden -yani toplamsal durumu orta hal­ li üyeler kitlesinden- ayrılmış oluyorlardı. Artık onlar kendi partilerinin üyelerini ve içinden çıktıkları smıfı değil, daha Abdülhamit zamanından beri Türkiye’de mevcut kozmopolit unsurlardan oluşan şehirli sermaye­ dar sınıfını temsil ediyor ve o sınıfın çıkarlarını savunu­ yorlardı.» (Aydınlık, Sayı 22, 1 Hiaziran 1922)

f49 Komprador burjuvazinin yönetimi altına giren ittihat ve Terakki, işçileri, köylüleri ve çeşitli azınlık milliyetlerini ezdiği gibi, içinden yükseldiği m illî burjuvaziyi de başkı al­ tına alan bir diktatörlük kurdu. Turancılık ideolojisiyle, A l­ man emperyalistlerinin Asya'daki yayılma siyasetine hiz­ met etti. Bütün ülkeyi saran grev dalgası karşısında İttihatçı ik­ tidar telaşlandı. E)evrimln üzerinden bir yıl geçmeden A l­ man emperyalistlerinin baskısıyla Adliye Vekaletinde da­ nışmanlık yapan Kont Ostrog'un hazırladığı «Tatll-I Eşgal Kanunu »nu çıkarttı. Bu kanunla grevi ve sendika kurmayı yasakladı. 1908 Devrim iyle kazanılan hakları gasbetti. 1908’de İngilizlerin Aydm demiryolu hattında ve Fran­ sızların Kasaba hattında grev yapan işçilere ateş açıldı. Birçok işçi tutuklandı. İşçiler hapise atılan kardeşlerini kur­ tarmak için Alsancak istasyonunda direnişe geçtiler. Jan­ darma işçilere kurşun yağdırdı. Bir işçi şehit oldu, birçoğu yaralandı. Grevin büyümesinden korkan hükümet, takviye olarak M ecidiye zırhlısından kargya asker çıkarttı. Anado­ lu, Bağdat, Şark Dem iryolıi şirketleri ve Şirketi Hayriye iş­ çilerinin mücadeleleri, ordu birlikleri ve atlı polisler tara­ fından zorbalıkla bastırıldı. Ereğli'de çok kötü şartlar al­ tında çalışan maden İşçileri, tedavi parasının ücretlerinden kesilmesine karşı çıkınca, İttihat ve Terakki hükümeti Fran­ sız şirketinin isteği üzerine, işçilere avcı taburlarını saldırttı. 31 Mart gerici ayaklanmasını fırsat bilen hükümet, ilan ettiği sıkıyönetimle bütün halk ve işçi sınıfı üzerindeki bas­ kısını ağırlaştırdı. Patronlar, işçilerin mücadelelerle elde ettikleri haklarr yoketmeye çalıştılar. Birçok işçi kuruluşu kapatıldı. Buna rağmen, işçi sınıfımızın mücadelesi devam etti. Tütün, gıda, madencilik işletmelerinde çalışan işçiler greve gittiler. İttihat ve Terakki hükümeti 1913 yılında dev­ rimci teşkilâtlara ve işçi sendikalarına karşı azgın bir sal­ dırıya geçti. Bütün teşkilatları dağıttı. Devrim ci önderleri tutuklayıp sürdü. İlerici gazeteleri kapattı. Sendikaları ya­ sakladı.

150 ittihatçı kompradorlar, toprak ağaları ve tefecilerle bir­ leşerek geniş köylü kitlelerini de baskı altına aidılar. G e lir leri emperyalist tekellere ayrılmış olan ağır vergilerle köy­ lüleri sömürdüler. Bir yandan toprak ağalannm mülkiyeti­ ni sağlamlaştırırken, diğer yandan da iç pazan emperya­ lizme daha fazla açmak ve emperyalizmin geniş halk yığın­ ları üzerindeki sömürüsünü arttırmak için kanunlar çıkart­ tılar. Komprador feodal diktatörlük millî azınlıklar üzerinde de baskı ye katliam politikası uyguladı. Doğuda yüz binler­ ce Ermeniyi katletti, geri kalanlarını da yurtlarından sürdü. Arap ve Kürt milliyetlerine çeşitli baskılar uyguladı. 1908 Devriminin yozlaşmasını Yalvaçlı bir köylü şöyle anlatıyor:

«Hürriyet, meşmtiyet, ^ d i y e İcadar bizim dayduğumuz bir laf değildi. Söylendiğine göre iyi bir şeymiş. Bandan kelli, herşeyin düzeleceğini, vergilerin doğruluk ve gü­ zellikle ahnacağuu, köydeki kanlı katil ve bırsızlann uslanacağmı, memur ve jandarmalarm keyfi iş görme­ yeceklerini, aâkere giden çocnklanmızut vaktinde tezkere alacağmı ve herşeyin tümden değişeceğini sanmıştık. Ne yazık ki, hiçbir şey değişmedi. Yine eslci hamam eski tas... Vçrgiler haksız ve ^ersdz... Vergi için kazanımız, yorganımız, cebren satılır. Tohumluk buğday zamanında gelmediğinden, ac kalmamak icin> ağalara muhtaç (duruz... Velhasıl hâlâ cebimizde beş para bulunmaz... Jan­ darma ve tahsİldaTİann doyurulması ayrı bir mesele. On« lann yalnız doyması yetmiyor. Üstelik rakı paralarım bile ödemek zorunda kalıyoruz.» (Tanin, Eylül 1909) Halkımız bu tecrübeyi defalarca 1974 yılında da yâşıyor!

yaşadı.

Ve bugün,

Ve Türkiye’nin Yağması Devam Etti 1908’den sonra borçlanma devam etti. Emperyalizme yeni imtiyazlar verildi. Düyun-u Um um iye’nin tahakkümü daha da ağırlaştı. Talandan kimin daha çok pay alacağı me­ selesi, emperyalistler arasındaki mücadeleleri şiddetlen­ dirdi.

151 1880’lerden sonra Osmanlı pazarlarma giren Almianya, hızla yeni imtiyazlar elde ederek, durumunu İngiltere aley­ hine geliştirdi. Düyun-u Um um iye kurulduğunda ancak yüz­ de 3 hisseye sahip olan Almanya, 1914’de bunu yüzde 33’e yükseltti. Âynı dönemde İngiliz hisseleri yüzde 29'dan yüz­ de 5'e indi. Fransa bu mücadelede Alm anya-karşısm da du­ rumunu koruyabildi. Hatta hisselerini yüzde 40'tan yüz­ de 58’e çıkardı. Bununla beraber Almanya bir yandan gön­ derdiği askerî heyetlerle, öte yandan malzeme ve teçhizat bakımından Osmanlı ordusuna hakim oldu. ^ 1911 yılına kadar İngiliz ve Fransız emperyalistlerine dayanan komprador feodal iktidar, 1911'den sonra hızla Alm an emperyalistleriyle işbirliğini geliştirdi. 1913’de « A l­ man silahlarının değişmez satın alma komisyonu başkanı» IVlahmut Şevket Paşa sadrazam oldu. Halkm ve m illî burjuvazinin muhalefetini ezen Talat, Enver ve Cemal Paşalar yönetimindeki komprador - feodal İttihat ve Terakki diktatörlüğü, Alm an emperyalistleriyle birlikte ülkemizi Birinci Düny^ Savaşına soktu.

«Savaş ila m d a n sonra ancak diktatörcesine bir yönetim­ le halkm oldn-bittiye boynn eğmesini sağlayabildiler. Bu istibdat altmda imtiyazlı bir bnrjova smıfı, normal şartlar altında hayalinden bile geçiremeyeceği servetler, sermayeler yığmayı başardı. Savaş araç ve gereçleri almı ve satımı, vagon tekeli, zaruri ihtiyaç maddeleri üzerin­ de yapılan vurgunlar vs bu smıf mensuplarına büyük servetler getirdi.» (Şefik Hüsnü, Aydınlık, Sayı 22, 1 Ha­ ziran 1922) Binlerce işçimiz, savaş sırasında cephelere sürülen Alman işçilerinin yerini almak üzere Almanya'ya gönderil­ di. Bunların ve askere alınanların yerini, çıkartılan kanun­ larla çalışmaya mecbur edilen kadınlarımız aldı. Emperyalistler ve işbirlikçileri kendi emelleri uğruna, Galiçya’dan Arabistan çöllerine kadar çeşitli cephelerde yüz binlerce Anadolu köylüsünü kırdırdı. Alm an emperya­ listlerinin Bakû petrollerini ele geçirmesine hizmet eden Enver Paşanın «Tu ra n cı» siyaseti uğruna yalnız Sarıkamış seferinde 90 bin asker soğuktan donarak öldü.

152 Savcıların savunduğu «üstün ırk», «üstün m illet» teo­ rileri, o zaman Alm an emperyalistlerine hizmet ederek hal­ kımızı felakete sürükledi. Bugün de Amerikan emperyalist­ lerine hizmet ediyor.

StLAHA SARILAN TÜRKİYE’NİN YOKSUL ^ L K I KURTULUŞ SAVAŞIMIZI ZAFERE ULAŞTIRDI 1918 >Mında Almanya ve diğer müttefikleriyle birlikte Osmanlı orduları da yenildi. 1918 Kasımında itilaf emper­ yalistleriyle Mondros Mütarekesi imzalandı. M ondros’un hemen ertesinde, İttihat ve Terakkinin İşbirlikçi yöneticile­ ri, yurttan kaçtılar. İngiliz işbirlikçisi Hürriyet ve İtilaf Par­ tisi İktidara geldi. İngiliz uşağı Damat Ferit Sadrazam oldu. Bu arada İngiliz, Fransız ve İtalyan emperyalistleri de yur­ dumuzun çeşitli yerlerini işgal etmeye başladılar. İngiliz, Fransız, İtalyan ve Çarlık Rusyası hükümetleri, savaştan önce gizli anlaşmalarla dünyayı aralarında paylaş­ mışlardı. Fakat 1917 Ekiminde, başında Lenin'in bulunduğu Rusya proletaryası, Rus burjuvazisini yıktı ve iktidarı ele geçirdi. İşçi hükümetinin yaptığı ilk iş; savaşa son vermek oldu. Hemen arkasından da. Çarlığın savaşta işgal ettiği Anadolu’nun doğusundaki topraklardan çekildi. Dünyanm paylaşılması konusunda emperyalistler arasmda yapılmış anlaşmaları açıkladı ve bunları yırtıp attığını ilan etti. Rusya’daki Bolşevik Devrim i, ezilen milletlerin emper­ yalizme karşı mücadelelerinde onlara yeni bir heyecan ve güç verdi. Rusya’nın savaştan çekifmesi, itilafçı emperya­ listler arasmdaki çelişmeleri şiddetlendirdi. Savaşı kazandıktan sonra İngiliz, Fransız ve İtalyan em­ peryalistlerinin ellerine geniş bölgeler geçti. Eskiden Çar-

154 ilk Rusyasına vaadedilen ülkeler de sahipsiz kaldı. Emperyaiistter, daha Önceki anlaşmalarla birbirlerine bıraktıkları bölgeleri ele geçirme çabalarına giriştiler. Bu arada İtal­ yanların işgal etmesini önlemek için İngilizler, İzm ir ve cîvarmı Yunanlılara işgal ettirdiler. Emperyalistlerin ve özellikle İngilizlerin Anadolu poli­ tikasının esası, Anadolu’nun küçük devletçikler halinde pal-çalanmasıydı. Trakya’da Fransız - Yunan himayesinde bir devlet. Karadeniz’de Pontus devleti, Anadolu’nun kuzeydo­ ğusunda Ermeni, güneydoğusunda Kürt devleti, Orta Ana­ do lu’da Türk devleti, güneyde Fransız himayesinde ayrı bir devlet teşkili planlanıyordu. İstanbul dahi ayrı bir devlet haline getirilecekti. Aralarında düşmanlık yaratılacak olan bu devletçikler, Anadolu’da em peryalist hakimiyetin sürdürülmesinde bü­ yük bir kolaylık sağlayacaklardı. Emperyalistler, bu kukla devletleri Sovyet Hükümetine karşı da tehdit ve saldırı araçları olarak kullanmayı düşünüyorlardı.

Halkımız Emperyalist İşgale Boyun Şğmedi Sömürü ve zulme karşı mücadelelerle dolu bir tarihe sahip olan yiğit halkımız, emperyalist işgale boyun eğmedi. Emperyalistlerin işgal ettiği her yurt parçasında geniş halk kitleleri silaha sarıldı. Varhğını^ bağımsızlığını, onurunu ko­ rumak için kanını döktü, canını verdi. Emperyalist işgalci­ ler bir karış toprağı dahî çarpışmadan ele geçiremediler. Edirne’den, İzm ir’den Kars’a; Trabzon’dan, İstanbul’dan Adana’ya, Maraş’a, Antep'e kadar her yerde mukavemet ateşleri tutuşturuldu. İşçiler, köylüler, kadınlar, gençler, ço­ cuklar, bütün halk, Anadolu’nun çeşitli m lllîyetlerdenTörkKürt bütün halkı, emperyalistlerin karşısına dikildi. Bugün faşizme ve emperyalizme karşı silahlı prtücadeleyi savunan bizler, Kurtuluş Savaşında çarpışan halkımızın bu gelenek­ lerinin tem silcileriyiz. İlk mücadeleler Doğuda başladı. Bölge halkı, ellerin­ deki silahlarla millî kuvvetler teşkil ettiler. Şehir ve kasa­ balarda M illî Şûralar meydana g e tirild i 5 Kasım 1918’de

155 Kars'da Islâm Şûrası toplandı. İŞ Ocak 1919’da Kars, A r­ dahan ve Batum’dan gelen delegelerin toplandığı Kars Kongresinde, «C enubî - Garbî Kafkas Hükümeti Muvakkate-i M illîyesi» (Güneybatı Kafkas Geçici l\/!illî Hükümeti) adı altında bir hükümet kuruldu. 12 Nisanda İngilizlerin saldırı­ sına uğrayan Cihangiroğlu İbrahim hükümetinin üyeleri Malta'ya sürüldü. 7 Ocak 1919'da Ardahan, Ahıska, Ahıkelek, Kağızman, Oltu ve Akbaba delegelerinin katıldığı Ardahan Kongresi toplandı. Bölge, tek yönetim altmda birleştirildi. 7 Mayıs­ ta O ltu ’da Şûra Hükümeti kuruldu. Ingilizler bunlara da sal­ dırdılar. İngilizlerin Kars’ı işgali üzerine teşkilatlanma merkezi Erzurum oldu. 6 M art 1919’da merkezi İstanbul’da olan Vİlayat-ı Şarkiye Mudafaa-i Hukuk-u M itliye Cemiyetinin şu­ besi açıldı. Erzurum Kongresinden sonra 24 Ağustos 1919’da Erzurınn’da Şarkî Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kuruldu. İngiliz kuklası Yunan ordularının işgali, bütün Ege hal­ kını ayağa kaldırdı. Ege’nin yiğit köylüleri, silahlanıp em­ peryalist ordulara karşı savaşmaya başladılar. Daha 17 Mart 1919’da İzmir, Aydın, Denizli, Balıkesir, Manisa, Muğla ve buralara bağlı ilçelerin müftüleri, bele­ diye başkanları ve halk tem silcileriyle İzm ir’de Müdafaa-i Hukuk-u Osmaniye Cemiyetinin kongresi yapıldı. İşgale karşı direnme kararı alındı. Bunun üzerine bütün Ege’de -Redd-i İlhak cemiyetleri kurulmaya başlandı. Çeşitli şehir­ lerde kongreler toplanarak direniş teşkilatlandı. I. ve II. Ba­ lıkesir, I. ve II. Alaşehir ve Nazilli Kongreleri yapıldı. 14 Mayıs 1919 günü Yunanlıların İzm ir’i işgal edfeceği öğrenilince, gece Yahudi Maşatlığında büyük bir miting yapıldı. Halk, Polis Dairesindeki silah deposunu bastı. Ka­ pıları kırarak silah ve cephanelere el koydu. Hemen arka­ sından suçlan vatanlarını sevmek ve emperyalistlere karşı çıkmak olan siyasî mahkumların kapatıldığı hapishaneye hücum etti. Yurtseverleri bağnna bastı. İzm ir’in işgal edildiği gün, 15 M ayısta devrimci bir ay­ dın olan gazeteci Haşan Tahsin, işgalcilere ilk kurşunu sık­

156 tı. Haşatı Tahsin’in ilk kurşunu Ege’de mücadelenin meşa­ lesi oldu. 28 -.29 Mayıs gecesi. Ali Bey emrindeki askerler V e Hamdı Bey enirindeki halk kuvvetleri, İzm ir’den sonra îlk çarpışmaları A yvalık’da başlattı. Yine aynı gece Tahir Efendi komutasındaki yüz yirm i kişilik «Y iğ it O rd usu » ad­ lı Kuvayı M illiÿe müfrezesi Ödem iş’de düşmana saldırdı. A rtık Ege’nin her ilinde, kasabasında, köyünde halk mukavemete başlamıştı. A yd ın ’ın kuzeyinde, dağ köylerin­ den silahlı olarak gelep köylüler düşmana akınlar yapıyor­ lar, çeşitli zeybek müfrezeleri her tarafta çarpışıyorlardı. Kuşadası'nda Mahmut Esat Bey müfrezesi: Dalaman’da Yörük Ali Efe; Köşk’de Deniirci Efe müfrezeleri; A yd ın ’da D anlşn^ndll İsmail Efe; Ü çyol’da Çamlıcalı Hüseyin Efe; Adagide ve T ire ’de Gökçen Hüseyin Efe; Bademiye’de Haşan Hüseyin Efe; Alaşehir’de Musa Bey, Murat Bey ve Kara A hm et Efe, Parti Pehlivan; Salihli’de Postlu Mestan Efe; T ire ’de Mehmet Efe; A y d ın -T ire batısında Durmuş Ali Efe müfrezeleri; Üçyol yakınında Ethem ve Mümtaz Efen­ diler; Avvaltk’da Hamdi Bey; Bergama’da Adem Bey; Ktnık’da Fehmi ve Halim Bey müfrezeleri; Akhisar’da Çer­ keş Ethem kuvvetleri; Ç in e ’de gönüllü müfrezeleri ve çe­ şitli yerlerde Denizlili Hamdi Bey, Tavaslızade Ö m er Ağa, Ortakçılı Koca Mehmet, Salavatlı Halil İbrahim, Sancaklı A li Efe, Keleş Mehm et Efe, Selamı Bey kumandasındaki Ko­ çarlı müfrezeleri ve daha niceleri yurdunnuzu işgal eden düşmamn karşısına dikildiler. Yine Antalya, Burdur, Muğ­ la, Silifke ve Ege'nin güneyindeki diğer bölgelerde Kuvayt Milliye çeteleri kurulup, kuzey cephesindeki savaşa ko­ şuyorlardı.

Gerçek Kahraman Kitlelerdir Halkımız daha ilk anda kurtuluşunun ancak silahin nanv lusunda olduğunu kavramıştı. Bu yüzden emperyalist işgal­ cilerin bütün vahşet ve zorbalığına, hain Sultan ye İstanbul hükümetinin bütün engelleme çabalarına rağmen, bu kara­ rını uyguladı. Bütün yurtta 800 kadar silahlı Kuvayı M illi­ ye çetesi kuruldu. Silahlanmış halk kitlelerinin muazzam

157 yaratıcı gûcû, o sıralarda Ordu Komutanlığından atılan Mus­ tafa Kemal’e şu sözü söyletiyordu:

«Durumu ordulara ve ulusa kendim bildirdim, O güi|den sonra resmi görev ve yetkiden ayrılmış olarak, yalnu ulusun sevgisine, cömertliğine ve yi|;itliğine güvene­ rek ve onun bitmez uyarıcı ve yaratıcı kaynağından ay­ dınlanıp güçlenerek vicdanımızm gösterdiği yolda göre­ vimizi yaınnaya devam ettik.» (Söylev, Cilt I) Ege’nin yiğit halkı, mücadeledeki karartıbğını, yurdunu işga! eden emperyalistlere gönderdiği şu muhtırada çok açık anlatıyor:

«... (TüH( milleti) her türlü hayatî vf* milli haklarım ve' istiklalini temin etmek ve son yurdu kalan Anadolu'nun kalbi demek olan İzmir’i bir düşman pençesinden kur. tarmak 1^ her türlü fedakarlığa katlanarak sonuna ka­ dar mücadeleye yemin etmiştir. (Balıkesir Heyet-i Merkeziyesinin 7 Ocakta itilaf temsilcilerine yolladığı muh­ tıradan.) Birinci Balıkesir Kongresinin İngiltere, Am erika, Fran­ sa ve İtalya siyasî mümessillerine verilmek için hazırladığı bildiride de şöyle dehiyor:

«Anadolu Türkleri yurtlarmm temiz ufuklarım... feurtarmcaya kadar millî muharebeye katiyen azînetmlşlerdir. Bu gayeye ulaşmak için her türlü güçlük ve e ı^ lle r i yerle bir edecekler ve hiçbir tavsiye ve İhtan kabul et­ meyeceklerdir. «Aksi takdirde Türk son zerre.1 hayatını da sarfedecek ve fakat hiçbir kuvvet (tehdit) karşısmda hiçbir »m an işgâlleri kabnl etmeyecektir.» Mondros Mütarekesinden sonra Karadeniz’de bazı li­ manlara Ingiliz askerleri çıkmıştı. Trabzon ve civarında Ingilizlerin silahlandırdığı 2 0 -2 5 bin kişilik Rum kuvveti hal­ ka zulmediyordu. İşgale ve gerici Rum ayaklanmalarına karşı Karadeniz halkı teşkllatlânmaya başladı, önce- İstan­ bul’da Trabzon ve Havalisi Müdafa-i Milliye Cem iyeti, da­ ha sonra İ2 Şubat 1919’da Trabzon’da Trabzon Muhafaza-I Hukuk-u M illiye Cemiyeti kuruldu. Bu cemiyetin evvela Gi­ resun'da olmak üzere şubeleri açılmaya başlandı. Cemiyet, 23 Şubat ve 28 Mayıs 1919’da iki kongre topladı, ikinci kon-

ısr grede silahlı rnukavemet karan alındı. Bunun üzerine Trab­ zon halkı çeşitli müfrezeler kurdu. Ve dağlarda Rum çete­ leriyle çarpışmaya başladı. Şehirdeki halk da' silahlanmış­ tı. Trabzonlular Mondros Mütarekesine göre, İngilizlere tes­ lim edilmesi gereken silahları Doğu Ordusu cephanelikle­ rinden gizlice kaçırdılar. Yunanlıların İzm ir’i işgali üzerine, bütün Karadeniz’de emperyalizme karşı mitingler yapıldı. Rize - Hopa bölgesin­ de Mataracıoğullan ile Tuzcuoğullan, O f bölgesinde ÇakırOğullan ile Sanalioğullan, Akçaabat’ta Serdaroğullan, âilahlı çeteler kurdular. Giresun'da gizli bir silahlı savunma teşkilatı kurma çabalarına girişildi. İnebolu mavnacı ve salapuryacılan, Recep Kâhya başkanlığında teşkilatlandılar. Anadolu’ya silah geçirmeye başladılar. Kastamonu’da çete­ ler kuruldu. Samsun’da on üç çete Rumlara karşı savaşıyor­ du. Fransız işgali altındaki Zonguldak’ta ilk Kuvayı M illiye Bartın’da kuruldu. Daha sonra İstanbul’dan kaçan subaylar çeşitli silahlı müfrezeler kurdular. Trakya’da Trakya ve Paşaeli, Müdafa-i Hukuk-u M illiye Cem iyeti kuruldu. Lüleburgaz ve Büyük Edirne Kongreleri toplandı, işgale karşı sonuna kadar direnme kararlan alın­ dı. Bunun üzerine Nidaî Bey, Ahırköylü Ahm et, Teğm en Ç ırpanlı, İbrahim Hakkı, Gönüllü Hüseyin, Yolageldili İbrahim, Büyük Çekmecelİ Arnavut A li, Babaeskili Hafız Recep, Hilmi ve Solak Sabrı müfrezeleri İle M îllî İpsala ve M illî Kırklareli müfrezeleri kuruldu. Ayrıca, arabacılar, arabalarıyla millî harekete katılarak ulaştırma kollan meydana getirdiler. Fransız emperyalistlerinin işgal ettiği Adana* Maraş, Antep, Urfa ve civarianndaki bölgeler halkı da topraklarının işgaline boyun eğmediler. Ekim 1919’da işgalcilerin bir ka­ dına saldırmaları üzerine M araş’ta ilk silafh patladı. Sütçü İmam adıyla anılan bir yurtsever silahını çekip mütecavizi öldürdü. Bunun üzerine şehirde çarpışmalar başladı ve Süt­ çü İmam dağa çıktı. 28 Kasım 1919’da Maraş kalesine Fran­ sız bayrağı çekildi. Halk kaleye yürüdü. Fransızları kova­ ladı. 4 Ocak 1920’de bir Fransız birliğinin Maraş çevresin­ deki köyleri talan edip köylüleri öldürmesi üzerine, halk Maraş'ta birdşnbire ayaklanıp silaha sarıldı. Emperyalist

159 birliklerini kuşattı ve imha etti. Şehrin içinde işgalcilere karşı devanniı protesto lıareketleri yapıldı. Mitingler yapı­ lıyor, dükkanlar kapatmıyordu. Bundan sonra süratle çeteler teşkilatlandı. Zafer Bey, Muharrem Bey, Nuri Bey, Öğretm en -Hayrullah Efendi, Ke­ mal Efendinin Kozanoğlu müfrezeleri kuruldu. Hâşan Efe, Ahmiet Çavuş, Pişkin Ali Rıza, Yakup Hamdi adlı aşiret reis­ leri de çeteler kurup savaşmaya başladılar. 21 Ocakta bazı öğretmen ve din adamlarının öldürülmesi üzerine, halk ge­ ne ayaklandı. İzmir'deki gibi cephanelik basılıp silahlar da­ ğıtıldı. Hapishane basılıp, yurtseverler kurtarıldı. Şehrin içinde üstün düşman kuvvetlerine karşı savaş başladı. 11 Şubatta Fransızlar kaçtılar. Pazarcık ve Maraş'ın diğer ka­ zalarında da çeteler kuruldu. Doktor Mustafa Bey ve Ecza­ cı LütfI Bey müfrezeleri, Maraş'taki çarpışmalara katıldılar. 5 Kasımda Fransızların Antep'i işgali üzerine şehirdie büyük bir miting yapıldı, pükkanlar kapatıldı. Daha İngiliz işgali zamanında kurulmuş bulunan çeteler çarpışmaya başladılar. Kabalar aşireti reisi Karayılan (Mam oöğlu Meh­ met) müfrezesi. Şahin Bey, emekli albay KamU Bey müf^ rezeleri ve aşiretlerin Kamil Bey emrine verdikleri kuvvet­ ler, Antep ve çevresinde düşmana karşı savaştılar. 30 Ekimde Urfa Jşgal edildi. Burada da halk derhal si­ lahlı çeteler kurdu. Birçok Kürt aşireti, aralarındaki ayrı­ lıkları bırakıp emperyalizme karşı silaha sarıldı. Kuvayı M il­ liye müfrezeleri kurdular. Halk, kitleler haUnde Kuvayı M llüyeye katıldı, işgal altındaki Urfa'da, Birecik’de ve Suruç’da düşmana karşı çarpıştı. Çukurova’da ilk silahlı direnme, 1919 yılı başında Kara Haşan müfrezesinin Dörtyol'da Fransızlara saldırmasıyla başladı. 28 Mayıs 1919'da işgal altındaki Osm aniye’de iş­ galci emperyalistlerin zulmüne karşı bir miting yapıldı. Mitingde halk He işgalci Fransızlar arasında çatışma çık­ tı. Bunun üzerine birçok silahlı çete kuruldu. Bu çetelere kadınlar da katıldı. Osmaniye ve Sancak bölgesinde İslahi­ ye, Bahçe, Haruniye, Yarpuz, Yanıkkışla, Çardak, Tüzek, İkiz, Kerfuz, Kösreli, Kayhanköprüsü, Muhacir, Tatarlı, An­ dırın, İnceali, İsmail, Akan ve Ceyhan müfrezeleri, Osm a­

Itó niye'nin içinde Kârayağınlı Nuri €fe, Yeşiloğlu, Taşçı Bekir, Süleyman Ağa müfrezeleri: Karaişalı’da Müftü Hacı M eh­ met Efendinin başında bulunduğu birlikler. Emin Polat Ağa ve Derviş Ağanın Kuvayı MfHiye kuvvetleri, yedeksubay Fe rit Gelâl, Saffet, Hacı Yu'nus, Kethüdazade İbrahim Efendf müfrezeleri; Kozan’da Salm Bey, Caf İsmail Ağa, A li Ağa, İnce A li, Çerkeş Nuri Çavuş müfrezeleri; Kayabaşı V da Yörük Selim Bey’in müfrezesi; Tarsus - M ersin arâsınde Emin Aslan Bey müfrezesi ve daha birçok çeteler işgalci düşmana karşı büyük bir fedakarlıkla yurtlarını korudular, İşgalin ilerlemesini önlediler. Fransız ileri harekatına karşı Ulukışla, Niğde, Bor, Arapsun ve Aksaray’da Müdafa-i Hukuk Cem iyetleri ve Kuvayı Milliye çeteleri kuruldu. Kasabalar arasmda dolaşan bir atlı müfreze teşkil edildi. Dell Hüseyin Ağa ve Şevki Bey'In komutasındaki 500 kişilik bir müfreze de savunma tertibiyle bölge sınırını tutmuştu. Ingiliz, Fransız, Yunan ve İtalyan işgali altında olan istanbûl’da ve^ Marmara bölgesinde de halk, gizil teşkilatlar ve silahlı müfrezelerde toplandı. İşbirlikçilerin «Ingiliz M u­ hipleri Çem iyetl»ne karşı Azm*1 Milliye Cem iyeti kuruldu. 28 Mayısta Sultanahmet Meydanında toplanan 200 bin kişi, emperyalist işgali lanetledi. Fatih, Üsküdar ve Kadıköy’de de işgale karşı mitingler düzenlendi. Halk, esarete ve zul­ me boyun eğmeyeceğini büyük bir coşkunlukla ilan etti, ilk defa Topkapı semti teşkilatlandı, ingilizler ile Hürriyet ve itilafçılara karşı mücadeleye başladı. Daha sonra İstan­ bul’un bütün semtlerinde teşkilatlar kuruldu. Bu teşkilatlar bir yandan şehir içinde işgalcilere karşı mücadele ederken, bir yandan da Anadolu’ya silah ve cephane kaçırıyorlardı. Beykoz’da Yetimoğu 1ları, Kefken’de İpsiz Recep, İzmit’­ te Büyükarslan ve Bulgar Sadtk çeteleri, Bursa’da Hamit Ağa ve Vardar müfrezeleri, Gölcûk’de Yörük, Yalova’da İbo, Yenişehir’de Yörük Mustafa, Kocaelî’nde Kandıralı Halil Çavuş, Zibaoğlu Hüseyin Efendi, Yahya Kaptan müfrezeleri, Karamürsel’de Ne olursa olsun ve Gökbayrak taburları iŞ“ galci düşmana karşı savaştılar.

t«1 Sayıca az ve teşkilâtsız olmasına rağmen, işçi sınrfı* mız Kurtuluş Savaşının en ön saflarında fedakarca çarpıştı. İşçiler çeşitli gizli teşkilatlar kurarak işgal altındaki bölge­ lerde emperyalistlere kârşı mücadele ettiler. İstanbul Feşhane FabrM Sıkıyönetim Kom utanları da, halkın emperyalizmle ve faşizm e karşı verdiği m ücadeleyi, «a sayiş v e hu zu r» bildi­ rile riyle karalamaya çalıştılar. Halkın m ücadelesine «zo r­

168 balık, eşkiyalık» dediler. Onlar da Vahdettin gibi Anayasada­ ki demokratik hakları halkımız için lüks saydılar. İngilizlerin Kuvayı İnzibatiyeye yardımı gibi Amerikan emperyalistleri de, M İT'i, «K o ntrferilla »yı ve komando taburlarını teşki­ latlandırdılar ve yönettiler. M İT işkencecileri, C lA ’nın mer­ kezlerinde eğitim gördü, işbirlikçi iktidarlar, tıpkı padişah hükümetleri gibi bütün yeraltı ve yerüstü kaynaklarımızı emperyalistlere peşkeş çektiler. Bizzat Askerî Yargıtay Başkanı Refet Tüzün, yapılan kanun değişiklikleri sonunda sıkıyönetim mahkemelerinin Damat Ferit Mahkemeleri haline geleceğini yazdı. Ve bu de­ ğişiklikler Meclisten geçti. Sıkıyönetim mahkemeleri, yurt­ severler hakkında İdam fermanları çıkarttı ve ağır hapis cezaları kesti. Nasıl Damat Ferit Hükümetine karşı halkın mücadelesi haklı ve meşru bir mücadele idiyse, bugün de faşist iktidarlara karşı mücadele c derece haklı ve meşrudur. Amerikancı faşist iktidarların akıbeti de Damat Ferit hükümetlerinin akıbetinden farklı olmayacaktır.

Halkımız Amerikan Mandasıra Reddetti İngiliz-Fransız işbirlikçisi İstanbul hükümeti, işgale hiz­ met edip halkın mücadélesini bastırmaya çalışırken, bir kıötmi İşbirlikçiler de Amerikan mandasını savunuyorlardı. Yeni hükümet ve işgalci emperyalistler, Alman işbir­ likçisi İttihatçılar üzerinde baskı uyguluyordu. İktidardan düşmekle imtiyazlarının büyük çoğunluğunu kaybeden İt­ tihatçı kompradoriar, işgale karşı çıkıyorlardı. İttihatçı şefler, görünüşfe millî mücadeleciler yanında yer alıy^riardı. Am a bütün yaptıkları, silahlı kurtuluş ha­ reketini baltalamaya çalışmaktı. Bunlar, savaşla başarıya ulaşmanın imkansız olduğunu, kurtuluşun ancak bir süre Amerikan mandası altına girmekle olacağını yaymaya gay­ ret ediyorlardı. Amerikan enperyalistleri de onları bu yolda t ^ p U ^ ediyorlardı. İstanbul’daki Am erikan işbirlikçileri ve bir kısım burjuva aydınları da Am erikan mandası fikrini savunuyorlardı. Eski ittihatçı şeflerinden Raui (Orbay), Ka­ ra Vasıf, sonradan Birinci Meclisin Dışişleri Bakanı olan

169 Bekir Sami, Adnan Adıvar, Halide Edip ve Kara Kemal He Ahm et Emin (Yalm an), bu akımın başmı çekiyorlardı^ Cumhuriyetten sonra da her zaman Amerikan emper­ yalizminin çıkarlarını savunan Ahm et Emin Yalman, Vakit gazetesinde «İstiklâl Y o lu » başlığı altında şöyle yazıyordu:

«Hariçten hiçbir zor ve ı^üdahaleye maruz bulunmasak bile, istiklalimizi şimdilik Rainiz başmuza devam ettir­ meye muktedir.değiliz ve bir müâdet hayırhah, bik yol göstericiden ders almaya ve yardım görmeye muhtacız.» (Vakit, 21.7.1919) Ahm et Emin, bu yol gösterici konusunda, bir başka yaz^sında şunları söylüyordu;

«Bizimle insani açıdan meşgul olacak ve sonra keâiD kendine çekilecek bir devlet bulunamaz, bu bir hayal, dir, diyorlar. Biz iddia ediyoruz ki, böyle bir devlet var­ dır ve Amerika’dır. Bir kısmımız ‘istiklal’ diyerek nutuk atıyor ve halkseverlik yapıyoruz.» (Vakit, 15.9.1919) Kendilerine «Vahdet-i M illiye» grubu adını takan bir kısım^Osmanlı aydınları da 1919 Temmuzunda İstanbul’daki Amerikan Tetkik Heyetine verdikleri muhtırada, «Amerikan yardımı bize mesut neticeler bahşedecektir» diyorlardı. 1919’Iarda İngiliz-Fransız emperyalizminin tasallutun­ dan kurtulmayı Amerikan emperyalizmine köleliğe bağlayan­ lar, Anadolu’daki mücadeleyi «m acera» olarak görüyorlar­ dı. Çönkü onlar, yoksul halkımızın nelere kadir olduğunun farkında değillerdi. Mandacıların «m acera» dedikleri Kur­ tuluş Savaşı sonunda, emperyalistler yurttan kovuldu. Kur­ tuluş Savaşımız da göstermiştir ki, bir halk, bağımsızr lığını, emperyalistlerden b/rine karşı savaşırken diğerine dayanarak değil, ancak kendi gücüne dayanarak kazanabi­ lir. Halkımızın Amerikan emperyalizminin boyunduruğun­ dan kurtulma mücadelesi verdiği bugün de bazıları, kurr tuluş yolu olarak Avrupa emperyalizmine köleliği göste­ riyorlar. Am a işçi ve köylülerimiz, bu defa da gerçek kur­ tuluşun kendi elleriyle olacağını ispat edeceklerdir. Amerikan mandasını savunanlar, Anadolu’ya geçtikten, sonra, Kurtuluş Savaşım amacından saptırmaya raiıstıjgf; ^

170 Özellikle Sivas Kongresinde ^Amerikan mandasını sâvundu* lar. Ama yurdun çeşitli yerlerinden gelen m illî kurtuluşçu dteıtepder bu fikri nefretle red(|ettiler. Mandacılar bundan sonra Meclisteki gerici kanadın liderliğini yaptılar. Burju­ va önderliğinin emperyalizmle uzlaşma eğilimlerini körükle­ diler.

Kuı^tulu'ş Sava^mızın önderliğini MİMî Burjuvazi Ele Geçirdi /

Emperyalizmin işgali ve buna karşı halkm silaha sa­ rılması, Anadolu’da demokratik bir ortam yarattı. Yüzlerce yıldjr zalim Osmanlı feodallerinin baskı ve zulmü altında İ ^ â y a n Anadolu köylüleri, geniş kitleler halinde silahlan­ dılar. Emperyalist uşağı sultan hükümetinin Anadolu'da hiç­ bir otoritesi kalmadı. Devlet mekanizması felce uğradı. Bu durum bir kere daha gösterdi ki, demokrasi ancak halkın silahlandırılması ile gerçekleşebilir. Mücadelenin başlamasıyla birlikte, işçiler ve köylüler çeşitli teşkilatlarda birleştiler. İlerici vs devrimci fikirler halk ârasında yayılmaya başladı. Savaş sırasında işçi smıfınm bilinçlenme ve teşkilatlanması önemli gelişmeler gös­ terdi. Emperyalizme karşı savaşın esas yükünü, Anadolu’­ nun cefakar köylüleri taşıdılar. İşgale karşı savaşanların esas gücünü köylüler meydana getiriyordu. Cephe gerisin­ de de en büyük sıkıntılara köylüler katlandılar. Kurtuluş Savaşımız esas olarak bir köylü savaşıydı. Bütün bunlarla beraber, işçi sınıfımız, sayıca azdı ve teşkilatlanması yetersiz b ir dorumdaydı. İşçi sınıfımızın Komünist hareketi, mücadeleye daha yeni başlıyordu. Geniş emekçi yığınlarıyla bağlar kuramamış, halkı teşkilatlayamamış ve emekçilerin bağımsız silahlı gücünü yaratamamıştı. Yüzyılların ağır şartları, köylülerimizi çok geri bir seviyede bırakmıştı. Bütün bu sebeplerle. M illî Kurtuluş Savaşmm önderli­ ğini m illî burjuvazi ele geçirdi. Bü durum. Kurtuluş Savaşı­ m ızın zaafını tneydana getiriyordu. M illî Kurtuluş Savaşmı, Anadolu burjuvazisinin kurduğu ItlÜdafa-i Hukuk teşkilatları yönetti. Müdafa-i Hukuk, İttihat

171 ve Terakkinin işbirlikçi yöneticileriyle çatışan Anadolu teş­ kilatının devamıydı. M illî burjuvazi, Türkiye’nin bütün ticaret ve ile bütün zenginliklerinin işgalci emperyalistlerin ve komp>!?dorların eüne geçmesine karşı çıkıyordu. Çünkü Anadolu burjuvazisi, varlığını kaybetme tehdidiyle karşı karşıyaydı. M illî burjuvazi, işgal altındaki liman şehirlerini kurtarmak, devletin desteğini almak, emperyalistlere verilen imtiyaz­ ları kaldırmak, yurdun ticaret ve'isanayisine kendisilıâUIM oîmak istiyordu. Bir kısım toprak ağaları da, emperyalistlerin toprakları işgaline karşı savaşa katıldılar. Anadolu burjuvazisini esas olarak tüccarlar meydana getiriyordu. Geri b ir tarım ülke«Î olan Türkiye’de başlıca ticaret metaı tarım ürünleriydi. Toprak sahiplerinin bir kısmı ticaret de yapıyordu. Tica­ ret burjuvazisiyle bir kısım toprak sahijalerinin içiçe olması, Kurtuluş Savaşının önderliğinde kendini gösterdi. Kurtuluş Savaşı önderliğinin siyasi kadrolarının önemli bir kısmı da bürokratlar arasından çıktı. Sultanla kader birli­ ği eden büyük bürokrasi ve Osm anlı paşalarının hemen hep­ si, işgalcilere uşaklık ettiler. Çünkü bunlar, hakim sınıfla­ rın devlet içindeki tem silcileriydi. Anadolu’daki bürokrat ve subayların bir kısmı İse, millî mücadele sal^larmda yer al­ dılar. Bunlar sayesinde, Anadolu'da devlet cihazı ve ordu tamamen Heyet-i Temsiliyenin emri altına girdi. Bazı yer­ lerde İstanbul hükümetine bağlı vali ve ordu komutanları direnmeye çalıştılarsa da kısa ¿amanda tesirsiz hale ge­ tirildiler. Kurtuluş Savaşının milli burjuva önderliği Erzurum ve Sivas Kongrelerini yaptıktan sonra Ankara'da Meclisi top­ ladı. Bu suretle mücadeleyi bütün yurtta birleştirdi ve kendi önderliğini sağlamlaştırdı. Türkiye halkının emperyalizme karşı mücadelesini yö­ neten bu İlk meclis, tarihimizin en demokratik meclisidir. Onun bu karakteri, halkm silahlı olması ve emperyalizme karşı savaşı İmasından ileri geliyordu. 1921'de kabul edljşn Anayasa, küçük bir zümrenin baskı kurmasını engelleyen nheclis hakimiyeti,sistemini getirmişti.^rYine bu meclis, i^j)^

172 de Halk Zümreeî gibi ilerici gruplan barındjrıyordu. Ve Sovyetler Birliğine karşı dostluk politikası güdüyordu. Meclisin kurulmasından sonra burjuvazi, savaşın başiViyâ ulaştırılması için düzenli orduya geçilmesi gereğini, çeteleri dağıtmak ve halkın inisiyatifini köreltmek yönünde kullandı. Bundan sonra da, bir yandan Komünist harekete karşı saldırıya geçildi ve halka baskılar uygulanmaya başlandı. Öt*î6 yandan, emperyalistlerle uzlaşma teşebbüslerine giri­ şildi. Bütün halk teşkilatları kapatıldı. Solcu gazeteler ya­ saktandı. Önce, solcu bir teşkilat olan Yeşil Ordu, daha son­ ra da, Anadolu’daki devrimcilerin toplandığı bir teşkilat §,l^n Türkiye Halk İştirakiyyun Fırkası (TH İF) kapatıldh. TH İF üyeleri İstiklal Mahkemesince ağır hapis cezalarına çarp­ tırıldı. Mustafa Suphi ve 14 yoldaşı hunharca katledildi. Komünistlere bu saldırılar yapılırken, Kemalist önder­ lik.ondra Konferansına iştirak ederek emperyalistlerle uz­ laşma teşebbüslerinde bulundu. Fakat emperyalistlerin ile­ ri sürdüğü ağır şartlar karşısında Ankara hükümeti uzlaş­ mayı reddetti. 1921 senesinde Sakarya savaşından sonra imzalanan Ankara Anlaşmasıyla, Fransızlar işgal ettikleri topraklardan çekildiler. Am a bu arada, Fransız empei7 alistlerine Pozantı-Nusaybin arasmdaki demiryolu imtiyazı ile demir, gümüş ve krom madenlerine ait çeşitli imtiyazlar verildi. Kapatıldıktan sonra da faaliyetini devam ettiren TH İF ve Komünistlere zaferden sonra yeniden saldırıldı. Bunun üzerino TH İF ile Kızıl Sendikalar, Komünist Enternasyonal Türkiye Sekreteri, Türkiye Komünist Gençlik Teşkilatı ve Türkiye Komünist Kadınlar Teşkilatı, 1922 sonunda şu bil­ diriyi yayınladılar: .

«Burjuva Efendiler, «Bir zamanlar hepinizin bir resmî Komünist fırkası bi­ le yaparak kalpaklaruuza kırmızı tepelik g^egirdiğiniz de henüz gözümüzün önünde canlı bir hatıradır. Meclisiniz, de ve resmî gazetelerinizde Anadolu’da basın hürriyeti, ■ toplanma hürriyeti ve fikir hürriyeti mevcut oldoğuna, ne sansür, ne istibdat gi|>t melanetlerin yokluğum dair

173 yaphğuxız yaygaralar da henüz knlaklarınuzAa çmfau maktadır. Hatta bunlan siz utanmádan mecHıdnfalıı xa. bıtlarma bile geçirdiniz... «Hayır efendiler, hayır! “Halk tştiraki3ryun Fırkası’ res­ mî bir varlıktır. Kanunen teşekkül etmiştir. Onu ilgaya sizin hakkınız yoktur. Her burjuva memleketi gibi sizde de mevcut olması zaruri olan toplanma hürriyeti ve İL kir hürriyeti hakkı buna manidir. *Türkiye Halk İştira. kiyyun Fırkası’ smıfî bir varlıktır. Ö, Türkiye işçi ve kttylülérinin teşkilatıdır. Bu sınıflar mevçut oldu^^ ka da yaşayacaktır. / «Bu sınıflar imha edilemez ki, Fırka’yı im ha ya, da HgB edebileslniz. ‘THİF’ beynelmilel bir varlıktır. BeymelnL lel inlcılapçı proletarya ordusunun Türkiye’deki bîr müt. rezesidir. Beynelmilel bir ordu meveut oldukça siz o fır> j kayı, o müfrezeyi imha veya ilgaya teşebbüs edemezsL. nls. Siz bu fırkanm ilgası İçin ister bir polis eminuanes^ ister Heyet.i Veküe kararı ve ister MecUsinIzce bir ka. nun çıkarmız, bu bizce farketmez. Bizim, işçi ve köylfi. lerin fırkası olan Türkiye Halk tştiraldyyan teşkilatı, bizim sımflanmız gibi ebediyen mevcuttur. ... «Fakat emin olunuz, biz Türkiye Komünistleı^ sosmaya. cağız. Daima bağıracağız, maskenizi daima yere çarpaca. ğız. Fırkamızı daima resmen ve kanunen ve suuftyen mevcut tanıyacağız. Bn haksız ve zalimane hücum ve taarruzlarınızı kemal.i şiddet ve nefretle protesto edoiz. «Kahrolsun yalancı ve gaddar burjuva siyaseti! «Yaşasm işçi ve köylü smıflarmın kurtarıcı düşüncesi! «Yaşasm Üçüncü Enternasyonal!»

Türkiye KomQnistIerf IMillî IMücadelede Fedakarca Savaştılar M illî burjuva önderliğin baskı ve terör uygulanfiasına rağmen. Komünistler Kurtuluş Savaşına vargüçleriyle ka­ tıldılar. Türkiye Komünist Partisi ve onun kuruluşuna katılan Türkiye İşçi Çiftçi Sosyalist Fırkası (TİÇ S F ) ile Türk*?ye Halk İştirakiyyujı Fırkası (TH İF) Kurtuluş Savaşında emper­ yalizme karşı mücadele ettiler.

174 Mustafa Suphi, Kurtuluş Savaşında Türkiye Komünist­ lerinin görevini şöyle ifade ediyordu:

«Türkiye Komünist Fırkasma düşen vazife, yağmacı em. peryalizmiıi bütün baskısma r a ^ e n , ayaklanıp varlıklan m İspat eden Anadolu isyancılarına ve isyancıları tem­ sil eden BMM Hükümetine yardım etniek ve Anadolu’­ daki bu hareketi şarkm diğ-er mazlum ve medeni millet ve hükümetlerine bir örnek olarak j-östermektir.» TİÇ S F, İstanbul'da emperyalistlere karşı grevler, gösÎÖ^iF^^'düzenledi. İstanbul'dan Anadolu’ya silah kaçırma fa­ aliyetini teşkilatladı. Silahları deniz yoluyla m illî mücade­ lecilere ulaştıran Baba Mehmet ve arkadaşları Komünist savaşçılardı. Parti, birçok üyesini de Anadolu’ya savaşmaya göndermişti. TİÇ S F, bu durumu 15 Mayıs 1923’de «Türkiye işçi ve Çiftçi ve Orta Halli Halk Kitlelerine» başlıklı bildirisiyle ş^yle açıkladı:

«Parti İdare Heyeti, milletimizin mevcudiyetine suikast edenlerin dahili ve haricî bir hıyanet çemberi içine al­ dıkları İstanbul’da mücadeleye devam Ue kuvvetlerimizi Ismf etmektense faaliyetini sınırlandırmayı, milletin kur. toluşu namına tercih etmiştir. Bu sayede birçok bilinç. 11 arkadaşlarımızın Anadolu’da millî bağımsızlık müca. deleıdne iştirak tütmeleri imkanı hazırlanmış oluyordu. Nitekim ameleden ve münevverlerden, sizin teşkil etti, ¿iniz mazlum smıflarm müdafaasıyla naın vermiş birçok parti üyeleri, milli mücadele cephesinde yer alabilmiş, lerdir.» İçinde birçok devrimciyi barındıran Yeşil Ordu da, kur­ tuluş mücadelesinde çetelere katılarak ve köylüler içinde propaganda faaliyetleri yürüterek çalıştı. Zaman zaman kapatılmasına ve üyelerine hapis cefaları verilmesine rağmen, Türkiye Halk iştirakiyyun Fırkası Ana­ dolu köylülerini emperyalizme karşı silahlı mücadeleye kat­ mak İçin faaliyet gösterdi. Basında Muştgfa Suphi’nin bulunduğu TKP, Rusya’daki esir Türklerden 1200 mevcutlu bir «Tü rk Bolşevik Kıtası» hazırladı. Savaş esiri Türkler içinden yetikm iş yüzlerce Ko­ münist Türkiye'ye gelerek millî mücadeleye katıldılar.

175 Kurtuluş Savaşımızda partizan müfrezeleri icurukhı. Kuvayı Milliye içinde «Bolşevik ¡Taburu» adını alan bir bir­ lik, sonuna kadar İşgalcilere karşı savaştı. Komünistlerin ön­ derliğinde bir Kuvayı Milliye müfrezesinin başında Parti Pehlivan adında bir Komünist vardı. Parti Pehlivan Müfre­ zesi Yunan hatlarının gerisine çekilip, gerilla savaşı yürüt­ tü. Yunan kuvvetlerine ağır kayıplar verdirdi ve istihbarat sağladı. Osman Kaptan, Kürt Süleyman, Ardeşenli Abdut[aAiiW Geyveli Süleyman komutasındaki komünist çeteler, Kuvayı Milliye içinde istilacılara karşı savaştılar. Düşmandan ele geçirilen top mermilerinin çapını ha­ yatlarını tehlikeye atarak düşüren Imalat-ı Harbiye işçileri. THİF'nin üyeleriydi. Komünistler Yunan askerlerine de propaganda yapıyor­ du. TH İF, «A ske r Arkadaşlar» diye başlayan bir bildiride Ybnan askerlerine şöyle hitap ediyordu;

«Siz mulıaiebe uğranda kendi ocaklannızı perişan b n s. karak, kanlârmızı dökerek, canlarınıza kıyarak, çocukla, rmızı öksüz bırakarak, ancak generalleriniz ve b f ij ^ lis» ^ bitlerinizin derece.i rütbelerinin yükselmesine, sandaİyeı lerinin çoğalmasına, maaşlarının arimasma ve zenginle« rinizin muharebe esnasmda harp ticaretiyle mÜyonlar kazanmasına hizmet ediyorsunuz. Bu sizin nuranmn» dır. ... «Anadolu ordusu da sizin gibi köylü ve amelelerden rekkeptir. ... Sizler bu orduya karşı kurşun atnuıkla yal. nız kendinizin kardeşleri olan Anadolu köylü Ve amele» sine karşı değil, aynı zamanda bütün cihan emekçilerinla inkılap erkan.ı harbiye^ olan Komünist Enternasyonale karşı da silah kullanmış oluyorsunuz. «Arkadaşlar, «Haydi vazife başına! OrdnIanınızı k^de^eştirelim! K«l»rolsun istilacılık siyaseti! ELahrolsun diğer miUetlere te . hakküm siyaseti! Kahrolsun sermayedarların zalim luir^ bi! Taşasm kardeşlik! Yaşasm köylü, asker, amde labı!»

178 Eıilen Halklann Kurtuluş Savaşımıza JDesteğlnl Unutmuyoruz Sömürgeler ve ezilen halklar Kurtuluş Savaşımızı bü­ yük byir heyecanla desteklediler. Türkiye halkının ortak düş­ mana karşı mücadelesini kendi kurtuluş mücadelelerinin bir parçası olarak gördüler. Asya'nın ve Afrika’nın emperya­ list boyunduruğundaki halkları, çeşitli şekillerde Türkiye'ye yargını ettiler. Âraplar çeşitli milli teşkilatlar kurarak Fransızlara kar­ şı savaşmaya başladılar. Böylece Güney Anadolu'daki Fran­ sız işgaline karşı savaşan Türkiye halkına yardımcı oldu­ lar. Zaman zaman Türkiye içerilerinjş kadar girerek fransızlara saldırılar yaptılar. Ankara hükümeti de Arap teşki­ latlarına cephane, silah ve teşkilatçı göndererek yardım edi­ yordu. Halep Teşkilat-ı Mllliyesi, Suriye ve Filistin Müdafa-i Kuvayı Osm aniye Heyet-i Um um iyesi, gönüllü Kahire Fırkası, Amman Çerkeş Fırkası, Fransızlara karşı savaşan teşkilatların bazılarıdır. Kuzey Suriyeliler, Hama-Lazkiye hat­ tına kadar Fransızlara karşı tamamen ayaklanarak Türkiye halkıyla Arap halkının kardeşliğini ispat 6^1. Idilp ve Cebelizfiviye bölgelerinde Arap hükümetleri İlan edilerek Fransızlara ağır darbeler indirildi. Kafkas halkları, Gürcüler ve*Azerîler, İngilizlere karşı ayaklandılar, Sovyet yardımlarının Türkiye’ye gelmesini sağladılar. Çeşitli şekillerde Türkiye’deki Tnücadeleye yar­ dım ettiler. Azerbeycan Cumhurbaşkanı Neriman Nerimanov, Mec­ liste okunan mektubunda şöyle diyordu:

«Müslüman Komünistleri, sizin amactmza varmanız için olanca güçlerini harcayacaklardır. Aksi takdirde ne bi­ zim için, ne sizin için ve ne de bütün ^ | t ı için varlık yoktur.» (M. Goloğlu,^ Üçüncü Meşrutiyet, s. 241) Afganistan, Ankara hükümetini ilk tanıyan devletler­ den biri oldu. Moskova anlaşmasından birkaç gün sonra 21 Martta Afganistan ile bir dostluk anlaşması imzalandı, ingilizlere karşı savaşan Afgan halkı, bir taraftan da Ana­ dolu'ya silah ve para yardımı yapıyordu.

177 Mısır'dan, Cezayir’den, Tunus’tan, Libya'dan, Endonez­ ya'dan, İran'dan Türkiyeye yardımlar peliyordu. Bir İngiliz sömürgesi olan Hindistan’da, Anadolu’daki mücadeleye büyük bir yardım kampanyası yürütülüyordu, özellikle Hint müslümanları, Anadolu için para topluyorlar, İngiliz makamlarına dilekçeler, muhtıralar veriyorlardı. Ku­ rulan çeşitli komiteler, kampanyalar açıyor, mitingler yapı­ yorlardı Afrika'nın ortasındaki Nairobi halkı da Türkiye’deki mücadeleyi destekledi. 9 Eylül 1922'de gelen telgrafta, Na­ irobi Müslümanları Birliği adlı teşkilat, zaferi kutluyordu. Eylül 1920’de Bakû'da Şark Milletleri Kongresi toplan­ dı. Kongreye 37 ülkeşden 1891 delege katıldı. Bu delegelerin 235’i Anadolu halklai^mı temsil ediyordu. Bunların büyük bir kısmı Mustafa Suphi başkanlığındaki Türkiye Komünistle­ riydi. A yrıca Ankara hükümeti de bir heyetle Kongreye iştirak etmişti. Mustafa Suphi, Kongre'de Başkanlık Divanına seçilmişti. Bakü Şark Milletleri Kongresi, M illî Kurtuluş Sa­ vaşımızı desteklediğini ilan etti, Türkiye halkının kurtuluş savaşı, emperyalizme karş:i kurtuluş âavaşlarmın ilk kıvılcımıydı. Kurtuluş Savaşımız, Asya, Afrika, Latin Amerika'nın ezilen milletlerine cesaret ve umut verdi. Stalin diyor ki:

«nnilî meselenin genişleyerek yeryüzünün tümünü, İlk 5nee küçük kıvılcımlar lıallnde, sonra da uinsal knrto> İnş hareketlerinin aleviyle sarmasını ve sömürgeler ge­ nel meselesi biçimine bürünmesini sağlayan ikinci etken, emperyalist grupların Türkiye’yi parçalamak ve bn ül­ kenin devlet olarak varlığına son vermek yolandaki girl. şimleridir. Müslüman halklar arasmda en gelişmiş dev­ letlerden biri olan Türkiye, böyle bir şeyi sineye çeke­ mezdi. Savaş bayrağım yükseltti ve etrafma doğamın halklarım toplayarak emperyalizme karşı darda.»

Lenin'in Başında Bulunduğu Sovyetler Birliği Kurtuluş Savaşımıza Büyük Destek Oldu Lenin, uyanan Asya'nın m illî kurtuluş ve demokrasi Sâvaşlarına duyduğu sıcak sevgiyi şöyle ifade ediyordu:

178 «Asya’nın her yerinde büyük bir demokratik hareket ge­ lişiyor, yayılıyor ve güçleniyor. Asya’da burjuvazi, hâlâ gericUil'e kaışı halkın yanmda saf tutmaktadır. Yüz mil. yonlarca insan hayata, aydınlı|a ye özgürlüğe göslerini açıyor. Bu dünya hareketi, kollektivizme giden yolun de. mokrasiden geçtiğini bilen tüm smıf bilincine vamuş iş> çilerin yüreklerinde ne büyük bir sevinç doğuruyor! Bü. tün namuslu demokratlar, genç Asya'ya ne büyük bir ya. kinlik duyuyor! Bütün genç Asyar yani Asya’daki yüz milyonlarca emekçi, uygar ülkelerin .^oleteryasmda gü. veniiir bir müttefike sahiptir. Dünyada hiçbir kuvvet, hem Avrupa halklannm, hem de Asya halklannm kur. tuluş zaferini engelleyemez.» (Geri Avrupa, İleri Asya, 1913) Büyük Ekim Devrim iyle, Türkiye!y|^le geçirmek iste­ yen emperyalist Rusya yıkıldı ve Türkiye halkına dost Sov­ yet hükümeti kuruldu. Rusya proleteryası, bu şanlı devri­ miyle dünyada yeni bir çağ başlattı. Büyük Ekim Devrimi, bütün dünya halklarına olduğu gibi, Türkiye halkına da em­ peryalizme ve feodal sultanlığa karşı mücadelesinde yeni bir azim ye cesaret verdi. Bu büyük olay, işçileri, köylüle­ ri, bütün halkımızı derinden etkiledi. Mustafa Kemal, 14 Ağustos 1920’de Ekim Devrimin! şöyle anlatıyordu:

«Arkadaşlar, ... Rusya’da patlayan inkılap, insanlannm büypk çoğunluğunu meydana getiren fakir halk içinde, bilhassa be halkın en çok eziyet ve sıkmtı ve ızdıraba maruz kalmış olan amele smıfı içinde eskiden beri mev. cut olan gerçek sosyalistlik. isteğini ve gayesini ilan et. ti. ... Ve bütün insanhğm emperyalist ve kapten dem vurarak Mustâfa Kemal’i faşist dema­ gojinin bir aleti haline getirmeye yelteniyorlar. Oysa on­ lar, Amerikan boyunduruğunun sadık bekçileri olarak 1920’lerin padişah hükümetinin ve Kuvayı İnzibatiyenin bugün­ kü takipçileridir. «Atatürkçülük» perdesi altında halkımız­ dan gizlemeye çalıştıkları gerçek yüzlerini herkes çok ya­ kından tanıyor.

Emperyalizmle İşbirliği, Nazilere Hizmet Eden Sahte Tarafsızlık, Politikasına Vardı 1930’lardan sonra Sovyetler Birliği ile dostluk politi­ kası bir süre daha devam etti. Sovyetler Birliği, Türkiye’yi hem emperyalist tehditlere karşı destekledi, hem de İkti­ sadî yardımlarda bulundu. Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı-

âoi nm uygulanışında Sovyetler Birliği sekiz milyon dolarlık faizsiz kredi yardımı yaptı. Kayseri ve Nazilli dokuma fab* rikaları Sovyet yardımıyla kuruldu. Boğazlarda Türkiye'nin egemenliğini tanıyan Montrö anlaşmasında ve Hatay'ın Fransız sömürgesi olmaktan kurtarılmasında Sovyetler Birliği Türkiye’yi destekledi. Savaş öncesinde Türkiye emperyalistler arası çatışma­ ların önemli bir düğüm noktası haline geldi. 1929 dünya kaipitallst buhranından sonra, Alm an emperyalizmi güç­ lenmeye başlamıştı. Alman emperyalist tekelleri Birinci Dünya Savaşında kaybettikleri sömürü ve nüfuz alanları­ nı tekrar kazanmak,için Hitler’in -N a zi Partisini iktidara getirdiler. Savaş hazırlıklarına başladılar. Bir yandan da dünyanm çeşitli ülkelerine el attılar, nüfuzlarını arttırmaya ve emperyalist tahakkümlerini kurmaya giriştiler. Balkan ülkelerine ve Türkiye’ye yönelen yeni bir dış ticaret politi­ kası ve İktisadî yardımlarla bu ülkelerde hakimiyet kur­ maya çalıştılar. Alm an emperyalistleriyle 1925’te demiryolu inşaatı ve sermaye yatırımıyla başlayan ilişki hızla gelişti. Almanya ile 1929’da yüzde 23.5 olan ithalat, 1937’de yüzde 47’ye, ihracat yüzde 16’dan yüzde 36.5’a çıktı ve 1939’da yüzde 56’ya vardı. Dış ticaret üzerinde hakimiyet kuran Alman tekelleri, ithalat ve ihracatı istedikleri şartlarda yürüttü­ ler. Alm an emperyalizminin nüfuzu hızla arttı. Alm an iş^ birlikçisi burjuvazi hızla güçlenmeye başladı. iş Bankası çevresinde toplanmış olan İngiliz-Fransız işbirlikçileri de güçlerini korudular. Alman emperyalistle­ rinin Türkiye üzerinde toprak talebinde bulunan İtalyan fa­ şistleriyle ittifak yapması Türkiye’yi İngiliz-Fransız em­ peryalistlerine yaklaştırdı. Bu durum savaş yıllarına kadar devam etti. Türkiye, 1936 yılında İngllizlerin tezgahladığı Balkan Paktının kuruluşunda büyük çaba gösterdi. Aynı yıl Ortaddğuda İngiliz menfaatlerinin korunması amacıyla ku* rulan Sadabad Paktına girdi. Emperyalistlerle işbirliğini geliştiren büyük burjuvazi. Sovyet dostluğuna iyice sırt çevirdi. Bir süre sonra komü­ nizm ve Sovyetler Birliğine düşmanlık, dış politikasının temelini meydana getirmeye başladı.

208 Savaş ihtimalinin artmasıyla Türkiye Özerinde iki em ­ peryalist grup arasında çatışma hızlandı. İngiltere'nin 1938 Mayısında on milyon sterlinlik bir kredi verm esine karşı­ lık, Ekimde Almanya ile 150 milyon marklık bir kredi an- ı taşması imzalandı. Karabük Dem ir Çelik Fabrikasının yapı- i mı da İngilizlerle Alm anlar arasmda bir çekişme konusu oldu. Sonunda Atatürk’ün müdahalesiyle Ingiliz Brasset firmasına verildi. Nihayet 1939 Martında Ingiltere ve Fran­ sa ile Karşılıklı Yardım Anlaşması imzalandı. 1938'de Atatürk'ün ölümünden sonra İktidara geniş ölçüde hakim olan bürokrat burjuvazi, esas olarak Alman işbirlikçisiydi. Bu yüzden Alm an faşistlerine bağımlılık hızla artıyordu, Savaşın başında Fransızların kesin yenil­ gisi ve Alman emperyalistlerinin yayılması, Türkiye'deki faşist hükümetin iyice Almanya'ya yanaşmasına yolaçti. Sonunda Almanların Sovyetler Birliğine saldırmasından dört gün önce 18 Haziran 1941'de Türkiye-Alınanya Saldır­ mazlık Paktı imzalandı. Bu andan itibaren Türkiye'deki faşist hükümet, taraf­ sızlık adı altmda Alman emperyalistlerinin istilacı emel­ lerine hizmet eden bir politika izledi. Silah yüklü Alman gemilerinin Boğazlardan geçmesine izin verildi. Türk subay* lan, Sovyetler Birliğindeki Müslümanlardan kurulan ve Sovyetler Birliğine saldırtılan birliklerin teşkilatlanmasına ve eğitimine yardım ettiler. Ekim 1941'de yapılan anlaş­ mayla Alm anya’dan yüz milyon lira alındı. Türkiye de A l­ man Nazilerine stratejik önemi büyük olan krom sattı. 1943-44 yılları boyunce 150 bin tona yakın krom Alman em­ peryalistlerine yollandı. Alm anlann yenilmeye başlamasından sonra da Türk hükümeti Alm an taraftarı politikasına devam etti. Saraç­ oğlu hükümeti, müttefiklerin savaşa girm e tekliflerini so­ nuna kadar reddederek, hamisi faşistlere yardım etmeye çalıştı. «M illî Şef»In Faşist Diktatörlüğü 1938'de Atatürk'ün ölümüyle İş Bankası grubu en bü­ yök koruyucusunu kaybetti. Büyük burjuvazinin «M illî Şef»i

209 \ismet Paşa Cumhurbaşkanı oldu ve İş Bankası grubunun temsilcisi Celâl Bayar iki ay sonra başbakanlıktan uzak­ laştırıldı; 1930'lardan itibaren artan bir şekilde faşist ted­ birler alan iktidar, savaşı bahane ederek halk Özerindeki bsişkı ve sömürüsünü yoğunlaştırdı. Savaş yıllarında Ingiliz -Fransız emperyalistlerinden uzaklaşan ve Sovyet düşman­ lığını temel alan C H P iktidarı faşist bir karakter kazandı. 1942'de kurulan Alm an işbirlikçisi Saraçoğlu hükümeti, faşist terörü en yüksek noktaya ulaştırdı. 18 Ocak 1940’da M illî Korunma Kanunu adı altında bir zulüm kanunu çıkarıldı. Kanunun 9. maddesiyle fabrikalar­ da ve madenlerde üretimin düşmemesi ve faaliyetin dur­ maması kılıfı altında halka zorla iş mükellefiyeti yükleni­ yordu. 10. maddesi, işçilerin ve teknik personelin serbest­ çe işlerini terkedebilmelerini yasaklıyordu. Yine aynı ka­ nunla işçilere zorla 3 saat fazla mesai yaptırılabiliyor ve hafta tatili kaldırılabillyordu. 1936'da çıkarılan İş Kanunu, Ceza Kanununa eklenen 141 ve 142. maddeler ve Cem iyetler Kanunuyla her türlü teşkilatlanma hakkı yasaklanan İşçi sınıfı üzerindeki zorba­ lık, böylece tahammül edilmez bir hale getirildi. Bu kanuna dayanılarak işçiler, yol, köprü, iskele inşa­ atlarında, Etibank'a bağlı Soma, Tavşanlı,^ Değirmisaz, Ereğli ve diğer madenlerde zorla çalıştırıldılar. Tekel ida­ resine ve Sümerbank’a bağlı fabrikalarla şeker fabrikala­ rında, elektrik, tramvay ve tünel işletmelerinde işçilere zorla fazla mesai yaptırıldı. Çok düşük ücretler verildi. «M illî Şef»in faşist diktatörlüğü bunlarla da yetinme­ di. 1944 yılında M illî Korunma Kanununa eklenen madde­ lerle işçi ve köylüler üzerindeki sömürü ve zulüm arttırıl­ dı. Buna göre, «iş mükellefiyetine tabi olan kimseleri iş­ yerlerine sevk için zabıta kuvveti kullanılabilir. Sevk sı­ rasında kaçanların yakalanıp yeniden şevkleri için yapa­ cakları masraflar, bunlan çalıştıran müessese tarafından ödenirse de, müessese bu masrafları daha sonra ilgili iş­ çilerin ücretlerinden keser. Çalıştığı yeri meşru bir ma­ zereti olmadan terkeden işçiler yakalanıp işyerine sevkedilir. Sevk masrafları da ücretlerinden kesilir. Azam î ücreti

210 tesbit yetkisine saiıip olan hükümet, bunu işverenlere/ devredebilir.» Bu kanun köylülerin bulunduğu yerden 1Ş km uzaklıktaki Özel veya devlet çiftliklerinde ça lıştırılm ^ sını, köylülerin kaçması halinde yakalanıp geri getirilme­ sini, bu iş için yapılan.masrafın zorla çalıştırılan köylüleifin ücretinden kesilmesini de sağlıyordu. I Böylece yoksul köylülerin kendi topraklarında çalış­ maları yasaklandı. Madenlerde, toprak ağalarının ve devle­ tin çiftliklerinde düşük ücretlerle zorla çalıştırıldılar. Top­ raklarına ağalar el koydu. M illî Korunma Kanunu, işçiler ve köylüler için bir kö­ lelik kanunuydu. Bu kanun, bütün emekçi halk için angarya ve zulüm kanunuydu. Büyük burjuvazi ve toprak ağaları, İkinci Dünya Savaşı yıllarında halkın iliğini böyle sömür­ düler. Bazılarının otoriter-devrimci dediği M illî Şef iktida­ rı, işte böyle zalim bir faşist diktatörlüktü. İktidar, 1943’de çıkardığı bir vergi kanunuyla köylünün mahsulünün yüzde 12’sine ürün olarak el koyuyordu. Ver­ ginin miktarı memurlar tarafmdan keyfî, olarak ve insaf­ sızca önceden tesbit ediliyordu. Bu, zalim Ospnanlı feodal­ lerinin aşar vergisinin yeniden getirilmesinden başka bir şey değildi. M illî Korunma Kanununa yapılan ilaveyle 40 dönümden az toprağı olan köylülerin öküzlerine M illi Mü­ dafaa Vergisi"olarak el kondu. Böylece zaten zor şartlar altında yaşayan köylüleri­ miz için hayat daha da zorlaştı. Ellerinden öküzleri atman, mahsullerine el konan, zorla başka işlerde çalıştırılan köy­ lüler, topraklarını ağalara kaptırdılar. Toprak ağaları daha da zenginleştiler. Yoksul köylülerin mahsulü zorla elle­ rinden alınırken, büyük toprak sahipleri mahsullerini kara­ borsada sattılar, milyonlar vurdular. 12 Tem m uz 1946 tarihli Cum huriyet gazetesi şu ha­ beri veriyordu:

'

«Bursa’da köylüler; bütün mahsulümüzü Toprak Mahsul. leH Ofisine verdiğimiz halde hâlâ onlara yüzde 70 mah. sul borçluyuz. Borcumuzu ödemek için öküzlerimizi sat­ tık. ... Toprağı öküzsüz nasıl işleriz; çaresiz topraklarımı, zı nadasa bırakıp zenginlerin topraklarında çalışıyoruz. Şehire buğdayı biz satıyoruz. Ama biz ekmeğe 35 kuruş

211 öderken, onlar buğdayı 30 kanıştan alıyorlar, demişler­ di. Kayıiıakam bu şikayetleri duyunca, kızarak, komünist tahrikleri hakikaten bu köyü sarmış, diye bağırmıştı.» «M illî Şef»in C H P ’si savaş yıllarında jandarma dipçiği ve tahsildar zulmüyle faşist bir diktatörlük sürdürdü. İşte 12 M art’tan sonraki faşist terör rejiminin uygulayıcıları olan Erimler, Melenler, Satırlar, bu yıllarda yetiştiler. Faşist zulüm yıllarında ırkçılık körüklendi. Çeşitli ırkçı teşkilatlar kuruldu. Bunlar Alman Mazileri tarafından beslendiler ve halka saldırılar düzenlediler. Alman Dışişleri Bakanı Ribbentrop, Alm anya’nın Tür­ kiye’deki elçisi von Papen’e gönderdiği bir şifrede

«Malî durumlannın yetersizliği dolayısıyla Türkiye’deki dostlarımızı destekleyebilmemiz için size 5 milyon altın Beiehsmark gönderilmesini emrettim.» (Alman Gizli Bel­ geleri, s. 113) diyordu. Bugünün Üll Çünkü demokrasinin kuramları işler gibi görünüyor.» (Milliyet, 22 Mart 1971)

1971 yılma doğru emperyalizmin dünya çapındaki buh­ ranı derinleşmekteydi. A B D ’nin dolar saltanatı çökmekte

271 v$ emperyalistler arasmdaki çelişmeler keskinleşmektey-

dii Gerileyen A B D emperyalizmi, sarsılan emperyalist mi^nfaatlerini korumak için faşist diktatörlükler hazırlıyordui A B D emperyalizminin, özellikle Ortadoğu halklarına karşı saldırganhğı yoğunlaşıyordu. A B D emperyalizmi. Oı^ tadûğu’da kendine bağımh ülkeler üzerindeki hakimiyetini sağtemlaştırmak ve gerici rejimleri Arap halklarının kurtu­ luş |nûcadelesine karşı birleştirmek için, çeşitli tertiplere girişiyordu. İşte bu şartlar altında, Amerikan emperyaliz­ mine en sadık faşist generaller, 12 l\Aart darbesini yapa­ rak İktidara geldiler. N A T O ’ya bağlı Türkiye ordusuna ve­ rilen görev, A B D emperyalizminin Ortadoğu'daki yedek jandarma kuvveti olmaktı. 1969 yılından beri Türkiye limanlanna gelemeyen Amerikan Altıncı Filosunun huzur ve güvenliğini sağlaya­ cak Amerikancı faşist bir diktatörlük kurulmuştu. Başba­ kan Erim, anti-emperyalist hareketin bastırıldığını ve A B D II efendilerinin Türkiye'ye artık rahatça gelebileceklerini açıkça ifade ediyordu.

Faşist General Klikleri Hangi l\Aenfaatler!n Temsilcisiydi? Proletarya hareketi, daha başından 12 M art’m gerici bir darbe olduğunu ilan etti. Proleter Devrim ci Aydm lik, 23 Mart 1971'de durumu şöyle tahlil ediyordu:

«Hakim mnıflar bir as için Mr çare bnlabilmlş gS^âkae« dahi, aslında bubran daha da derinleşmiştir... Busön buhranı dogiıran ve derinleştirmen çelişmelerden hiç biri çözülmüş değUdir. «Bir g-erici ilctldarm yerini bir başka gerici iktidar ala­ bilir. Ama devrim ateşi söndûrülemez.» (Proleter Devrimci Aydınlık, sayı 35) 1 er

12 Mart darbesiyle iktidar» ele geçiren Sunay-Tağmaç’ m başında bulunduğu general çetesi, Amerikan emperya­ lizmine en sadık faşist klikti. Bu çete, esas itibariyle bü­ yük montaj sanayicilerinin faşist kesimlerine ve onlann kaynaştığı ma|i aerrhaye çevrelerine dayanralktaydi. A P nin 12 Mart'tan önce uyguladığı devalüasyon politikasından

272 zarar gören ve A P ’nin devrilmesinde önemli b ir rol oyrtayan Koç ve Eczacıbaşı’nm ön planda gözüktüğü sermaye grupları, bu çetenin dayandığı kesimlerin en önemli unsur­ larıydı. 1940’ların «m illi şef» faşizminin kalıntısı ofan CHP'nin göbekçi takımı ve Feyzioğlu'nun M G P ’si bu kliğin parlamentodaki kadrolarını nnieydana getirdiler. j Sunay-Tağmaç çetesiyle ittifak kurarak, 12 Mars'tan sonra iktidara ortak olan Gürler-Batur çetesi, bürqfkrat burjuvazinin en kodaman ke$imlerirrin tem silcisiydi. Ordu­ nun ve bürokrasinin Amerikan emperyalizmiyle olan, kuv­ vetli bağlan dolayısıyla, bürokrat burjuvazinin bu faşist kliği de Amerikan İşbirlikçisiydi. Bu klik, bürokrat kapita­ lizmini savunuyordu ve bunlann programı, kapitalist bü­ yûk sermayedarlara karşı bazı bürokratik sınırlamalör ge­ tiriyordu. Ayrıca gerici toprak ağalanyla da çatışıyordu. Bu sebeplerle hakim sınıflar içinde, AP'ye karşı en uzlaşmaz politikanın savunucusu bu klik oldu. Büyük bürokrat burju­ vazinin siyasi hareketi, devletçilik ve reform politikasıyla, tekellerin baskısı karşısında korunmak isteyen orta taba­ kaları da etkisi altında tutuyordu. Bu sayede, 12 M art’tan sonra kurulan faşist iktidar, A P ’nin yapamadıklarını yapa­ bildi. Yıpranan ve ipliği pazara çıkan A P ’nin yerini, hakim smıfları etrafında birleştiren ye orta tabakalan da reform slogánlanylá kısa bil* süre aldatabiien faşist bir iktidar al­ dı. 12 Mart darbesiyle İktidara gelen generaller, parlanrmntoyu feshedemediler. Bu noktada hakim sınıfların par­ lamentoyu korumak isteyen kesimleriyle uzlaştılar. D i­ m itrov’un belirttiği gibi,

«Faşizmin geniş bir kitle dayanağı bulaıiıadığı ye faşist bürjnva kampm çeşitli gruplan arasındaki mücadelenin keskin olduğu bazı ülkelerde bu rejim, ilk önce parla­ mentoyu feshetme yoluna gitmez. Sosyal demokrat par­ tiler de dahil olmak üzere, öteki burjuva partilerinin bi­ raz meşruiyet elde etmelerine gö* yumar.» (Üçüncü En>tepnasyonale Rapor) < 12 Mart.darbesinden sonra kurulan Birinci Erim HükûBietl, Sunay-Tağmaç çetesiyle Gûrler-Batur çetesinin ortakbğıni temsil ediyordu. Yeni hükümette AP'li bakanlar da

173 yeraldı. Başbakan Nihat Erim, Amerikancı faşist çetenin adamıydı. M G P ’ii ve C H P ’nin göbekçi takımından bakanlar da bu çetenjn temsilcileri olarak hükümete girmişlerdi. Gürler-Batur çetesi ise, hükümette «O n b irle r» adıyla tanıı;ıan bürokratlar tarafından temsil ediliyordu. Proleter Devrimci Aydınlık, Erim hükümetinin progran)ının A BD işbirlikçisi tekelci burjuvazinin programı oldu­ ğunu şöyle açıklıyordu:

,

«Erim hükümetinin programmda 'asayişi ve güvenliği koruma, huzuru sağlama’ şiarı altmda getirilmek iste­ nen baskı tedbirleri ve muhtemel Anayasa değişikliği, birtakım ‘reform’ vaadlerbıe dayanâırılmıştır. Teni hü­ kümet, dış politikada ABD emperyalizmine bağımlılığı, ve iç politikada artan zulüm ve sömürüyü ‘reformlar’ olarak sunduğu bir dizi tedbirle kabul ettirmek istiyor. Geniş halk yığınlarını ve kamuoyunu bu yolla susturma, yi umuyor. ... «Bu tedbirlerin, işçi köylü yığmlarınm yararına olan hiç bir yanı yoktur. Bn tedbirler emekçi halkımız üzerinde, ki sömürü ve baskıyı hafifletmeyi değil, bunu daha dü­ zenli ve daha ağır bir şekilde sürdürmeyi amaçlamak, tadır. Bu tedbirler, Türiciye’de ABD emperyalizminin en yakın işbirlikçisi olan, tekelci büyük burjuvazinin talep­ lerini içermektedir. Dolayısıyla, bu talepler ... eıpperyalizmin Türkiye üzerindeki hakimiyetini perçinlemeye yönelmektedir.» (Proleter Devrimci Aydınlık, sayı 38, 13 Nisan 1971)

Demokratik Güçlerin Birleşememe»! Faşizmin Başarısını Kolaylaştırdı Faşist diktatörlük, 12 Mart'ta yapilan darbeyle bir gün içinde yerleşmedi. 12 M art’ta iktidarı ele geçiren faşist­ ler, devlet Ve toplum içindeki bütün kurumiara hakim ol­ mak amacıyla baskı tedbirleri uyguladılar ve faşizmi yer­ leştirmek için elverişli bir ortam geliştirdiler. Proleter Devrimci Aydınlık, bütün demokratik güçleri, halk kitlele­ rini örgütlemeye ve faşizme karşı mücadeleye çağırdı:

«âtktidarm Anayasayı değiştirmesine ve baskı tedbirle, rine karşı demolıratlk ve ilerici güçlerin en geniş saflar, da birleşmesini ve mücadele etmesini sağlamalıyız. Bu

274 konuda her türlü dar klik menfaati güden tekkeci tuta, mu mahknm etmeliyiz. Çünkü böyle bir tutam, halkın, davasına ihanet olacaktır. Anayasa değişikliğine ve bas- / ki tedbirlerine karşı olan her şahıs, her grup ve her ör.' gütün yurt çapmda, aynı hedefe yönelen eylem birliği için mücadele etmeliyiz. Bunun için gerekli bütün teşebi ' büslere girişeceğiz ve bu yoldaki bütün teşebbüsleri deş» tekleyeceğiz. ... ? «Faşizm mukadder değildir. Halk yığınlarmm aktif dje> mokratik mücadelesini örgütleyerek, ve deteokratik güç­ lerin en geniş saflarda eylem birliğini gerçekleştirerek, faşist diktatörlük planlarım çökertebiliriz. Bütün gerici iktidarlar yıkılmaya mahkumdur. Erim hükümeti de yı. kılmaya mahkumdur.» (Proleter Devrimci Aydınlik, sayı 40, 27 Nisan 1971) Erim, 23 Nisanda hali pinizin canını yakarım. Barada Allah da benim, peyg^am. ber de benim.» (ŞAi'AK, sayı 10, Pertriks işçilerinin bil­ dirisi) Pertriks İşçileri, sıkıyönetim generallerine ve patrona karşı direndiler, fakat ağır baskılar sonunda grev ezildi. Pertriks işçileri, grevi şöyle anlattılar:

«Grev başarıyla devam ederken ... işveren Sıkıyönetim Komutanıyla anlaştı. ... Bunların elebaşıları faşist Su. nay - Tağmaç generaller çetesidir. İşçi nafakasına elle, rtnl uzatanlar bunlardır. Bütün halkımız bunlardan nef. ret ediyor. ... Pertriks’in zalim patronları da sırtlannı bunlara dayamışlardır. «17 Mayıs 1971 günü beş kamyon ağır sil&hlı asker ve uç kamyon sivil polisi grevi bastırmaya geldiler. Bize, şn güne kadar içeri gireceksiniz dediler. ...

280 «20 Mayıs sababı içeri girdilc. Bizi işverenler yıkamadı, faşist generaller yıktı. ... Şimdi hükmümüz kolumuza geçer. ...» (ŞAFAK, sayı 10) G rev bastırıldıktan sonra, toplu ^özleşme maSasma oturan işçi tem silcileri, karşılarında patron yerinde bir sı* fcıyönetim generalini buldular. Bu general, patronun hazır­ ladığı toplu sözleşmeyi işçilere zorla imzalattı. Bundan soti' ra patron, dört aylık grevin intikamını almaya girişti. Yüz­ den fazla işçi işten çıkarıldı. İşçi önderleri sıkıyönetime çekilerek dövüldüler. Birçoğu tutuklandı. Fabrikada kalan­ lar, en ağır şartlar altında çalışmaya zorlandı. Patron, ka­ nunların uygulanmasını isteyen işçilere şöyle cevap veri­ yordu:

«Sen hangi kanundan bahsediyorsun? Defolup gitmezsen Sıkıyönetime şikayet ederiıp. ... Benimle bu şartlar altın­ da çalışmak isteyen çalışır. İstemeyen, ceketini alıp gi­ der. Burada kanun da benim, her şey de l>enim.» (ŞA­ FAK, sayı 10) Pertriks işçilerine uygulanan terör, sadece bir örnek­ tir. Sıkıyönetimin ilanından sonra bütün yurtta on binlerce işçi, patronlardan «burada kanun benim » sözünü duydular. Yıllarca mücadele ederek kazandıkları haklarını korumak isteyen işçiler, sıkıyönetime teslim edilmekle tehdit edil­ di. Mücadele edenler zulüm ve zorbalıkla ezildi. İşkence gördü, işlerinden atılarak açlığa ve sefalete mahkum edildi. İşçi sınıfımız bu şartlar altında mücadelesine devam etti. Pertriks’le beraber greve gitmiş olan Berec fabrikasın­ da da sıkıyönetimin ilanıyla birçok işçi işten atıldı. Bunun üzerine işçiler oturma grevi yaparak direnişe geçtiler. Sı­ kıyönetim, bu direnişi işçilerin üzerine asker göndererek bastırdı. Yine İstanbul'da Topuz Torçelik patronu, sendika seç­ me hakkını kullanan işçileri işten attı. İşçiler fabrikayı iş­ gal ettiler. Bu mücadele de sıkıyönetim tarafından bastı­ rıldı. 1971 sonbaharında Ankara'da Üstün - Çelik patronu bütün işçileri işten attı. Bursa’da otobüs işçileri uzun sü­ ren bir grev yaptılar.

281 Yıl sonunda İstanbul’da Paşabahçe ve Çayırova işçile­ rinin grevleri sıkıyönetim tarafından bastırıldı. Paşabahçe grevine polis ve ordu, birlikleri saldırdılar, Patronun kiralık katilleri, işçilerin üzerine kamyon sürerek Kadir Peker'i şe­ hit ettiler. Sıkıyönetim generalleri, Paşabahçe grevini bas­ tırdıktan sonra, DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler’i teh­ dit ederek Çayırova grevini durdurdular. İstanbul Sıkıyöne­ tim Komutanı Faik Türün, Paşabahçe toplu sözleşmesine, patron adına bizzat katıldı. Sıkıyönetim komutanları, bildiriler yayınlayarak grev­ leri yasakladı. Her türlü sendikal faaliyet sıkıyönetimin iz­ nine bağlandı. Grev hazırlığı yapan bazı sendikacılar, tehdit edildi ve gözaltına alındı. Bazıları, işçileri mücadeleye teş­ vik etmeyeceklerine ve mücadeleleri önleyeceklerine dair teminat verdikten sonra serbest bırakıldılar. ' Birinci Erim Hükümeti, 1971 yılında daha önceden ertelenmiş olan, BP ve Mobil şirketlerine ait Ataş Rafinerisin­ deki grevi, Makina Kimya Endüstrisi işçilerinin. Denizcilik Bankası ve Konya Sümerbank grevlerini, Trabzon, Niğde, Çorum , Söke ve Balıkesir çimento fabrikalarındaki grevleri «m illî güvenliğe aykırı» oldukları gerekçesiyle erteledi. 1971, son on yıl İçinde grevlerin en fazla ertelendiği yıl oldu. Bütün bunlar, faşist diktatörlüğün işçi sınıfımıza ne kadar ağır bir zulüm ve sömürü getirdiğini gösteriyor. Sıkıyönetim, 15-16 Haziran mücadelesine önderlik et­ miş olan işçilerin isim listelerini yeniden düzenledi. Bin­ lerce işçi toplu halde işten çıkarıldı. İstanbul’da Sungur­ lar Kazan fabrikasının patronu, sıkıyönetim ilan edilir edil­ mez fabrikanın bütün işçilerini işten çıkardı. Yerlerine al­ dığı işçileri sendikasız olarak en ağır şartlarda çalışmaya p rla d ı. Sadece Otosan’da yüzlerce işçi işten atıldı. Yine İstanbul’da EG A Pres Döküm, Vinyleks Jawa, Singer, Yu­ nus Çimento, Arçelik, Aslan Tuğla, Türkay, Mortaş, Gislaved, Anadolu Gam Sanayii, Pertrîks, Berec, Profilo, A E G ETİ ve diğer birçok fabrikada binlerce işçi işlerinden atıl­ dılar. Patronlar, işten atılan isçiler için «kara liste»ler dü­ zenlediler. Bu yolla, bir fabrikadan atılmış olan işçinin bir daha iş bulması imkansız hale getirildi. Böylece, «kara lis­ teye« alınan İşçiler, açhk ve sefalete mahkum edildi.

28â İşten atılanlar, sadece işçi önderleri değildi. Tensikat­ lar bütün işçi kitlesine karşt yürütüldü. İşten çıkarılanların yerine asgari ücretle yeni işçi alındı. Böylece binlerce îşçi sefalete itilirken, yerlerine alınanlar da boğaz tokluğuna çalıştırıldılar. H er türlü iş güvenliğinden yoksun bırakıldı­ lar. Bütün toplu sözleşmeler pervasızca çiğnendi. İstanbul'­ da özgen - Emaye ve Titan fabrikalarında patronlar, yeni iş­ çileri tehlikeli makinalarda çalıştırarak el ve ayak parmak­ larının kopmasına sebep oldular. Sıkıyönetim sarı sendikaları destekledi. İşçiler sarı sendikalara girmeye zorlandılar. Pimaş, Gürçelik, Sanat, Oeva, Kurtsan ve daha birçok fabrikada, sendika haklarına sahip çıkan işçiler işten atıldı. Birinci Erim Hükümeti, mücadeleci işçileri yıldırmak için terör uyguladı. Sarı sendikalara karşı mücadele eden Gislaved fabrikasının işçi temsilcileri, her hafta Eyüp Ka­ rakoluna çekilip dövüldüler. Grev yapan Parteks İşçileri 4e gene bu karakolda dövüldü. Bölgedeki fabrikaların işçileri üzerinde baskı uygulayan Alibeyköy Jandarma Karakolunun iaşesini patronlar sağlıyordu. Bu karakoldaki jandarmala­ rın silâhlarının bakımı. Dem ir Döküm'ün ustabaşılarina yap­ tırıldı. Dem ir Döküm, Magirus v e Gedore’nin işçi tem silci­ leri, yolları kesilerek tehdit edildiler ve dövüldüler.

«Toprak ve Hürriyet isteyen Köylüleri Kan ve Ateşle Bastıracaktık. işte Faşizm Budıir.» Faşizm, milyonlarca köylü üzerindeki zulmü ve yoksul­ luğu bir kat daha ağırlaştırdı. 12 Mart'tan önce yurdun her yanını saran toprak işgalleri, mitingler, yürüyüşler Erim hü­ kümetleri döneminde zorbalıkla bastırıldı. Diğer taraftan çizmeli kamçılı Erim hükümeti toprak ve hürriyet isteyen köylüleri aldatmak için bir Toprak Reformu tasarısı hazır­ ladı. Bu tasarı, «cüce işletmelere son verm ek» yaftası al­ tında, köylülerin elinde kalan son toprak parçalarına da el konulmasını amaçlıyordu. Türkiye'nin birçok yerinde köylülerden ellerindeki si­ lahları teslim etmeleri istendi. A v tüfeklerine bile el kon­ du. Sürekli aranrialarla köylülere baskı yapıldı.

'

283 Güneydoğu bölgesinde^blr topralcağası şöyle diyordu:

«Bugün Doğuda top r^ sahibi, sıkıyönetim sayesinde ara. zisini sürebilmektedir. Aksi halde köylülerin arazi teca< vâılerinin önlenmesi imkanı ıdmazdı.» (Milliyet, 5 Marf 1973) Bu davanın sanıklarından arkadaşımız emekli teğmen Işbora A lp Kamoy, ordunun faşist diktatörlüğün emrinde toprak ağalarına nasıl hizmet ettiğini şöyle anlatıyor:

«1971 yılı Ekiminde Tatvan’da! görevliydim. Sonbahar tatbikatlarına çıkmıştık. Bir emir geldi. Ahlat ilçesinde yoksul ve topraksız köylüler, bir toprak ağasınm sömü. rü ve zulmüne karşı harekete geçmişler, ağanın işlettig>i topraklan işgal etmişlerdi. Köylüler, toprak ve hürriy«t istiyordu. Derhal bir tank bölüğü ve uçaksavar taburun, dan teşkil edilen bir piyade bölüğü görevlendirildi Köy. lülerin mücadelesini bastırmak için harekete geçirildi Bana da bu birlikte görev verilmişti. Tanklarla, makina. İl tüfeklerle, köylülerin üzerine gidiyorduk. Daha önce hep düşmanlara karşı yurt savunması görevine hazırlan­ dığımız söylenirdi. Ama şimdi, düşman diye kendi köy. lülerimizin üzerine gidiyor; yurt savanın ası diye, zalim bir toprak ağasmın menfaatlerini savunuyorduk. Dire» nen köylüleri kan ve ateşle bastıracaktık. İşte faşizm budur. Toprak ve hürriyet isteyen, bunun için mücade. le eden köylülerin zorla bastırılmasıdır.» (Hakaret Da^ vasi sorgusundan) Nihat Erim hükümeti, 1971 Haziranında ABD 'nin isteği üzerine haşhaş ekimini yasakladı, Amerikancı faşist çete­ nin başı Tağmaç, «Am erikan gençliği zehirleniyor, haşhaş ekimini yasaklayacağız» diyerek, A B D emperyalistlerine ne kadar bağlı olduğunu gösteriyordu. Gençliği yozlaştırmak için üniversite ve yurtlarda esrarı yaymaya çalışan faşist yönetimin, Amerikan gençliğinin sağlığından sözetmesi, sahtekarlıktan başka bir şey değildi. Amerikan gençliğini bahana ederek yüz binlerce köylüyü açlığa mahkum etti­ ler. Bekir ÇmgıJ isimli bir haşhaş üreticisi köylü, şunları söyledi:

«Ba hükümettekilere söylenecek çok söz var. Amerika kendilerine ne yap derse, onlar da. ona yapıyor. Zengin

284 Amerikalılar buı^âa fakir halkm ekmeğiyle oynuyorlar.» (Yankı, sayı 78) Erim hükümeti döneminde, tarım kesimindeki işsiz sayısı 1,5 milyonu buldu. Tarım işçileri ve köylüler üzerin­ deki sömürü ağırlaştı. Başlıca tarım ürünlerinin taban fi­ yatlarındaki ortalama artış, 1970 yılında yüzde 17 iken, 1971’de yüzde 11’e düştü. Tarım işçilerinin ve gündelikçik lerinin ücretleri, hayat pahalılığının yükselmesine rağmen artmadığı gibi, bazı yerlerde düştü. Köylüler baskı ve teröre rağmen, yurdun birçok yerin­ de mücadeleye devam ettiler. Polatlı’nm Beyceğiz köyünde, ağanın gaspettiği topraklara gece gizlice giren bütün köy halkı, ürünü topluca kaldtrdılar ve el koydular. Yine PolatlI’nın Karahamzalı köylüleri. Demokratik Par­ tili bir milletvekilinin ağalardan kiralayıp işlettiği toprak­ ları işgal ettiler. Jandarma desteğiyle ekini biçtirmek iste­ yen bu milletvekilinin biçerdöğeri tahrip edildi, adamları dövüldü. Köylüler, üzerlerine saldırtılan jandarmaya karşı direndiler. Bunun üzerine Cumhurbaşkanlığı Muhafız Ala­ yından getirtilen 300 komando köylülere saldırtıldı. Jan­ darma, çevre köylerden yardım gelmesini önlemek için Karahamzalı köyünü kuşattı. Köye giriş, çıkış yasaklandı. Kadirli’de Azaplı köylüleri, silah arama bahanesiyle köyleri basan ve gençlere zulmeden iki subayı, şehre top­ luca inerek dövdüler. Silâhlarına el koydular. Sıkıyönetimin ilânı üzerine bir köylü gözaltına alındı. Bunu haber alan köylüler, karakolun önüne yığıldılar. «Arkadaşım ız bırakıl­ sın, yoksa karakolu yakarız» dediler. Karakol komutanı, köy­ lüyü serbest bırakmak zorunda kaldı. 1971 Nisanında Söke’nin Sarıkemer, Avşar, Azap, Çalıköy, Karacahayıt köylüleri. Devlet Su İşlerinin açtığı kanalı yardılar. Karacahayit köyünden 11 kişi gözaltına alındı. Bu­ nun üzerine bu köylüler ve Güllübahçe köylüleri Söke Jan­ darma Karakolunu basarak tutuklu köylüleri kurtardılar. A y ­ nı gece Jandarma, bu 11 köylüyü köyünden alarak tekrar karakola götürdü. Ertesi sabah köylüler ikinci defa karakolu bastılar. Olaylar sırasında köylüler M GP Söke İlçe Başkanı-

2m I

nı dövdüler ve gözaltındaki köylüleri atarak köylerine gö­ türdüler. Söke’de Serçin köylülerinin 12 M art’tan Önce nıalıkenne kararıyla dahi kabul edilen Bafa gölünde balık avlama hakları, sıkıyönetimden sonra ağalar tarafından gasbedildi. Köylüler, Bafa gölündeki haklarından vazgeçmediler. Ağa­ nın dalyanını bastılar. Dalyan bekçilerinin kulübesini ateşe yerdiler. Ü ç köylü tutuklandı. Ağa Halil Özbaş’ın adamları, köylülere ateş açtılar. Jandarma A lay Komutanı A yd ın ’dan gelerek «Bundan sonra bu gölde ağa ile uğraşmayacaksı­ nız, A rtık sıkıyönetim var, buraya alay getirir, hepinizi eze­ rim » dedi ve köylüleri tehdit etti. Serçin köylüleri sıkıyö­ netimin tehditlerine boyun eğmeyerek ağaların adamlarına karşı mücadeleyi sürdürdüler. Sarıkemer köylüleri, Eylülde etrafa mikrop saçpn ve bir çocuğun boğulmasına sebep olan, ağaların su kanalını tahrip ettiler. Diyarbakır’ın Çınar ilçesinin Haniki köylüleri, ağanın topraklarını işgal ettiler. Ağanın köydeki elçisini öldürdü­ ler. Bunun üzerine komandolar toprak ağasına yardıma gönderildi. Birçok köylüye ağır işkenceler yapıldı. Bazı köy­ lüler tutuklandı Harbecin köyünde köylülerin ektikleri tar­ lalar, sıkıyönetimin ilanından sonra ağalara verildi.

Faşizmin Kürt Milliyeti Üzerindeki Baskı ve TerörO Faşist iktidarın kurulmasından sonra; Diyarbakır ve Si­ irt’te ilan edilen sıkıyönetimle, Kürt milliyeti üzerindeki baskılar ve terör bir kat daha ağırlaştı. Kürt milliyetinden halka karşı 12 M art’tan önce de fiilî olarak sıkıyönetim te­ rörü uygulanıyordu. Sıkıyönetimden önce birçok yerde ge­ ce sokağa çıkma yasağı konmuştu. Tatvan’da bir yurttaş ge­ ce sokağa çıktığı için öldürülmüştü. Sunay-Tağmaç-Erim çetesi, binlerce Kürt köylüsü ve yurtseverini millî zulme boyun eğmedikleri için İVlİT’te, ha­ pishanelerde, karakollarda ve köy meydanlarında işkence­ ye uğrattı. Yüzlercesihi tutukladı. Birçok Kürt yurtseverine, Türkiye Kürdlstan Demokrat Partisi mensubu oldukları id­

286 diasıyla baskı yapıldı ve sıkıyönetim mahkemelerinde ha­ pis cezalan verildi. Anti-em peryalist ve demokratik bir gençlik örgütü olan Devrim ci Doğu Kültür Ocaklan kapa­ tıldı. Yöneticileri ağır cezalara çarptırıldı. Bölgesel yardım­ laşma dernekleri dahi kapatıldı. Faşistler, Kürt milliyetine karşı katliam planlan hazır­ ladılar. Daha AP iktidan sırasında hazırlanan ve Jandarma Genel Komutanlığına sunulan bir planda «tecrit ve imha edilmesi ilk anda düşünülen hedefler» başlığı altında Kürt yurtseverlerinin flstesl çıkartılmıştı. Doğu bölgemizde son yıllarda sık sık köylü isyanlannı bastırma tatbikatlan yapıldı. «Yâvuz-71», «A lpaslan», «B ul­ c a - 1 » , «Alpdoğan - 73», gibi tatbikatlarda «iç düşman» olgrak görülenler, kendi halkımızdı. Bizzat resmi makamlar bunu pervasızca açıkladılar. «Alpdoğan • 73» tatbikatında Elazığ ve Turrceli’de yüzden fazla köy boşaltılarak napalm bombaları atıldı. Yanan ekinlerin resimleri gazetelerde ya­ yınlandı. Bu tatbikatlar, ağır millî baskılar altında ezilen Kürt milliyetinden halka karşı bir gözdağıydı ve Dersim gibi kat­ liamların provalanydı. Faşistler, köylülerin ve Kürt m illiye­ tinden halkın haklı mücadelesi karşısında, köyleri yakmayı ve köylü kitlelerini, toptan imha etmeyi planladıklarını açık­ ça gösteriyorlardı. Onlar, 1971 yılında yaptıklan tatbikata, 450 yıl önce 60 bin Anadolu köylüsünü kesen Yavuzun adım vererek, ger­ çek niyetlerini ortaya koydular. Yine onlar, 1973 yılında yaptıklan imha provasına. Dersim katliamını yöneten Korgeneral Abdullah Alpdoğan'ın adını vererek, halkımıza neyi hatırlatmak istiyorlar? A s ­ lında böyle bir hatırlatmaya ihtiyaç yoktur. Çünkü Kürt hal­ kı, General Alpdoğan’ı unutmamıştır. Beşikteki çocuklar onun zulüm ve gaddarlığını dinleyerek büyüyorlar. IHalkımız, bu zulüm ve katliamı uygulayan burjuvazi ve toprak ağalarının devletine karşı kinle doludur. Malatya, Tunceli, Siirt, Urfa, Diyarbakır. Mardin. Maraş, Erzincan, Antep, Van, Hakkâri, A ğ n , Bitlis ve Kars'ta yüzlerce Kürt köyüne sürekli komando baskınları yapıldı.

287 Kornandolar, silâh veya devrimci arama bahanesiyle gir­ dikleri köylerde terör uyguladılar. Köylüler ağır hakaret ve dayağa maruz kaldı. Birçok köyde yapılan zulüm, vahşi ve hayasız işkenceler şeklini aldı. Siirt’in Şirvan ilçesindeki köylere yapılan baskınların birinde, Jandarma Komutanı, Özbek köylülerine yaşlı, çocuk, kadın demeden zulmetti. Kendisi atlı olduğu halde köylüle­ ri dere tepe koşturdu. 60-70 yaşındaki ihtiyarlar ayakların­ dan tutularak elleri üzerinde yürütüldüler. Jandarma Ko­ mutanı. köylüleri okul binasına doldurarak, birbirlerine da­ yak atmaya zorladı. İhtiyar erkek ve kadınlar birbirinin sır­ tına bindirildi. Kulp'un Şavuşan köyünde komandolar genç bir gelini dağa kaldırıp tecavüz ettiler. Yine Kulp ve Ergani'nin köy­ lerinde komandolar köylülere hayvanlarını sattırarak ken­ dilerine teslim edilmek üzere silah satın aldırdılar. Erga­ ni’nin Akçakale köyünde, erkeklere kadınların önünde çı­ rılçıplak soyundurularak askeri talim yaptırıldı. Bu davanın sanıklarından arkadaşımız Bayram Yurtçiçek bir Kürt kö­ yünde yapılan zulmü şöyle anlatıyor:

«öğretmenlik yaptığım Diyarbakır Sancek köyünü ko. mandolar bastı. Köylülerin bir kısmmı, silah getirme, teri istenerek falakaya yatırdılar. Dayısmın oğlunun dö. vülmesine dayanamayan bir köylü ağlamaya başladı. Bu. nu gören zalim halk düşmanı komando robayı, ağlayan köylüyü ‘Ulan, neden gülüyorsun’ diyerek falakaya ya. tirdi. Benim tutuklanmam üzerine öğretmenlik yaptı, ğım köye M tl ajanlan giderek tfade almak bahanesiyle köyde teröı* estirdiler.» (Hakaret Davası Sorgusundan) Diyarbakır’ın Ergani ve Silvan ilçelerinin köylerine ya­ pılan baskınlarda birçok köylü tutuklandı. Bunlara, aranan devrimcilerin yerlerini söylemeleri için işkence yapıldı. Selman köyüne «kom ünist olm uşlar» diye askeri birlikler gönderildi. Bu köyden Sami Kaplan adlı bir köylü, saatlerce falakada dövüldü. Bu köylü, bu davada savcılar tarafmdan tanık olarak gösterilmişti. Fakat devlet kuvvetlerinin her arayışında zulüm gördüğü için kaçtı ve mahkemeye gel­ medi.

288 Kürt devrimcilerinden Muhterem Biçimli, M ahm ut Okutucu, Ö m e r Çetin, Abdülkerim Ceylan ve Sait Clçi’nin yer­ lerini söylemeleri için Silvan köylüleri dayaktan geçirildi. Mahmut Okutucu ve Muhterem Biçim li’nin kardeşleri 6-7 ay rehin tutuldular. Komandolar, Maraş’ın Göksün, Türkoğlu, Pazarcık ve Elbistan ilçelerinin köylerine, Urfa’nın Hilván ve Viranşehir ilçelerinin köylerine, Erzincan’ın Refahiye ilçesinin köyleri­ ne ve Malatya’nm Kilise, Kürecik, Tümüklü, Keller ve Ören köylerine devrimcileri aramak için baskınlar yaptılar. Ma­ latya köylerinden birçok köylü bu baskmlar sırasında tu­ tuklandı. Komandolar, Elbistan’da kendilerine koyun kes­ meyen köylüleri dayaktan geçirdiler. Kürt köylülerine komandoların yaptığı zulünı o dere­ ceye vardı ki, Sason’da iki köy halkı komando baskını yapı­ lacak korkusuyla dağlara çekilip köylerini boşalttılar. Ko­ mandolar gidinceye kadar dağdan İnmediler. Van’ın Başka­ le ilçesinden ihtiyar bir köylü, komando zulmünü şöyle an­ latıyordu:

«Burada devlet, kanun gibi geyier bilinmez. Borada yaL. nız komando, jandarma zulmü bilinir. Devlet de odur, kanun da. Hepsi de odur.» 12 M art’tan sonra sınır bölgelerinde yeni, karakollar kuruldu, askeri birlik sayısı arttırıldı. Sınır boylarındaki Kürt köylerine yapılan baskınlar arttı. Köylülere, karakollarda iş­ kenceler yapıldL Kaçakçılıktan başka geçim kaynağı olma­ yan birçok köylü vurularak öldürüldü. Faşistler, Kürt köylülerine olduğu gibi, kasaba ve şehir­ lerdeki Kürt halkına da zulmettiler. Diyarbakır'da ve ilçele­ rinde, Mardin’de, Sason'da Kürtçe konuşmak ve Kürtçe rad­ yo yayınlannı dinlemek yasak edildi. Ovacık'ta öğretmen Mehmet Yıldırım , askerlik şubesinde ağır bir şekilde dövül­ dü. Halk şubeye yürüyünce öğretmeni baygın bir şekilde halka teslim ettiler. Ergani’de sıkıyönetim tarafmdan tutuklanıp tahliye edi­ len öğretmenini ziyarete giden bir lise öğrencisi, polisler tarafından ağır bjr şekilde dövüldü. Halkm tepkisi karşısın­ da, gözaltına alman polisler iki gün sonra gizlice ilçeden kaçırıldılar.

289

Faşizm, Bütün Halk için Hudut Tanımayan Bir Zorbalık ve» KanUtıâUüİuk RelİmitHr Faşist diktatörlük, son on yıl içinde bağımsızlık vâ de­ mokrasi uğruna şehitler vererek mücadele eden gençliği yıl­ dırmak ve mücadelesini bastirmak için baskı ve 2ulme baş­ vurdu. Polis ve polisin desteklediği MHP'li komandolar, üni­ versitelere ve yurtlara baskınlar yaptılar. Birçok öğrenci bü saldırılarda yaralandı. Gençlerin birçoğuna poliste işkence yapıldı. Üniformalı polisler gençliği kontrol altında tutmak amacıyla derslere dahi girmeye başladılar. Üniversitelerde yeni polis karakolları kuruldu. Dev-Genç gibi devrimci teş­ kilatlara üye olan yüzlerce genç tutuklandı. Bunların çoğu ağır hapis cezalarına çarptırıldılar. Sıkıyönetimin ilânından sonra, Ankara, İstanbul ve Trabzon'da bazı fakülteler ve yurtlar kapatıldı. Devrimcî öğrenciler yurtlardan atıldı. Yurtlara MHP'li faşistler yer­ leştirildi. Faşist baskı ve terör gençliği yıldırmadı. Gençlik teŞkilâtlannın kapatılmasından sonra kurulan ihtilalci Gençlik Biriiği, gençliğin faşizme karşı mücadelesini örgütlemek için faaliyete geçti. Sıkıyönetimin İlân edildiği ilk ğüh Ankafa ÖBF öğrenci­ leri boykot yaparak sıkıyönetimi protesto ettiler. Hocala­ rının tutuklanması üzerine, Ankara Hukuk Fakültesi öğren­ cileri dersleri boykot ettiler. Sıkıyönetim, Öğrencileri sün­ gü zoruyla derslere sokmaya çalıştı. Birçok sosyal demok­ rat ve devrimci öğrenci tutuklandı. Haziranda SBF ve Basın Yayın öğrencileri, «silâhların gölgesinde» imtihanlara giriTieyi reddettiler. Kasım ayında iâtanbul'de Teknik Üniver­ sitenin açılışında, öğrenciler faşizme kârşı gösteriler yap­ tılar. Faşistler, gençliğin mücadelesirtl durdurmak için, 12 Mart’tan önce yürütülen anti-emperyalist ve demokratik mücadeleyi iftiralarla karalamaya çalıştılar. Geçmiş mücaidelelerden geri kalan ne varsa, hafızalardan silmeye çaba­ ladılar. Bazı hainleri sıkıyönetim mahkemelerinde konuş­ turarak, gençliğin devrimci geçmişine karşı inkar kampan-

?8 .» 0 yaları açtılar. Böylece, gençliğin faşizme boyun eğeceğini ve teslim olacağını zannettiler. Faşist diktatörlük, gençliği mücadeleden alıkoymak ve İ^ M a n koparmak amacıyla emperyalizmin yozlaşm ış kül­ tür ve ahlakını gençlik içinde yaymaya çalıştı. Sorumsuz­ luk, bireycilik, hipilik ve uyuşturucu madde kullanmak teş­ vik edildi. Yankı dergisi, üniversiteye esrarın polis tarafın­ dan sokulduğunu açıkça yazdı. (Yaritı, sayı 116, 4-10 Hazi­ ran 1973) Erim hükümeti, küçük memurlar, öğretmenler ve diğer meslek sahipleri üzerindeki baskıları şiddetlendirdi. Kapa­ tılan öğretmen ve memur teşkilatlarının yönetici ve üyele­ rinin birçoğu tutuklandı ve sıkıyönetim mahkemelerinde ağır cezalara çarptırıldı. Anayasa değişiklikleriyle, özerkliği kaldırılan TR T, fa­ şist diktatörlüğün borazanı haline getirildi. Bu kurumda ge­ niş tasfiyeler yapıldı. Faşist iktidar, üniversite özerkliğini kaldırdı. Birçok ilerici öğretim görevlisi üniversitelerden atıldı veya tutuklandı. Birinci Erim Hükümeti döneminde, yoksul halk üzerin­ deki sömürü daha da arttı. Bir yandan halkın en acil ihtiyaç maddelerine zam üstüne zam yapılırken, bir yandan da ver­ giler yükseltildi ve yeni yeni vergiler kondu. Bütün büyük şirketlerin karlan rekor seviyelere ulaştı. Bu dönemde, İş Bankasının kârları bir önceki döneme oranla yüzde 60, Yapı ve Kredi Bankasının kârları ise yüzde 80 oranında arttı. Bü­ yûk banka ve şirketlerin kasalarını daha fazla doldurmaları için küçük ve orta sermaye sahipleri, esnaf ve zanaatkar­ lar, fiyat kontrolü gibi bahanelerle ezildiler. Sıkıyönetim komutanları, hayat pahalılığının nedenini kasap ve fırıncıla­ ra yükleyerek pahalılığı yaratan büyük tekellerin vurgunlannı örtbas etmeye çalıştılar. 12 Mart sonrasında yolsuzluk, yiyicilik, rüşvet, nüfuz suistimali ve karaborsa son haddine vardı. Etibank’ta, Ke­ ban'da, Ereğli Dem ir Çelik'te, İskenderun Demir Çeiik’te yapılan büyük yolsuzluk ve vurqunları duymayan kalmadı. Sıkıyönetim paşaları, ellerindeki iktidara dayanarak, büyük patronlarla ilişkiler kurdular ve soygundan pay aldı-

291 lar. Bunların bir çoğu emekli olduktan sonra büyük şirket­ lerin yöneticiliklerine getirildiler. İstanbul Sıkıyönetim Ko­ mutanı Faik Türün, patronlara yaptığı hizmetin mükafatı olarak Umumi Mağazaların Yönetim Kuruluna alındı. Elski Genel Kurmay Başkanı Memduh Tağmaç ve eski Kara Kuv­ vetleri Komutanı NazmI Karakoç, Uluslararası Endüstri ve Ticaret Bankası Yönetim Kurulunda görev aldılar. Eski İz­ m ir Sıkıyönetim Komutanı Gemal Süer, Karamürsel Mağa­ zaları Yönetim Kurulu Başkanlığına getirildi. Sonra da A P ’ den milletvekili oldu. 15-16 Hazirandan sonra İstanbul'da Sıkıyönetim Adli Müşaviri olan Albay Orhan Ok, bu görevi sırasında diğer iş­ çilerin yanısıra Derby işçilerine de baskı yaptı, onları teh­ dit etti. Ok, emekli olduktan sonra Derby'ye müdür oldu. Bir başka Adli M üşavir Yardım cısı İse, emekli olduktan son­ ra Dem ir Döküm fabrikasının Personel Müdürlüğüne getiril­ di, sonra da bir başka ilaç fabrikasına geçti. . Daha birçok general ve albay büyük şirketlerde yüksek maaşlı görevle­ re getirilerek mükafatlandırıldılar. Ankara’da Merkez Komutanı ve sıkıyönetim sorumlu­ larından Tevfik Türüng’ün yolsuzlukları, bizzat mesai arka­ daşlarından biri tarafından açıklandı. Sıkıyönetim işkence^ cisi Albay Orhan Sümer, Tümgeneral Tevfik Türüng’ün iş­ kencecilere dağıtmak üzere Gevdet Sunay’dan 200 bin, Tağm aç’tan 150 bin Ura aldığını, fakat bunları dağıtmayıp kendi cebine attığını dilekçesinde belirtiyordu. Yine Orhan Sü­ mer, Tevfik Türüng’ün karaborsacı bir yağ tüccarının polis tarafından el konulan kaçak yağlarını bizzat gidip polisten kurtardığını söylemekteydi. Tevfik TürDng, birçok kaçak ma­ lı gümrük depolarından alıp, ordu kantinlerinde kendi he­ sabına sattırarak büyük paralar vurrtıaktaydı. Tümgeneral Tevfik Türüng, birçok büyük firmayla işbirliği halindeydi. İşte bütün bunlar, sıkıyönetim paşalarının grevleri ni­ çin yasakladıklarını, emekçileri ve devrimcileri niçin kur­ şunladıklarını, nihayet onların azgın kbmünizm düşmanlığı­ nın kaynağını ortaya koymaktadır. Ahlakî çöküş, yozlaşma ve çürüme faşizmin karakteri­ dir.

292 Faşizm, azgın sömürü ve talan düzenidir. Faşizm, jşsizliic ve sefalet demei açmıştır. Emekçi halkımızın daha da yoksullaşmasıyla öde­ nen bu kayıp, doğrudan doğruya emperyalistlerin kazancı olmaktadır. Onlar, bu sınırsız soygunlarını örtbas etmek amacıyla, ülkemize verdikleri borçları bir lütuf, bir yardım ^ibi göstermeye çalışıyorlar. Am a rakamlar, emperyalist­ lerin ve işbirlikçilerinin yalanını ortaya koymalctadır.

Türkiye’nin aynı yıllar arasında aldığı borçların topla­ mı, 18 milyar liradır. Bir an için bu 18 milyarı karşılıksız bir yardım şeklinde düşünsek bile, 34 milyarlık kayıpia arasmdaki fark, emperyalist soygunun sınırsızlığım gös­ termeye yeteçektir. H er yıl yaptığımız borç Ödemeleri, ih­ racât değerimizin ortalama yüzde 25’ini alıp götürüyor. Her yıl borç ve faiz ödemelerinden, sonra elimizde kalan «net krediler», ise, ithalatımızın ancak yüzde 15 kadarını karşılıyor. . ’ İthalat giderlerinin hızia, artması, ihracat gelirlerinin düşük bir seviyede kalması, dış ticaret açığımızın gittikçe büyümesine yol açmaktadır. 1965-1972 arasındaki yedi yıl içinde bu açık yedi misli artmıştır. Bugün ihracat gelirleri, ithalatın ancak yarısını karşılayabilmektedir. Bu durumda işbirlikçi burjuvazi, emperyalizme bağımlı ekonominin ih­ tiyaçlarını karşılayabilniek için, yurt dışında çalışan isçi­ lerimizin gönderdikleri dövizlere ve emperyalist ülkeler­ den alınan borçlara bel bağlamaktadır. İşbirlikçi iktidarlar, gerek yerli ve gerekse emperyalist tekellerin kârlarını arttırabilmek için, yüz binlerce işçimizi Batı Avrupa emperya­ listlerinin sömürüsüne teslim ediyorlar. 1950’lerde Amerikan emperyalistleri, Türkiye’nin sö­ zümona tarıma dayanarak kalkınacağını öne sürüyor ve ül­ kemizi ucuz tahıl ve hammadde depoları olarak tutmaya çalı­ şıyorlardı. Bugün ise, turizmden sağlayacağımız dövizlerle dış ticaret açığının kapatılacağı masalını yayıyorlar. Böy­ lece ülkemizi kendi tatil köyleri haline getirmeyi amaçlı­ yorlar. İşbirlikçi iktidarların her türlü teşvikiyle 1963-1972 yılları arasında turizm alanına toplam 4,5 milyar lira yatı­ rım yapıldı. Buna karşılıt^ aynı dönemde yurdumuzun tu­ rizm geliri, 241 milyon lira olmuştur. Yani turizm için ya­ pılan yatırım, turizmden sağlanan gelirin 15-20 katına var­ maktadır. Milyonlarca liralık kaynak, ülkemizin kalkınması için değil, yerli ve yabancı burjuvazinin eğlencesi ve lüksü için israf edilmektedir.

Emperyalist Krediler Sömjîfüyü Ağırlaştırıyor ve Geleceğimizi İpotek Altına Alıyor Emperyalistler, yarı-sömürge ülkelere verdikleri kre­

dileri, bu ölkeler özerindeki hakimiyetlerini arttırmak, mal ve sermaye İhraçlarını geliştirmek, dış pazarlarını koru­ m ak için kullanıyorlar. Emperyalistler bu durumu gizlemek için, Türkiye gibi yarı-sömürge ülkelere verdikleri borçlarla «azgelişm iş ül­ kelerin kalkınmasına katkıda bulundukları» yalanına baş vuruyorlar. Oysa ülkemizde, 1950-1972 arasında alınan toplam dış borçların ypzde 70'i, eski borçların ana para vs faiz ödemelerine gitmiştir. 1972 yılında ise, alınan dış borcuh yüzde 90'ı eski borçların Ödenmesine harcandı. Görül­ düğü gibi emperyalizm, tıpkı bir tefecinin köylüleri soy­ ması gibi, bir eliyle verdiğini öteki eliyle almakta ve ülke­ mizi sürekli olarak dış borca muhtaç durumda bırakmak­ tadır. Türkiye’nin toplam dış borcu, 1972 yılında 62 milyar Uradır. Bunun 56.5 milyarlık kısmının dövizle ödenmesi ge­ rekmektedir. Bu, kişi başına 2000 lira borç demektir. Bu borcun yüzde 60’ının alacaklısı Am erika’dır. Yani işbirlik­ çi iktidarlar, halkımızın her bir ferdini Am erika'ya 1200 li­ ra borçlu duruma sokmuşlardır. Ülkemiz, yeni borç alınma­ sa bile, daha elli yıl eski borçları ödemeye mahkum edil­ miştir. 1972’de, bir daha borç alınmayacağı farz edilerek yapılan bir hesaba göre, 2018 yılına kadar sadece dövizle ödenmesi gereken dış borçların taksitleri 40 nıilyar lira, faizleri ise 16.5 milyar lirayı bulmaktadır. Bu rakamlar, baş­ ta Amerikan emperyalizmi olmak üzere, emperyalist ülke­ lerin yurdumuzun geleceğini ipotek altına aldıklarını açık­ ça’ göstermektedir. Onların borç vermedeki gerçek amaç­ ları, «ülkemizin kalkınmasına yardım etm ek» değil, emekçi halkımızın alınterini faiz yoluyla da insâfisızca sömür­ mektir. Borçlandırma yoluyla sömürü, sadece faiz gelirlerin­ den İbaret değildir. Emperyalistler, borçlu ülkeleri daima dış yardıma muhtaç bırakarak, en sıkıntılı zamanlarında azar azar borç vererek yeni İmtiyazlar koparıyorlar. A B D eski Cumhurbaşkanı Kennedy, kredi ve yardımların «A B D 'n in dünya üzerindeki etkisini ve kontrolünü sağla­ yan bir yöntem » olduğunu söyleyerek bü gerçeği itiraf et­ miştir.

3® I Bu imtiyazlara ülkemizde en açık bir örnek, «Karşılık Paralar Fonu»dür, Yapılan anlaşmalara göre, Am erlka’dau ithal edilen bir malııl bedeli, döviz olarak değil Türik lira­ sı olarak ödenmekte ye bu paralar Türkiye Cumhuriyeti, Merkez Bankasında A B D nâmına «Karşılık Paralar Hesabı*na yatırılmaktadır. A B D bu paranın bîr bÖlümünO, C iA dâhil Türkiye'deki çeşitli kuruluşların yıkıcı faaliyet­ leri için harcamakta, büyük bir bölüm'ünü ise devlete ve büyük burjuvaziye borÇ olarak vermektedir. ABD 'nin 1972'ye kadar bu yolla verdiği borç miktarı, 5.5 milyar liradır. A B D , Türkiye içinde sahip olduğu bu mu­ azzam malî sermaye gücüyle, tıpkı bir banka gibi davran­ maktadır. Bir yandan devleştin en üst kademelerine kadar sızabilmekte, öte yandan A B D tekellerini ve kendi İşbirlik­ çilerini besleme ve himaye etme imkanına sahip olmakta­ dır. 1973 yılı sonunda ABD 'nin Merkez Bankasında bulun­ durduğu toplam para miktarr, 3 milyar 745 milyon liradır. A B D , elinde bulundurduğu bu parayı piyasaya sürerek bü­ tün ekonomimiz! bir anda altüst etme imkanına da sahip^ tir. A B D , yurdumuzda kurduğu bu tefecilik düzeniyle, Türkiye üzerinde başka hiçbir emperyalist devletin sağla­ yamadığı bir siyasî nüfuz ve şantaj aracına sahip olmuş­ tur. Emperyalist malî tahakkümün başka bir biçim! de. «Proje Kredilerİ»dir. Emperyalizmin uluslararası malî ku­ rum lan, verdikleri bu kredilerle, sadece faiz gelirleri sağ­ lamakla kalmıyorlar, ileri sürdükleri çeşitli şartlarla ken­ di sermayelerini ve işbirlikçilerinin menfaatlerini kollu­ yorlar ve ülkemizin menfaatlerini baltalıyorlar. Bağım sti sanayileşmemize yardımı ofabiİeeek alanlara yatırım yapıl­ masını engelliyorlar ve özellijde iç pazan daha fazla tahak­ küm altına almalai'ina yârayacalc alanlara öncelik veriyor­ lar. Kredi görüşmeleri sırasında ortaya çıkan kârlı yatınm alanlarının emperyalist tekellerin ve yerli işbirlikçilerinin eline geçmesini sağlıyorlar. 1963-1970 arasındaki yaklaşık olarak 1 milyar dolarlık Kpnsorsiyum proje kredisinin yü 2*de 38’i alt yapıya, yüzde 9'u madenciliğe, yüzde 7'şi ener­ jiye, yüzde 1^'si de imalat sanayisine v e rilm iş tir

355 Yabancı firmalar, hazırladıkları projelere, Türkiye’de bulunmayan malzemeleri koyarak, emperyalist tekellere yeat satış imkanları sağlıyorlar. Kısa zamanda büyük vur­ gunlar vurabilmek için her türlü rüşvet ve yolsuzluğa baş vuruyorlar. Proje hizmetlerinin hangi ^şbançı firma tarafın-, dan yapılacağı, işletmenin kimler taraflhdart v e ne şekilde j-önetileceği gibi hususlar da. borç veren malî kurumlar taraiirıdan zorla kabul ettirilmektedir. Emperyalist malî ku­ rumlar, «proje hizm etleri» adı altında, verdikleri borçların alitda birini kendi firmalarına devretmektedirler. Bu yolla her yıl yurt dışına götürülen para, yabancı sermayenin top­ lam kâr transferine eşittir. Halkımız, bütün bunların ülkemize neye malolduğunu Ereğli Dem ir-ÇeÜk ve Keban Barajı gibi örneklerle gördü, fregli Dem ir-Çelik için verilen A B D kredisinde, işletme­ nin ön projelerinden inşaatına, müteahhitliğinden yöneti­ mine kadar bütün faaliyetin Amerikan Koppers Grubu ta­ rafından yürütülmesi şart koşuldu. Devletin yatırımdaki r®yı yüzde 51 olduğu halde, işletmenin yönetimi gene bu Amerikan tekeline ve işbirlikçilerine terk edildi. Fabrika­ nın yapımının her safhasında dönen büyük yolsuzluklar so­ nucu, bir buçuk milyar liralık zararla maliyet iki misline çikti. Bugün sanayinin kilit noktasındaki bu işletme, üret­ tiği malları dünya piyasasının üstünde fiyatlarla satmakta w hayat pahalılığının önemli kaynaklarından biri olmakta­ dır. Keban'da proje, müteahhitlik, kontrol gibi işlerin yafeneı firmalara yaptırılması, gene emperyalist malî kurum­ lan tarafından şart koşuldu, Vurgunlarını arttırmak için in­ şaatın tamamlanmasını geciktirdiler. Bu yüzden bir yan­ dan inşaat maliyetleri artarken, diğer yandan büyük toprok sahiplerine ödenen tazminatlar gün geçtikçe yükseldi. Böylece Keban Barajındaki maliyet artışı 5 milyar lirayı r)C4:ti. Barajın yapımıyla ilgili bir Devlet Su İşleri yetkilisi söyfe diyor:

«Devlet, yabancı müteahblte sağladığı imkânı bize sağlasaydı, yabancı kredi oyunları olmasaydı... Keban’ı kendimi? yapabilirdik.»

357

Ortak Pazar Üyeliği

Yurdumuz Üzerindeki Emperyalist Sömürüyü Daha da Arttirnnaktaffar İkincî Dünya Savaşından bu yana A B D emperyalizmi­ nin hakimiyeti altmda olan Türkiye’de, 1960’lardan itiba­ ren Avrupa Ortak Pazannm nüfuzu artmaktadır. A E T ile 1963'te imzalanan Ankara Anlaşması, taşıdığı hükümler bakımından tam bir kapitülasyondur. Bu anlaşma, 22 yıllık bir sürenin sonunda, ülkemizin A E T ile birleşn\esini öngörmektedir. 1969’da imzalanan ve IVlelen hüküme­ tinin Ankara Anlaşmasına dayanarak onayladığı Katma Protokol ile, Avrupa emperyalistleri soygun planlarını Türki­ ye ’ye kabul ettirm iş Oldular. A E T ’ye karşı gümrük duvarları,. 12 yıl sonunda büyük ölçüde, 22 yıl sonunda İse tamamen kaldırılacaktır. Böyle­ ce Avrupa tekellerinin malları ülkerpize tek kuruş gümrük ödemeden girecektir. Orta ve küçük çaptaki sanayimiz, tekelci rekabetle baş edemiyecek ve yıkılıp gideoel^ir. A E T ülkelerinden yapılan ithalatın miktarı kısıtlanamıyacaktır. Tam tersine, A E T ülkeleri için tesbit edilecek özel ithalat kotalarıyla, Avrupa tekelleri fazla miktarda üretip satamadıkları malları ülkemizde satma imkanı bulacak­ lardır. Böylece ülkemiz, A E T tekellerine açık pazâr haline getirilecektir. İsraf alabildiğine kamçılanacak, halkımızın ihtiyaçlarıyla ilgisi olmayan çeşitli yabancı mallar tüketilecektir. Türkiye, A E T dışındaki ülkelere tanıdığı bütün imtiyaz­ ları, A E T ülkelerine de tanıyacaktır. Ülkemiz egemenlik haklarını kullanamaz duruma getirilmekte, bütün uluslar­ arası ilişkilerini AET'nin isteklerine uygun şekilde düzenle­ mek zorunda bırakılmaktadır. Bütün bu imtiyazlara karşılık Türkiye’nin A E T ’nin yö­ netim organlarında temsil edilme ve oy kullanma' hakkı yoktur. Üyesi olmadığımız A E T Bakanlar Konseyi, ülkemizle ilgili en hayatî kararları alabilecektir. Türkiyenin 1961-1971 arasındaki toplam 16.5 milyar liralık ithalatının yüzde 47’sl A E T ’den yapıldı. Bu ithalatın

358 yüzde 90'jndan fazlasını sanayi mamulleri teşkil ediyordu. Son on yılda A E T ’nin Türkiye’ye İhracatı yüzde 300 artmış bulunuyor. Buna karşılık Türkiye, A E J'ye ucuz hammadde ve tarım ürünleri temin ediyor. A E T'ye yapılan İhracat, top­ lam ihracatımızın yansırla yakındır, İhraç edilen mamul­ lerin büyök çoğunluğunu, zeytinyağı, krom, pamuk ipliği, bez gibi hammadde veya ara mallşn teşkil, etmektedir. Bu ^iî^Har, Ortak Pazar ülkelerine, çoğu zaman dünya flyatlarp^ın altında satılmaktadır. Türkiye, A E T ’nin ucuz işgücü kaynağıdır. 650 bin işçi­ m iz Avrupa’da çalışıyor. Bîr buçuk milyon kişi de sıra bek­ lemektedir. İşçilerim iz en a^ır işlerde, en zor şartlarda, en düşük ücretlerle çalıştırılmaktadır. Emperyalist patronlar, işçilerimizi ihtiyaçlan kalmayınca diledikleri gibi işten çı­ karmaktadırlar. Bugün A E T, ABD'den sonra dünyanın en büyük serma­ ye ihracatçısıdır. 1951-1972 yılları arasında yurdumuza gi­ ren yabancı sermayenin yüzde 50’den fazlası, A E T ülkele­ rine aittir. Aşağıdaki rakamlar, ülkemizdeki Batı Alman, Fransız ve Italyan sermayesinin ne kadar hızlı arttığını göstermektedir.

Ülke Batı Almanya Fransa İtalya

1960 19.7 milyon TL 4.6 milyon TL 2.0 milyon TL

1978 304 milyon TL 214 milyon TL 231 milyon TL

Bu öç ülkenin yurdumuzdaki yabancı sermaye içinde­ ki payı, yüzde 40’tır. Türkiye bu üç ülkeye sadece 1963-1966 yıllan arasın­ da 303.8 milyon dolar borçlandı. Ayrıca, Avrupa Yatınm Bankası ile Avrupa Para Birliğinden de 216.6 milyon dolar borç aldı. Yalnız 1972'de Avrupa Y a tın m Bankasına 173.6 milyon dolar. Avrupa Para Anlaşmasına İse 105 milyon dolar borçlandık. A E T içindeki gücünü gön geçtikçe arttıran Batı A l­ manya, Türkiye’yi en azgınca talan eden emperyalist ülke­ lerden biridir. Türkiye'nin 1963-1971 döneminde A E T ülkelerinden yaptığı İthalatın yözde 52’sl Alm anya'dan gelmiştir. Batı

359 Alm an tekelleri, ülkemizde 23 şirkette 304 milyon T L se r­ maye sahibidirler. Türkiye'deki yabancı sermaye İçindeki payları yüzde 16.4'tür ve ABD 'den öndedir. Yurt dışındaki işçilerimizin yüzde 90'ı Batı Alm anya’dadır. 1972 Eylül st^ nuna kadar, Türkiye'nin Federal Alm anya hükümetine olan toplam borcu, 445.2 milyon dolar ana para ve 143.3 milyon dolar faiz olmak üzere 598.5 milyon dolardır. Batı Alm an emperyalistleri, Türkiye’ye silah da sat­ makta ve askerî araç-gereç imali İçin yeni anlaşmalar )p)e* şinde koşmaktadırlar. Batı Alm an Büyükelçisi Sonnenhol, Alm an sanayi üretiminin bir kısmının Türkiye’ye kaydırıl­ masının iyi olacağını, bunun için «uygun ekonomik ve si­ yasî ortam ın» hazırlanması, gerektiğini söylüyor. Böylece Batı Alm an tekellerinin halkımızı ve ülkemizin kaynakları­ nı daha fazla sömürme yolundaki emellerini açıklıyor ve İşçilerimizi iade etmek tehdidini yapıyor. Bütün bunlar. Ortak Pazarın ülkemiz üzerindeki em­ peryalist tahakkümü nasıl ağırlaştırdığını göstermektedir. Buna rağmen, ülkemiz hâlâ esas olarak A B D emperyaliz­ minin hakimiyeti altında olmaya devam etmektedir. İtha­ latımızın yarısına yakını, tek başına A B D ’den geliyor. A B D , Türkiyenin en büyük alacaklısıdır. Kendi özel serma­ ye yatırımlarının yanısıra, Avrupa’dan Türkiye’ye yatirılan sermaye içinde de pay sahibidir. Üstelik, işbirlilcçl iktidarİLTin en büyük dayanağı olan orduya ve bürokrasiye tama­ men A B D hakim bulunmaktadır. Hakim sınıfların bazı ideologları, son yıllarda A B D emperyalizminin nisbeten zayıflamasından ve Ortak Pa­ zarın güçlenmesinden İstifade ederek, Türkiye’nin «tercih­ lerini Avrupa yönünde kullanması» gerektiğini iddia edi­ yorlar. Onlar, Avrupa emperyalistlerinin işbirlikçileri ol­ duklarını gizlemek Için, Avrupa’nın demokrasi v e özgürlük demek olduğu yalanını yayıyorlar. Bunlarm Kurtuluş Sava­ şım ız sırasındaki Am erikan mandacılarından hiçbir farkı yoktur. İkinci Dünya Savaşından sonraki Amerikan işbir­ likçileri de, A B D ’nIn demokrael ve özgûrltik getireceğini iddia ediyorlardı. Halkımızın ve dünya halklarının tecrübesi, bir emper­ yaliste karşı başka bir emperyaliste dayanarak bağımsız-

360 İlk ve özgürlOğe kavuşmanın mOmkün olmadığını defalar­ ca ispatlamıştır. TİİKP'nIn m îllî demokratik devrim programı, her kim olursa olsun bütün emperyalist ülkelerin ülkemiz üzerin­ deki sömürü ve tahakkümünü ortadan kaldırmayı ve halkı­ m ızı kendi gücüne ve çalışmasına dayanarak bağımsızlığa kavuşturmayı amaçlamaktadır.

Emperyallznt, Kendi Mezar Kazıcılarını Yaratıyor Emperyalizme bağımlı tekelleşmenin acısını, işçiler, köylüler ve bütün halk çekiyor. Emperyalist tahakküm, işçi sınıfını sayıca arttırırken, işçiler üzerindeki sömürüyü de ağırlaştırmaktadır. Toprak ağalarının, tefecilerin, vurguncu tüccarların sö­ mürüsü altında her geçen gün mülklerini kaybeden yoksul ve orta köylülerin bir kısmı, yaşayabilmek ve bir dilim ek­ mek bulabilmek için şehirlere akm ediyorlar. Köylerden şehirlere göç, sürekli bir hal almıştır. Bu gelişme sonucu, köylük bölgelerde yaşayan nüfusun oranı düşmekte, şehir nüfusunun oranı ise hızla artmaktadır. Köylük bölgelerin nüfusunun bütün nüfusa oranı, 1950’de yüzde 81 iken, 1960'ta yüzde 73'e, 1972’de yüzde 65'e düşmüştür. Fakat emperyalizmin bütün millî servetlerimizi*, işçi ve köylülerimizin alınterini sömürmesi, yabancı tekellerin rekabet ve tahakkümü, ülkemizin sanayileşmesini engelle­ mektedir. Emperyalizme bağımlı lüks tüketim ve montaj sanayisinin hızlı ve düzenli bir şekilde gelişmesi mümkün değildir. işte bu durum, köylerden şehirlere göç eden yoksul halkın ancak bîr kısmının sanayi proletaryasına katılmasına yol açıyor. Büyük çoğunluk işsiz kalıyor. Şehir merkezle­ rinde can pazarları kuruluyor, işsiz kitleler işportacılık, bo­ yacılık, hammallık gibi günübirlik işler yaparak yaşamaya çalışıyorlar. Resmî rakamlara göre, 1965'te yüzde 9.4 olan işsizlik oranı, yıldan yıla artarak 1971'de yüzde 11.2'ye ulaşmıştır. Aslında yurdumuzda İşsizlik, bu rakamların çok üzerindedir^

361 Beri yandan, hizmet sektörü de verim siz bir şekilde şişmektedir. Sanayide çalışanların oranı, 1962'de/ yüzde 8.3 iken, 1967’de yüzde 9.2, 1972'de yüzde 11.3 olmuştur. Oysa bu oran, daha 1935'te yüzde 9, 1950’de yüzde 10’du. Bu rakamlar, Türkiye’nin son yıllarda bir sanayi ülkesi ha­ line geldiği iddiasının ne kadar büyük bir yalan olduğunu ortaya koymaktadır. Tarım sektöründe çalışanların oranı­ nın 1962‘den 1972'ye kadar yüzde 12 düşmesi, hemen ta­ mamen hizmet sektöründe çalışanların oranının yüzde 13.9'dan yüzde 22.7'ye çıkmasıyla karşılanmıştır. Böylece tarım dışı sektörler içinde sanayide çahşanların payı, 1962’de yüzde 37.5’tan, 1967’de yüzde 35.4’e, 1972’de ise yüzde 33'e düşmüş oluyor. Bütün bunlara rağmen, gerici hakim sınıfları yıkacak olan millî demokratik devrimin önderi proletarya, kapita­ lizm geliştikçe daha, da büyük bir güç olarak ortaya çıkmak­ tadır. 1950-1967 arasında, özel ve devlet kesimlerinin tümün­ de maaşlı ve ücretli çalışânlarin sayısı, yüzde 169 oranın­ da artmıştır. Sanayide çalışanların sayıâı 1927’de 300 bin İken, 1960’ta bir milyonu aşmış, 1970’ten sonra bir buçuk milyonu geçmiştir. Sanayi işçilerinin yarısına yakını, on­ dan az işçi çalıştıran küçük atölyelerde çalışmaktadır. Sa^ nayi proletaryasının yanısıra, tarımda bir milyona yakın ve hizmetlerde de bir milyon kadar ücretli işçi mevcuttur. Yani proletaryanın toplamı, üç milyonun üzerindedir. Emperyalizmin körüklediği tekelleşme ve dengesiz ekonomik gelişmeye bağlı olarak, işçi sınıfımız da büyük işletmelerde ve İstanbul çevresinde yoğunlaşmaktadır. 1963’te özel imalat sanayisinde ondan fazla işçi çalıştıran 2774 işyeri vardı. Bu işyerlerinde çalışanların yüzde 67'si, iki yüzden fazla işçi çalıştıran işyerlerinde toplanmıştı. Bu oran, 1967'de yüzde 70’e yükseldi. Yine bu 2774 işyeri içinde, binden fazla işçi çalıştıran işyerlerindeki işçilerin oranı ise, aynı dört yıl içinde yüzde 35'ten yüzde 38'e çık­ tı. Sendikalı işçi sayısı, 1963'te 296 bin iken, 1967’de 613 bine, 1971’de 1 milyori 200 bine ulaştı. Böyjece şendi-

362 kalaşma oranı yüzde 11'den yüzde 30'a yükseldi. Tûrk-iş, Am erika'nın akıttığı milyonlarla beslenerek, işçi sınıfı mü­ cadelesinin önüne dikiliyor. İşçilerimiz bir yandan emper­ yalizmin ve işbirlikçilerinin sömürüsü altında ezilirken öte yandan da san sendikalann çemberine hapsedilmek iste­ niyor, Buna rağmen sendikalı işçi sayısının ve sendikalaş­ ma oranının artışı, işçi sınıfımızın, sayıca güçlülüğünün ve yoğunluğunun yanısıra, İktisadî örgütlenmesinin de ge­ liştiğini göstermeİ^edir.

İşsizlik, Pahalılık ve iş Güvenliğinin Olmayışı, İşçi Sınıfımızı Ağır Hayat Şartlarına IMaMram Ediyor TİİKP Programı şöyle diyor:

«Son çeyrek asır içinde, emperyalizmin vo gericiliğin halkım« âzerlndekl insafsız s5mürfi ve znlmû, geniş emekçi yı^nlan için hayatı dayanılmaz bir hale getirmistir.» (Madde 29) «Faşizmin doludizgin geliştirdiği İşsizlik ve pahalılık, başta işçi «nnıfımız olmak üzere bütün halkı kasıp kaTurmaktadır.,.» (Madde 31) Tekel kârları ve fiyatlar sürekli artarken, işçi sınıfımız uzun saatler çalışmaya zorlanıyor ve asgarî ücret daima düşük tutuluyor. Sanayi isçilerinin yüzde 70’i ayda 800 li­ radan az kazanıyor. Yüzde 27’slnln ise eline 800-2000 lira geçiyor. 2000 liradan fazla alan çok küçük azınlık, teknis­ yen durumunda olanlardır. Bugün bir işçinin bir günlük as­ garî ücreti, ancak bir kilo et alhfiaya yetiyor. Oysa işbir­ likçi parababalan, bir işçinin on yıllık ücretinin karşılığı olan yüz bin lirayı, bir doğum günü eğlencesinde harcıyor­ lar. İşverenler, i^çi sınıfının Ocre^ taleplerinin pahalılığı körükleyeceğini İcidla etmekten çekinmiyorlar. Oysa hayat pahalılığının başta İşçi sınıfımız olmak Özere bütün emek­ çileri nasıl kasıp kavurduğu, fiyat artışlarının ücret artışlanm çok aştığı, herkesin gözü önündedir, ticaret Bakan­ lığının verdiği rakamlara göre, hayat pahalılığı yüzünden ücretlerin satınalma gücü, 1963-1971 yılları arasında yıl(ja ancak yüzde bir oranında artmıştır. 1970 yılında yüzde 6,5, 1971 yılında İse yüzde 6 oranında düşmüştür. Pahalılığı kö-

363 rükleyenlisri bOtQn halkımız tanıyor. Bunlar, kârlarına kâr katmak için fiyatları arttıran, çeşitli yollarla sanayi üreti­ m imizin gelişmesini engelleyen emperyalistler, işbirlikçi büyük sanayiciler ve vurguncu tüccarlardır, işbirlikçi te ­ kellere ve toprak ağalarına milyarlarca lira kredi dağıtan, halkı ezmek İçin israfçı devlet mekanizmasını ve A m eri­ kan emperyalizmine bağımlı orduyu besleyön, bütçe açık­ larını ise para basarak karşılayan iktidarlardır. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi, işbirlikçi tekeller, iş­ çi sınıfımızı toplu işten çıkarmalarla tehdit ediyorlar. Pat­ ronlar işçileri diledikleri gibi işten çıkarırken. Amerikancı sarı sendikalar buna «zaten verim siz çalışıyorlardı»-diye­ rek göz yumuyorlar. İşçilerimizin iş güvenliği yoktur, işyer­ leri, emniyet ve sağlık şartlarından yoksundur. Kadın ve çocuk işçiler üzerinde en ağır baskılar hüküm sürmekte­ dir. i I970’te İstanbul'da 195 bin, Ankara’da 150 bin, İzmir’­ de 60 bin ye Adana'da 29 bin gecekondu olduğu tahmin ediliyordu. Türkiye’deki bütün gecekonduların yüzde 75’i. bu dört şehirde toplanmış bulunuyor. Bütün ücretlilerin ancak yüzde 40'ı sigortalıdır. Sigortalıların, çalışabilecek yaştaki nüfusun bütününe oranı ise, yüzde 15 kadardır, işemen bütün Avrupa ülkelerinde sosyal sigorta harcama-^ larınm gayri safi m illî hasılaya oranı yüzde 15’in üstüridö iken, Türkiye’de bu oran yüzde 2'yi bulmuyor! işbirlikçi Îl^ğa-tefecl-banka ortaklığı, geniş köylO kitlelerini sömürü ağlarına düşürmekte, yoksul halkın kanı­ nı emmektedir. Emperyalizmin ve işbirlikçi burjuvazinin sömöro araçla­ rı olan bankalar, tarımda tamamen toprak ağalarını, tefeci­ leri ve vurguncu tüccarları desteklemektedir. Bu olay, yarısömürgelik ile yan-feodalliğin içiçe geÇmİş olduğunu ispat ediyor. Köylü ailelerinin yarısından çoğu bankalardan hiç kre­ di alamaz. Çünkü onlarm bankaya karşılık olarak göste­ recekleri mülkleri ve itibarları yoktur. Kredi alanların yüz­ de 70’i, 500 liradan az kredi alırlar. Bu kredi, köylünün hiç­ bir ihtiyacına yetmez. Bu sebeple köylüler, tefecilerin eline düşerler. Milyonlarca liralık kredi, mülk ve itibar sahibi olan tüccarlara ve büyük toprak sahiplerine akmaktadır. 37 iş­ letme, işletme başına ortalama 626 bin lira kredi alabil­ mektedir. 82 milyon liralık kredi, 40 ihracatçı arasında paylaşılabilmektedir. Ülkemizde bütün banka kredilerinin yüzde 49’unu vur­ guncu tüccarlar ve tefeciler, yüzde 16’sjnı toprak ağaları almaktadır. Toprak ağaları ve tefeci-tüccarlar, aldıkları kre­ dilerin bir kısmını köylülere yüksek faizle vererek, onları kendilerine bağımlı hale getirirler. Bu suretle köylülerin alınteri, bankalarla ağalar, tüccarlar ve tefeciler arasında paylaşılmaktadır. Yoksul köylüler, üretim araçlarını yenileyebilmek, ye­ niden üretim yapabilmek, hatta çogu zaman kışı geçirebil­ mek için paraya muhtaçtırlar. Para ise, bankalarla işbirliği halinde olan, köylüleri amansızca sömürüp servet yığan ağalarda ve onların köylerdeki, kasabalardaki uzantısı olan tefecilerde bulunur. Tefeci, bankadan yüzde 10 faizle aldığı parayı köylüye yüzde 50, hatta yüzde 100 faizle verir. Ço­ ğu zaman köylü borç alabilmek için küçük tprlasmı da ipo­ tek etmek zorunda kalir. Bazı yerlerde köylüler, bankadan aldıkları küçük kredileri dahi bağımlı ve borçlu oldukları ağalara teslim etmek zorundadırlar. Böylece banka faizi yoksul köylünün sırtına biner, parayı ağa kullanır. Yoksul

383 köylü, banka ile tefeci arasında gidip gelir, en sonunda kü­ çük toprağını da kaybeder. Yoksul köylülerin ellerinde kalan son mülkleri, tefe­ cilerden aldıkları borçlar karşılığında ipotek altına girmek­ tedir. Bu yüzden her yıl binlerce köylü tarlasını ağalara ve tefecilere kaptırıp ya kendi toprağı üzerinde ortakçı duru­ muna düşmekte, ya da tarım işçisi olmaktadır. Yoksul köylüler, tefecilerden İporç para alabilmek için alivre satış yapmak zorunda kalarak, tarladaki ürününü, koyununun karnındaki kuzusunu da kaptırır. Tefeci, yoksul köylünün ürünü daha taı;ladayken, çok düşük bir fiyat biçer ve hasat zamanı bu ürüne el koyar. Bu durum o kadar ileri gitm iştir ki, bazı yerlerde yoksul köylüler İki yıllık, üç yıllık zeytin ürününü tefeciye devretmek zorunda kalmışlardır. Tarlayı ekip biçen, işleyen köylü, ürünü kaldıran tefecidir. Yoksul köylülerin tefecilere borçlanmalarının kölelik derecesine varan şekli ise, iş üzerinden borçlanmadır. A r­ tık ne verecek tarlası, ne de ürünü kalmayan yoksul köylü, toprak ağasının, tefecinin tarlasında veya başka bir işinde borcuna karşıhk çalışmak zorunda kalır.

Yoksul Köyiaierln BOyük Çoğunluğu, Esas Olarak Kapitalist Piyasanın Değil, Toprak Ağaları ve Tefecilerin Sömürüsü Altındadır k

f

Ülkemizde köylülerin büyük çoğunluğu kapitalist paza­ ra açılmıştır. Kapalı köy ekonomisi gittikçe çözülmektedir. Ancak, yoksul köylülerin önemli bir kısmı ürettikleri ürünü pazara bile çıkaramadan tüketmektedirler. Köylülerin yüzde 60’ı 50 dönümden küçük toprak par­ çaları üzerinde tarım yapmaktadır. Bu ailelerin dörtte üçü tahıl ekmektedir. Bunların ürettikleri tahıl, toprak ağaları* nin v e tefecilerin ağır sömürü payı çıktıktan sonra, yoksul köylü ailelerinin hayatlarını devam ettirmelerine ancak yetmektedir. Hatta bunlarm çoğu, ürettikleri miktar yet­ mediği için, pazardan tahıl almak zorunda kalmaktadır. Tütün, pamuk, zeytin gibi sanayi bitkileri üreten yoksul köylüler ise, çoğunlukla az bir miktar tutan ürünlerini daha tarladayken veya köyden çıkarmadan tefecilere kaptırıyor­

384 lar. Yani yoksul köylülerin büyük çoğunluğu ürünlerini piya­ saya çıkaramıyorlar. Bu da göstermektedir ki, büyük yoksul köylü kitlesi, esas olarak kapitalist piyasa mekanizması ta­ rafından değil, toprak ağaları ve tefeciler tarafından Sömü­ rülmektedirler. Sanayi bitkisi üreten yoksul köylülerin bir kısmı, top­ rak ağasından ve tefeciden kurtşrablidiği ürününü eğer pi­ yasaya çıkarabilirse, burada da vurguncu tüccarların, dev­ let tekellerinin ve emperyalist kumpanyaların sömürüsüne maruz kalırlar. Düşük fiyat, ıskarta gibi yollarla ürünlerini yok pahasına kaptırırlar. 117 pamuk ihracatçısı, yılda orta^ lama ikişer milyon lira kazanırken, 250 bin pamuk üretici­ sinin eline yılda 800-900’er liranın geçtiği bir ülkede, ürü­ nünü piyasaya çıkarabilen küçük üreticinin nasıl insafsız bir sömürü altmda bulunduğu açıkça görülür. İşte biz burada, bu 117 vurguncunun talanına son ver­ mek istediğimiz için suçlanıyoruz. Milyonlarca yoksul köy­ lünün ancak devrimle kurtulacağını savunduğumuz İçin, hakkımızda ağır hapis cezaları isteniyor. Bir yoksul köylü arkadaşımız, emekçi köylüler üzerindeki ağır ^ m ü rü y ü , mahkemenizde şöyle ifade etmişti:

«Sekiz yaşındaki çocuğa, yetmiş yaşındaki dedeyi, nine­ yi, lıamiie kadını, elL kınalı gelini, otuz beş derece gü­ neşin altında, gün boyanca bir ekmek parasına çalıştı­ ranlara, amelenin hayat ve iş güvenliğini hiçe sayantarm hakimiyetine, baskısma luırşı oldngnm için burada bulunmaktayım. 60.70 haneyi amele olarak getirip bir hayvan damında yatıran, onlan köle gibi çalıştıran top­ rak ağalannm zulmüne, baskısına karşi olduğum için burada, sanık sandalyesinde bulunmaktayım. Topraksız, yoksul köylünün senelik geliri olan 1000.2000 lirayı bir gecede harcayan sömürücü zalimlere karşı olduğumdşm buradayım. Köylüye yüzde 50 faizle para veren, üretti, ği malmı en düşük fiyata alan, böylece köylünün kam^ m emen, onu yoksulluğa sürükleyen sahtekar tefeci, tüccara karşı olduğumdan buradayım.» (Mehmet Ali Öztürk’ün sorgu vermeyi red dilekçesinden) Köylü kitlesinin büyük çoğunluğunu meydana getiren yoksul köylüler, işçi sınıfıyla birlikte, yarı-sömürge, yarı-

385 feodal zulüm düzenit^rv acısım en fazla çeken kitlediF. Bu sebeple onlar, demokratik halk devrimi mücadelesinde pro* letaryanın önderliğinde kararlı bir şekilde savaşacaklardır. Lenin şöyle diyor: '

«Tasavvur edUebilen bütüa çeşit ve şekilleriyle serflik düzeni kalmtılE^rı, bugüne kadar köylülüğün bütüu kitp leşini ezen amansız bir yük teşkil etmiştir. Proi«ter||çr, bayrakları altında, bu yükü ortadan kaldırmak için» savaş ilan etmiş biılunmaktadırlar.» (îşçi ve Köylü İt­ tifakı, s. 29)

Tefecilerin ve Vurgımcu Tüccarların Sönıürüsü Altındıd^ Orta Köylüler Yıldan Yıla Yoksullaşıyor Orta köylüler, kendi topraklarını işleyerek ancak ge­ çimlerini sağlayabiliyorlar. Bir miktar üretim aracına ve sermayeye sahiptirler. Genel olarak işçilik yapmazlar. Bir kısmı belirli meysimlerde birkaç ücretli işçi de çalıştırır. Çoğunluğu ise, ailesiyle birlikte kendi toprağını ekip bi­ çer. Bu durum, tarımda ücretli işgücü kgllanılmasının yay­ gın olmayışından ve kapitalizmin geriliğinden gelmektedir. Lenin, geniş çapta ücretli işgücü kullanılmaksızın yapılan küçük köylü üretiminin, henüz tamamen kapitalist pazara bağlanmamış geri toplumlara has bir durum olduğunu bolirtm iştir. (Toprak Meseleleri, s. 78) Orta köylüler, feodalizmin çözülüp kapitalizmin geliş­ mesi sonucu köylülüğün sınıflara parçalanmasıyla ortaya çıkmışlardır. Gelişen kapitalizm, bunlan mülksüzleştirmekte ve büyük çoğunluğunu yoksul köylüler haline getirmekte­ dir. Kapitalizm geliştikçe, orta köylüler yok. olmaya mah­ kumdur. Engels, bizim orta köylü dediğimiz köçük köylölö^ ğün kapitalizm-öncesi toplumun damgasını taşıdığını şöyle ifade ediyor:

«Küçük köylü, tıpkı küçük zanaatkâr gibi, işinin gerek, tirdiği araçlara hâlâ sahip oldnğundan, modern proletar. yadan ayn bir emekçidir. Ve bnndan dolayı da, geçmiş bir üretim biçiminin kalıntısıdır.» (Fransa ve Almanya'­ da Köylü Meselesi) Ülkemizde kendi toprağı üzerinde tarım yapıp, borç İçinde varlığını sürdürmeye çalışan orta köylüler, köylü ai-

lelerinîn yüzde 13 unü meydana getiriyor. Orta köylüler gırtlaklarına kadar borçlu durumdadırlar. Tefecilerden aldık­ ları borcun yükü, her yıl sırtlarına binmekte, ürünlerini ve tarlalarını kaptırarak yoksulluğa sürüklenmektedirler. Yıldan yıla birçok yoksul ve orta köylü, yarı-proleter durumuna geliyor ve ücretli işçilik yapmak zorunda kalı­ yor. Yoksul ve orta köylülerin tefeciler tarafından sömürül­ mesi, b ir yandan yarı-feodal ilişkilerin çözülmesi ve köylü­ lerin sermaye tarafından sömürülmesi sonucunu doğurur­ ken, diğer yandan da köylülerin bir kısmının yarı-fe^odal ba­ ğımlılıklar altına düşmesine yolaçmaktadır. Lenin, Rus ta­ rımında bu bağımlılığın karakterini şöyle ifade ediyordu:

«Bu bağımlıhğu bütün özelliği şndur: Kapitalist Uişkiie. rin bu ilkel, tohum halindeki şeklini eski ilişkiler, feo­ dal ilişkiler sarmıştu'. Burada hiçbir zaman hür ve ser­ best sözleşme yoktur, zoraki bir ticari işlem vardır. (Ba­ zen resmi makamlann emriyle, bazen kendi işletmesini korumak arzusuyla, bazen de eski borçlar yüzünden, vb.) Üretici burada belli bir yere ve belli bir sömürücüye bağlıdır. Tamamiyle kapitalist ilişkilere has ticarî ilişki, lerin kişisel olmayan niteliğinin aksine, ticarî ilişkiler ' burada zorunlu olarak ‘yardım’, ‘hayırseverlik’ gibi şah. si bir şekle bürünmektedir. Ticarî işlemin bu özelliği de üreticiyi şahsi, yanJeodal bir bağımlılık altma so­ kar.» (Halkçılığın İktisadî Muhtevası, s. 192) O rta köylülerin büyük bir çoğunluğu ürettikleri ürünü piyasada satarken, vurguncu tüccarlar. Tekel ve emp,eryalist şirketler tarafından da sömürülürler. Piyasaya hakim olan vurguncular, Tekel ile anlaşma halinde fiyatları dur­ madan düşürürler. Böylece borcunu ödeyebilmek, kışı geçi­ rebilmek için paraya ihtiyacı olan köylü, çaresizlik içinde ürününü ucuza kaptırır. Bu sömürü en açık bir şekilde tütü­ nün ve diğer sanayi bitkilerinin satışı sıracında görülür. Mesela 1969 yıhnda, Akhisar’da köylülerden kilosu 5 liraya alman tütünün yurtdışına birkaç misli fiyatla satıldığı, bili­ nen bir gerçektir. Aradaki fark, vurguncu tüccarın, devletin ve yabancı kumpanyaların cebine inmektedir. Görüldüğü gibi, orta köylüler bir yandan yarı-feodal sö­ mürünün, tefeciliğin acısını çekerken, bir yandan da kapi­

talist pazarın sömürüsörre uğrarlar. Yani yan-sömürgelîğîn acısını da çekerler. Önümüzdeki devrimin demokratik gö­ revleriyle millî görevleri, bu sebeple de birbirine sıkı sıkı­ ya bağlıdır. Orta köylüler, toprak ağalarının, tefecilerin, vurguncu tüccarların ve emperyalizmin sömürüsü altında eziliyor ve yoksullaşıyorlar. Bu sebeple onlar, halkımızın demokratik devrim mücadelesinde proletaryanın ve yoksul köylülerin yanında yer alacaklardır.

Emperyalizm ve işbirlikçi Burjuvazinin Zengin Köylüler Üzerindeki Baskısına Karsıyız Zengin köylüler, köy burjuvazisini temsil etmektedir­ ler. Kapitalizm geliştikçe, köylülüğün çeşitli sınıflara par­ çalanması sonucu, küçük bir azınlık olarak ortaya çıkmışlar­ dır. Esas olarak, tarım işçilerini ve yoksul köylüleri ücretli işgücü yoluyla sömürmektedirler. Bir kısimı, kendi topra­ ğı olmadığı halde, sermayesi vasıtasıyla toprak kiralamak­ ta ve makinalı tarım yapmaktadır. Bazıları tefecilik de ya­ pıyorlar. Bütün köylü nüfusun yüzde 3'ünü meydana getiren zen­ gin köylüler, ürünlerini kapitalist pazarda mümkün olduğu kadar yüksek fiyattan satmak isterler. Oysa vurguncu tüc­ carlar, emperyalist şirketler ve devlet tekeli, fiyatları dal­ ma düşürür. Diğer taraftan zengin köylüler tarım araçları, gübre, benzin, ilaç gibi sanayi mallarını piyasadan alırken, kârlarının bir kısmını emperyalizme ve büyük bgrjuvaziye kaptırırlar. Bütün bu sebeplerle, zengin köylülerin e m pe r yalizmle ve işbirlikçi burjuvaziyle çelişmeleri vardır. TİİKP, tarım işçilerinin zengin kSvlülere karşı bütün hak ve menfaatlerini savunmaktadır. TİlKP, bununla bera­ ber, emoeryalizmin ve vurguncu tüccarların zengin köylüler üzerindeki her türlü baskısına karşıdır.

Halkımızın Büyük Toprak Sahipleri ve Tefecilerden Sorsicak Hesabı Vardır Büyük toprak sahipleri, yoksul ve topraksız köylüleri ve tarım işçilerini, angarya, vergi, yarıcılık, ortakçılık, kira-

i»-

m

isilik ve öeretli işgücü yoluyla sörtfıürüyörlar. A ynı z&msında bunların bir kısfnı, tefecilik de yapıyorlar, bankalarla İçli dtşfıdirlâr. Emperyâlizm vO yarı-sömürge yapı, köylük böl­ gelerde bunlara dayanmaktadır. Büyük toprak sahipleri, çoğunlukla kasaba ve şehirler­ de OturmaktâdıHar. Toprak ağaları, silahtı çeteleri vasıtaisıyla toprakları gasbetmekte, keyfi vfergi toplamakta, ürün­ lere el koymakta, birçok yerde köylüler üzerinde tahakküm kurmaktadır. Mardin’deki ağaların sahip olduktan topraklar, hükmettikleri köyler ve silahtı güçleri hakkında, Hürriyet gazetesinde çıkan şu rakamlar, durumu açıkça göstermek­ tedir:

•Türk ailesi: 54 bin döniûn arazi, 9 kSy» 400 sUahh adam. Kahn^man ailesi: 37 bin dönüm araıi, 200 silahlı adam. Necimoflu ailesi; 15 bin dönüm arazi, 500 silahlı adam. dzkan ailesi: 15 bin dönüm arazi, 600 silahlı adam.» (Hürriyet, 1 Aralık 1973) Tarımdaki nüfusun yüzde 1'inden daha azını meydana getiren toprak ağalannın küçük bir bölümü, tamamen kapi­ talist toprak sahibi durumuna gelmiştir. Kapitalist toprak sahipleri, tanmdan semirerek ticarete ve sanayiye et at­ maktadırlar. Büyük toprak sahipleri ve tefeciler, tânm işçilerinin, yoksul ve orta köylülerin baş düşmanlarıdır. Bu bir avuç sö­ mürücü zalim, milyonlarca yoksuj halkın kanını emiyor. Köylüleri açlığa ve sefalete mahkum ediyör. Onlar, yalnız köylülerin değil, başta işçi sınıfı olmak üzere bütün halkın düşmanıdır, Halkımızın onlardan söracak çok hesabı var­ dır. Burada bizim hakkımızda eğer bir mahkumiyet kararı verilecekse, işte bu bir avuç zalim namına verilecektir. köylüler Niçin Mücadele Ediyor: Toprak, Hürriyet, Bütün Borçların İptalil Yıllardan beri, yurdumuzun birçok yerinde, toprakları işgal eden köylüler, toprak ağalığının ortadan kalkmasını is­ tiyorlardı. Kadınıyla erkeğiyle, çoluğuyla çocuğuyla, jan­ darma dipçiğine göğüs geren köylüler, jandarma ve koman­ do zulmünden kurtulmak ve hürriyete kavuşmak istiyorlar-

'

389

di. Ülkertıi2in dört bir yânında, yürflyüşlel- yapan, meydan­ larda toplanan köylüler, tefeöilerin ve vuı-guncu tüccarların soygununun son bulmasını, ürünlerine değer fiyat verilm e­ sini, emperyalizmin ve devletin ¿Ömürü.Ve baskılarının kalkmasını istiyorlar; su, yol, okul gibi en hayati ihtiyaçla­ rının sağlanmasını talep ediyorlardı. Çiftliklerde aç-susuz grev yapan tarım işçileri, en tabii demokratik ve iktisadi haklarının tanmtıniasını İstiyorlardı. Hakkari’den b|r köylü şöyle diyor:

«Yöremizde ağalık hükmü şiddetle lıüküm sürüyor. Ağa. İkr tereddütsüzce halka zulmetmeye devam edijror. An. layacağmız, bir derebeylik sürüp gidiyor.» 1971 yılında Akhisar’da yapılan tütün mitinginde, bir köylü şöyle haykırıyordu:

«Ağaların b iz e. ettiklerini yanlarına kojhnayalım. Top» raklafunızı ^ r i alalım. ToprahJat bizimdir.» (Proleter Devrimci Aydınlık, sayı 33) Nisan 1973’te Adana’da yapılân Üreticiler Kurultayı’nda, bir yoksul köylü şöyle diyordu;

«Bizim, yazın sarı sıcağmda toprağa döktüğümüz teri soracağımız hesabımız var... Toprak ve ekmek istiyoruz.» (Cumhuriyet, 30 Nisan 1973) Yine 1971 yılında Akhisar’da yapılan tütün mitinginde, b ir yoksul köylü arkadaşlarına şöyle sesleniyor:

«Tan yeri ağarıyor. Takında güneş doğacak. Kardeşler, bizi 15.16 Hazirab şânlı işçi mücadeleâİnin yolu kurtara­ cak. Mücadelemiz, ölüm pahasUaâ da olsa durmayacak. Sömürücüleria iktidarını yerle bir edene k^dar sürecek, tir.» (Proleter Devrimci Aydınlık, sa^yı 33) İşte milyonlarca köylünün İŞtöklerİ bunlardır! Hakim sınıflar ve yârdakçılah, bu sesî bastırmaya çâlişarak, te­ melinde yoksul köylülerin ahi bulunan büyük töprak mülki­ yetine son verilmesini ve köylüler tarafından toprakların paylaşılmasını «gericilik», olarak göstermeye çalışıyorlar, Toprakların paylaşılmasının, «cüce işletm eleri» doğuracağı­ nı, «verim i düşüreceğini», «teknik ilerlemeye aykırı oldu­ ğunu» söylüyorlar.

390 Esas gerici olan, o n krın savunduğu zalim toprak ağalarmm mülkiyetlerinin korunmasıdır! Esas gerici olan, köy­ lüleri sefalete sürükleyen ve ezen yan-feodal unsurlann varlığmı sürdürmesidir! Toplumun geri kalmasına sebep, emperyalizme bağım­ lı yan-feodal yapıdır. Böyle olduğu içindir ki, tarihimiz bo­ yunca emperyalistler toprak ağalarıyla işbirliği yapmışlar­ dır. Ağalar ve onların büyük mülkiyeti tasfiye edilip, köy­ lülere hürriyet getiren küçük mülkiyet yolundan geçilme­ den, ileri teknolojiye dayanan büyük üretime ulaşılamaz. Bu gerçek birçok milletin tarihi tarafından defalarca doğ­ rulanmıştır. İleri teknolojiye dayalı kollektif büyük üretime, prole­ taryanın önderliğinde yine köylülerin büyük çoğunluğunun isteğiyle geçilecektir. Sahtekârca bahaneler ileri sürerek, ğeftfş kitlelerin ihtilâl yolunu karartmak ve onları bu köh­ ne düzenin sömürüsüne mahkum etmek çabalarına, en iyi cevabı yine yüce Lenin veriyor:

«Toprak sahiplerinin geniş topraklarının verimliliği, köylü tanmınm veriminden yüksek olduğu için, toprak sahiplerinin mülksü2 leştirilmesinin geriye doğru bir adım olduğuna iddia ediyorsunuz! Böyle bir iddia, ancak ilk. okulun dördüncü smıfmdaki bir çocuğa yakışır. Bir düşü, nün beyler: Serilik-kaldırıldığı zaman, az verimli köylü topraklarmı toprak sahiplerinin yüksek verimli toprak­ larından ayırmak, ‘geriye doğru bir adım’ değil miydi?» (Toprak Meseleleri, s. 35) Köylüler, yüzyıllann hıncıyla, kendilerini ezen sömürü ve zulüm düzenine son verm ek istiyorlar. Bu uğurda veri­ len mücadelenin önünde, hiç bir güç duramayacaktır. Sav­ cılar, değil bin sayfalık, on binlerce sayfalık iddianameler yazsalar, yüzlerce yıl hapis cezalan isteseler, gene de bu köhne düzeni yıkılmaktan kurtaramayacaklardır. TİİKP, 20 milyon köylünün gerçek özlemi olan Toprak Devriıni Programını ilan ederek, halk yığınlarının devrimci talebini dile getiriyor. Savcılar, TÎİKP’nin Toprak Devrimi İProgramını istedikleri kadar suçlasınlar. Onu okuyan köy­ lüler, «Toprak Devrim i Programımız çok güzel! Eğer ihtilal böyleyse, silah elde, en önde ben dövüşüyorum » diyorlar.

391 Bu programı köy odalarında, köy kahvelerinde, yoksul köy­ lüler heyecanla okuyorlar. Bu programı benimseyen köy­ lülerin yüreği, mücadele âteşiyle tutuşuyor. '• Toprak işleyenindir! Toprak, üzerinde kim çalışıyor, kim alınteri döküyorsa, onundur! Toprak ağalığına, tefeciliğe, jandarma dipçiğine, ko­ mando zulmüne son! Toprak, hürriyet, bütün borçların iptali! ' Faşizme paydos!

Yıllardır Aldatıldığımız Yeter Artık! , -i *

Köylülerin bu taleplşrini yıllardır jandarma dipçiği y,e zorbalıkla bastıran hakim sınıflar, şimdi «toprak reforn^u» yalanını yeniden ortaya sürüyorlar. Çünkü hakim sınıflar, iktidarlarını sadece baskı ve şiddet yoluyla yürütemezler. Onlar, kitlelerin gelişen mücadelesi karşısında, yalana ve dolana başvurmak zorundadırlar. Yoksul halka karşı bu yo­ lu her zaman kullanmışlardır. Bir köylü arkadaş, bu gerçeği. Mahkemenizin okutma^ dığı ve engellediği sorgu verm eyi red dilekçesinde şöyle ifade etmişti:

«Bugünkü iktidar, zalim toprak ağalarının ellerinden ba topraklan alıp bize dağıtabilir mi? Senelerden beri top­ rak reformu denilen aldatmacayla bizi uyuttular. Biz gençler ‘Toprak reformu yapılacak’ dediğimizde, köyfln ihtiyarları bize ‘Bu bir aldatmaca oğlum, ben sizin yaştay. kenden beri toprak reformu yapılacağı söylenir, biz hiçbir şeyin yapıldığını görmedik’ diyeı^ek bunun yalan oldu­ ğunu hatırlatıyorlardı. Hakikaten bunun bir aldatmaca olduğu'doğrudur. İhtiyarlar ‘Oğlum, seçilip Meclise gi. den bu mebuslar, zaten toprak ağalarından yâna. Onlar:ıi topraklarıftı alıp bize vereceklerine hiç inanmayınız’ di­ yorlardı.» (Ahmet Uyanık’ın dilekçesinden) Elli yıldan beri, köylüyü susturmak için ortaya atılan «toprak reformu» vaadlerinin bir masal olduğunu, bugün anlamayan kalmamıştır. Sunay ve Tağm aç’ın çizmeli-kamçılı iktidarlarının h'azıriadığı ve bugünkü iktidarın benimsedi­

39^ ği «toprak reform u» tasarısı, büyük toprak mülkiyetini sağ­ lama almak amacını taşıygr. Onlar, tarımda «cüce işletme­ lere son» vermek perdesi altında, yoksul köylülerin elinde kâian son toprak parçalarına el koymak istiyorlar. Emperya­ lizmin, bütün yarı-sömürge ülkelere tavsiye ettiği «toprak reform ları», toprak ağalığını güçlendirmekten başka bir so­ nuç verm em iştir. Latin Am erika ülkelerinde, İran’da, Yuna­ nistan'da uygulanan «ak devrim »lerden spnra, köylünün yoksulluk ve sefaleti daha da artmıştır. ş Bugün toprakların ancak dörtte birinin kadastrosu ya­ pılm ıştır. On binlerce arazi ihtilafı, yıllardan beri mahke­ melerde çözülemeyip devam etmektedir, i^âkim sınıflar, Türkiye’de toprakların kadastrosunun en erken elli yılda tamamlanacağını söylüyorlar. Sabrı taşan köylüleri aldat­ mak İçin, bu yıl Urfa’dan başlayacakları «ro fö rm », bu gi­ dişle 67 yılda tamamlanacak! Oysa köylüler, toprak meselesinin köklü bir şekilde halledilmesini istiyorlar. Köylülerin, elli yıl, yüz yıl bekle­ meye tahammülleri yoktur. Onlar için toprağa kavuşmak, yarınki ekmeklerini çıkarmak, aç kalmamak meselesidir. İşte bunun içindir ki. Turanlar köylüleri otuz beş yıldır sü­ ren toprak davasının dosyalarını bir kenara bırakarak ağa­ lara karşı mücadeleye girişmişlerdir.

Ağalann Hiçbir Tazminat Hakkı OiamcKİ Köylüler topraklara tazminatsız olarak el konmasını is­ tiyorlar. On binlerce dönüm toprağa sahip olan ağajarm toprak­ ları nereden geliyor? Bunu bütün köylüler bîliyor. Ağalar, on binlerce dönüm toprağa padişah fşrmanlanyla sahip ol­ dular. M illi mücadelede şehit düşenlerin topraklarına el koydular. Şehitlerin dullarını ve yetim lerini aç bıraktılar. Topraklarını bırakıp giden Rumların, Ermenilerin toprakla­ rına kondular. Hazine topraklarını gasbettiler. Türkiye’yi ba­ balarının çiftliği gibi paylaştılar. Yiyici memurlara rüşvet verip sahte tapular düzenlettiler. Yoksul ve topraksız köy^ lüleri insafsızca sömürüp, topraklarına toprak kattılar. Köy­

393 lüyü faize ve borca batırıp» ipotek ettikleri tbpraklara el koydular. Bir köylü arkadaş, İS^ahkemenizin okutmadığı sorgu ver­ meyi red dilekçesinde, kendi bölgesiyle ilgili olarak duru­ mu şöyle anlatmıştı:

«Birinci Dünya Savaşında tngilizlere casusluk yapan Hu. lusi Özbaş, bugün Söke’de toprak ağasıdır... Fakat bu. nun yanında, benim köyümden olup çeşitli cephelerde dokuz yıl, on iki yıl savaşan köylüler, yatacak yere, yi. yecek ekmeğe, giyecek elbiseye muhtaçtırlar. Hulusi ö z . baş’a bu hakkı biz mi tanıdık? Köylülerin bütibı bu haklarmı biz mi gasbettik? Hüseyin Özbaş gibi Bafa Gölü’nü Romlardan devralıp göl için 99 yıllık icar muamelesi ya. pan, ayrıca tapusunu da kendi üstüne alarak, gölün kı. yısında bulunan sekiz köy halkı bu gölden faydalanmak istediği zaman, kendi silahlı adamları ve janda^rma tara­ fından onlan kurşunlatan, hatta öldürten, bu köylüleri bulundukları dağ arazisinde mahkum eden de biz miyiz?> (Ahmet Uyanık’ın dilekçesinden) işte, ağaların binlerce dönüm toprağının temelinde zü­ lüm ve sahtekarlık var. Çîzmeli-kamçılı beylerin binlerce dönüm toprağında, yoksulların ahi ve hıncı var. Yapılan hesaplar, devlet hâzinesinin ağalara verilecek tazminatlara yetmeyeceğini gösteriyor. Hem, bu tazminat­ ları kimin sırtından veriyorlar? Ağaların hiçbir tazminat hakkı olamaz! Ağalara tazminat vermekten sözedenler, köy­ lüye toprak dağıtmayacaklarını ilan etmiş oluyorlar.

Köylüler, Toprak ve Hürriyete Proletarya Önderliğinde Gerçekleştirecekleri Demokratik Devrimle Kavuşacaklardır iktidarlar. Jandarması, komandosuyla toprak ağalarının arkasındadır. AP, DP, C G P ve M H P gibi faşist partiler ve on­ ların mebusları. Şeyh Halltlerirt, Fahri Tanmanların, Celal Sungurların menfâatlerinin kara yüzlü bekçileridir. Faşist Saraçoğullarmın, Recep Ptekerlerin, Çakırbeyli çiftliğinin ağası Mendereslerin, l^orrison şirketinin acentasi Süley^ rtiârt DemirĞlferlh, Kandıralı toprâk sahibi Nihat Erimlerin, Vanlı ağâlârin adamı Ferit Melenierin başmda bulunduğu

394 İktidarlar, köylüye yoksulluk, tahsildar zulmü ve jandarma dipçiğinden başka ne verdiler? Köylünün toprak mücadelesi karşısında bugünkü Baş­ bakan Ecevit de, «bizim köylümüz! başkasının malına göz dikm ez» diyerek toprak ağalarmm «kutsal m ülkiyet»ini sa­ vunuyor. Bugünkü iktidar, yoksul köylüler yararına bir top­ rak reformu siyaseti değil, kapitalist çiftçileri güçlendiren bir siyaset izliyor. Hakim sınıf iktidarlarının köylüye toprak dağıtamıyacağını, bir köylü arkadaş Mahkemenizde şöyle açıklamıştı

«1946 seçimlerinâen bu yana bütün seçimleri l^yorum . Çok iktidarlar değİ4fti. Ama hiçbirinin bize yararı olma, dı. Toprak reformu diyerek oylarımızı alanlar, Sep ağa­ ları korudular ve köylülerin üzerine jandarma birlikleri salarak köylüyü dipçik altmda inlettiler. Bugün artık ağalarm zalim yüzünü bilmeyen köylü kalmamıştır. Bu. gün artık köylüler hakim sınıflardan toprak reformu beklemiyor. Şunu çok iyi belledik: Bunlardan medet um. mak, kurdun kuzuyu, tilkinin tavuğu güdeceğine inanmak kadar boştur. Köylüler toprağa ancak kendi güçleri, kendi mücadeleleriyle kavuşacaklardır. Köylüler, yüzyıllar, dan beri talep ettikleri topraklara ancak işçilerle birlik­ te yapacakl^ı bir ihtilalle kavuşacaklarım kavramışlar, dır.» (Durmuş Uyanık’m, sorgu vermeyi red dilekçesin­ den) Köylüler, hakini sınıf iktidarlarının lütuf ve ihsanıyla değil, aşağından yukarıya doğrü yürüttükleri gerçek demok­ rasi mücadelesiyle toprağa kavuşabilirler. Milyonların mü­ cadelesinden korkan bugünkü iktidar, bu tutumuyla köylü­ lerin toprağa kavuşmasının karcısında olduğunu gösteriyor. CHP-M ŞP hükümeti, köylük bölgelerdeki geri toplum yapı­ sının tasfiyesi İçin köylü yığınlarının mücadelesine dayana­ cağı yerde, hakim sınıfların en gerici kesimleriyle uzlaşa­ rak bu mücadeleyi bastırmaya çalışıyor. Onlar, köylülerin hürriyet ve toprak talebiyle harekete geçtikleri her yere motorize komando birlikleri sevk ediyorlar. Onlar yoksul köylüye toprak değil, «sıkı güvenlik tedbirleri» götürüyor­ lar. Mebusları, reform için pilot bölge seçilen Urfa'da toprak ağalarıyla «çiğ köfteli toplantılar» yapıp, «H e r şeyi düşünü­

395 yoruz, motorize komandoları hazırladık» diyen İktidarlar­ dan, hiç toprak beklenir mi? (Günaydın, 3 Mayıs 1974) Halkımızın yıllardır edindiği tecrübe gösteriyor ki, köy­ lünün toprağa ve hürriyete kavuşması, reform değil devrim meselesidir. Emperyalizmin işbirlikçisi büyük burjuvazinin ve toprak eğalarmm iktidarı yıkılıp demokratik halk iktidarı kurulmadan, kurtuluş mümkün değildir. Toprak Devrim ini, hakim sınıfların «cah il» ve «uykuda» sandıkları, yüzyıllardır hor gördükleri yoksul köylü yığınları gerçekleştirecektir. Onlarda öyle bir cevher vardır ki, Türkiye’nin kara yazısını değiştirecek ve yurdumuzu demokrasiye kavuşturacak olan anlardır. Geniş köylü yığınlarındaki bu cevheri, yalnız ve yalnız praletarya harekete geçirebilir. Yalntz ve yalnız pro­ letaryanın önderliği, toprak ağalarının zulüm düzenini yer­ le bir edecek maddî gücü yaratabilir. Çünkü proletarya, ken­ disiyle birlikte bütün halkı kurtaracak olan, tarihin en ileri sınıfıdır. Devrlm im izin önderi ve yarınların yaratıcısı, prole­ taryadır.

fÜKP’nin Toprak Devrimi Programı Gün Işığı Gibi Apaydınlık! Demokratik devrimin özü olan Toprak Devrim i, bütün tarım işçilerinin ve köylülerin isteklerini gerçekleştirecek­ tir

1)

Toprak ağalarının topraklarına tazminatsız olarak el konacaktır. El konan bu topraklar ve Hazine toprak­ larının büyük bir kısmı, köylüye bedelsiz olarak ve eşit şekilde dağıtılacak ve tapularına geçirilecekti^} 2) Toprak ağalan ve çiftlik beylerinin hayvanlarına, makinalarma, çiftlik binaları ve ambarlanna, bütün alet ve demirbaşlarına, mahsul ve tohnmlnklarma'^el konacaktır. Bunların bir kısmı köylülere eşit olarak dağıtılacak, bir kısmından ise Köylü Komitelerinin yönetimi ve gözetimi altmda bütün köylü ortaklaşa yararlanacaktır. 3) Hazine topraklannın büyük kısmı, yoksul köylüye bedelsiz ve eşit olarak dağıtılacaktır. Diğer kısmı ise, halkın malı haline getirilecek, buralarda örnek Halk Çifttikleri kuralacaktır. Bn Halk ÇiftUklerinin maki.

396 na ye iıletleriaâen köylüler pıarşısu; olarak yararla-

ıiEKaktır. 4)

5)

6)

7)

8)

9)

'

Söylüleriıı bütün tefeci ve banka borçljın, kira ve faiz borçlan iptal edilecektir. İpotekler kaldırılacak ye senetler imba edilecektir. Köylünün kanını eme­ rek servet yığmış olan tefecilerin bu servetlerine el konacaktır. Tarım işçilerinin her türlü sosyal hakkı tanınacak, sekiz saatlik iş günü, sosydî güvenlik ve bütün de. mokratik hakları sağlanacaktır. Yoksul ve orta halli köylülerin topraklanna, hay« vanlarma, aletlerine ve diğer mallarına el konamaz. Yoksul ve orta halli köylülerin toıvaklarmm ıslahıl için yardım edilecektir. Üretim kooperatifleri, trak­ tör ve makina istasyonları kurarak, faizsiz kredi, tohumluk ve grübre sağlanarak, yoksul köylüler ve orta halli köylüler desteklenecektir. Köylüler koo­ peratiflere ve kurulacak olan Halk Çiftliklerine, ya. rarmı görüp gönüMü olarak, kendi istekleriyle katı­ lacaklardır. Köylüler hiçbir şekilde buna zorlanamazlar, Devrime karşı çıkmadığı ve tefecilik yapmadığı tak­ dirde, demokratik devrim süresince zengin köylülerin mülklerine dokunulUıayac^l^r. Ancak, zengin köy­ lülerin karşısmda tarım işçilerinin her türlü iktisadi ve demokratik haklan gerçekleştirflecektir. Köylünün toprak devrimi mücadelesine karşı çıkma, yan toprak ağalanQ,a ve ailelerine, işleyebilecekleri kadar topırak ve alet, diğer köylülerle eşit miktarda bırakılacaktır.. Toprak ağalanna yaltakçılık ederek köylüye karşı mücadeleye girişen hainlerin, ihharcılarm, toprak ağası casuslannm topraklarma ve mallarma el kona, cak ve bunlar köylüye dağıtılacaktır. Toprak Devrimi programının uygulanmasını ve top­ rak dağıtımı i^ni Köylü Komiteleri yürütecektir. Tarım işçileri, yoksul köylüler, orta halli ve zengin köylüler, her köyde Köylü Komitesini seçimle kura, caklardır. Köylü Komitesinin çoğunluğu, tarım işçi, leri ve yoksul köylülerden meydana gelecektir. Ormanlar, göller, sular ye meralar, Köylü Komitele-

397 rinin yönetimine geçecektir. Bunlarm korunması geliştirilmesi ve köylülerin eşit olarak yararlanması işini, Köylü Komiteleri düzenleyecektir., 1 0 ) İhtiyarlık ya da hastalık ve sakatlık sebebiyle top­ rağını işleyemeyen köylülerin, dul ve yetimlerin ge> çimleri ve bakımları sağlanacaktır. İşte, Savcıların «suç delili» olarak İddianamelerine v e Esas Hakkında Mütalaalarına aldıkları Toprak Devrinfii Prog­ ramı budur. Bu Programı Savcılar suç sayıyor. Am a milyon­ larca köylü, bu Programın gerçekleşmesini istiyor. YoksMİ köylüler, onu göğüslerinin üstünde saklıyorlar. Savcıların iddiaları ve mahkemelerin hükümleri, bu yüzden geçersiz kalmaya mahkûmdur. '

TÜRKİYE İHTİLALCİ İŞÇİ KÖYLÜ PARTİSİ KÜRT MİLLETİNİN KENDİ KADERİNİ TAYİN HAKKINI KAYITSIZ ŞARTSIZ SAVUNUYOR Yarı-sömürge, yarı-feodal bir ülke plan Türkiye'nin Do­ ğu ve Güneydoğu Bölgesinde Kürt milliyetinden bir halk yaşamaktadır. Türk hakim sınıflarının, Kürt halkı üzerinde yüzyıllardan beri devam eden sömürü ve zulümleri, bu böl­ ge halkının daha da yoksul ve geri kalması sonucunu do­ ğurmuştur. Türk hakim sınıfları, Kürt halkı üzerindeki sömü­ rü ve tahakkümlerini sürdürebilmek için, bu geriliği koru­ maya daima dikkat göstermişlerdir. Uyguladıkları azgın sö­ mürü ve talan politikasıyla, bölgeler arasındaki eşitsizliği gittikçe derinleştirmişlerdir.

Doğu Bölgesinin Geriliğinin Temelinde Milli Baskı ve Eşitsizlik Yatıyor Kürt halkının emeği, Kürdistan’m zenginlikleri ve yer­ altı kaynakları, emperyalizm ve işbirlikçileri tarafından sü­ rekli yağma edilmiştir. Doğuda el konan alınteri, Batıya ak­ tarılmıştır. Bugün Türk burjuvazisinin edebiyatını yaptığı «bölgelerarası dengesizliğin ve eşitsizliğin» temelinde, as­ lında milli baskı ve eşitsizlik yatmaktadır. Kürt halkının yaşadığı bölgelerde en geri biçimleriyle hüküm süren yarı-feodal yapıyı devam ettirme çabaları, aynı zamanda Kürt milliyetinin uyanışını ve mücadelesini geciktirme amacını da taşımaktadır. Türk hakim sınıfları.

399 daima bu zihniyet içmde olmuşlardır. Mesela, Cumhuriyet döneminde, uzun yıllar Genelkurmay Başkanı olan Mareşal Fevzi Çakmak'a göre,

«Doğu illerinde okul açılması bu iller hâlkmı uyandın, cak, Kürtlük gibi birtakım bölücü akımlara yol verecek, ti...» (Samet Ağaoğlu, «DP’nin Doğuşu» s. '159) Bugün Türkiye'de yarı-feodal yapının en kuvvetli oldu­ ğu yerler, Kürtlerin yaşadığı yerlerdir. Bütün ülkede köylQ nüfus, halkın yüzde 65'ini teşkil ederken. Doğu Bölgesinde halkın yüzde 73’ü köylüdür. Doğu Bölgesinde tarımsal üretim çok geri usullerle yapılmaktadır. Bölge'nüfusunun çok büyük bir kısmının ta­ rımda çalışmasına rağmen, üretilen tarımsal değer, Türki­ ye’nin toplam tarım üretiminin sadece yüzde 11’ini meyda­ na getirir. Karasaban, köylünün temel üretim aracıdır. Ülke­ deki karasabanların yüzde 39’u Doğu Bölgesinde kullanıl­ maktadır. Türkiye’deki traktörlerin ise ancak yüzde 3’Q Doğu Anadolu’dadır. Güneydoğu Anadolu’da tarımla uğraşan ailelerin yüz­ de 61.5’u, toprakların yüzde 10.5’unu, ailelerin binde 6’sı ise toprakların yüzde 25’ini İşlemektedir. Doğu Bölgesi, sanayileşme bakımından da yurdumuzun en geri kalmış bölgesidir. 1927 yılında Türkiye’deki toplam işletmelerin yüzde 18’i Doğu Anadolu’da iken, bu oran bu­ gün daha da düşmüştür. 1964’de buradaki sanayi işletme* leri, toplam devlet işletmelerinin onda bîrini, özel sektöre ait isletmelerin ise sadece yüzde 3’ünü teşkil ediyordu. Türkiye’deki elektrik motorlarmırt yüzde 4 ’û. jenaratörlerin ise sadece yüzde 1’i burada kullanılıyordu. 1960’dan sonraki kallcınnfıa planlarında. Doğu Bölgesin­ de yapılacak özel yatırımların arttırılması önflörülmöştü. Am a bu, kâğıt üzerinde kaJdı. Yatırımların nisbeti artmadığı gibi, aksine daha da azaldı. 1963-1967 Birinci Beş Yılık Kal­ kınma Planı döneminde, İstanbul - Kocaeli bölgesine yapı­ lan özel imalat sanayisi yatırımlarının oranı, yüzde 19'dan yüzde 72’ye çıkarken, bu oran Doğuda on binde 13’den on binde 3’e düştü.

406 1967-1971 yıllan arasmda yatırım İndiriminden yararla­

nan 866 projeden sadece 14 tanesinin Doğu Anadolu’da uy­ gulanması öngörülmüştü. Bu 14 projenin yatırım tutarı ise, toplam yatırımın yalnızca binde 2'sivHıi Doğu Anadolu’nun sanayileşmesi, kredi politikasıyla da engelleniyor. Bankalar burada yatırım kredisi değil, kısa vadeli ticari kredi veriyorlar. Burası bankacılık bakımından da geridir. 1965 yılında Türkiye’deki banka şubelerinin sa­ dece yüzde 9’u Doğ^ Anadölu'daydı. Sanayinin geri olmasına paralel olarak, bu bölgede işçi sınıfımız da sayıca azdır. Sanayide istihdam edilen işçile­ rin sadece yüzde 4 ’ü burada çalışmaktadır. Bu oran, Marma­ ra Bölgesinde yüzde 47’dlr. Doğu Anadolu nüfusunun sade­ ce yüzde 5.5’u işçilik yapıyor. Bu işçilerin büyük çoğunlu­ ğu da Batman, Maden, Keban gibi birkaç yerde toplanmış­ tır. Doğu Bölgesi, petrol, demir, fosfat, linyit, bakır gibi yeraltı kaynakları bakımından Türkiye’nin eh zengin bölgesi olduğu halde, halk çok yoksuldur. M illî gelir rakamları. Do­ ğu Anadolu halkının ne kadar yoksul olduğunu açıkça orta­ ya koyuyor. Kişi başına gelir, A yd ın ’da 2500, Manisa'da 2350 lira iken, A ğ rı’da 500, Hakkâri’de 250 liradır. Doğu illeri reömen «m ahrum iyet bölgesi» olarak ilan edilmiştir. Sağlık, eğitim, ulaşım ve diğer devlet hizmetle­ rinin eıi geri durumda bulunduğu yer, bu bölgedir. Türki­ ye’deki yolsuz, Susuz, elektriksiz, ebesiz, okulsuz köylerin böyök kısmı, Doğuda toplanmıştır. Burada yaşayan halkın öçte biri, yakacak olarak tezek kullânıyör. Bütün ülkede okur-yazar oranı yüzde 49 iken, Doğu Böl­ gesi halkının ancak yüzde 28’i okuyup yazmaktadır. Batı İllerinde yüzde 45 olan kadınların okur-yazarlık oranı, bazı Doğu illerinde yüzde 3’e kadar inmektedir. Şehirlerde olup da okuma-yazma bilmeyenlerin oram, bütün ülkede yüzde 33 iken, Doğuda vüzde 48’dir. Bu fark, köylerde daha da yükselmektedir. Bütün ülkede okuma-yazma bilmeyen köy­ lü nüfusunun oranın yüzde 61 olmaâma karşılık, bu oran Doğuda yüzde 79’a çıkriıaktadır.

4 0t Hakim smıflar bilinçli bir şekilde, Kürt halk kitlelerini ortaçağ karanlıklarmda tutmak istemektedirler. Bu arada Kürt milliyetini eritme politikasına da sıkı sıkıya sarılıyor­ lar. Köy ve yer isimleri Türkçeleştirlliyor. Bölge yatılı okul­ ları yoluyla Kürt çocukları küçük yaştan itibaren Türkleştlrilmeye çalışılıyor. 57 bölge yatılı okulundan 51'l, Kürtlerin ■ yaşadığı yerlerde kurulmuştur. Bölgesel eşitsizlik yanında, bugün Kürt milliyetinden halk İkinci dereceden yurttaş muamelesi görüyor. Kürt emekçileri en ağır İşlerde, en düşük ücretlerle çalıştırılı­ yor. Faşist grupları, bütün okullârda Kürt gençleri üzerinde baskı kurmaya, gençliği parçalamaya çalışıyorlar. Kürt gençleri askerî okullara alınmıyor. Ancak M lt ’ln olumlu rapor vermesi halinde devlet memuriyetlerine girebiliyor­ lar. Ordudaki Kürt asıllı erler aşağılanıyor. Kürt oldukları için sürekli hakaret ve dayağa maruz kalıyor, en ağır işlere koşuluyorlar.

Kürt Halkı Ortadogumın En Eski Halklantıdan Biridir Bütün bu gerçekler, Türk hakim sınıflarının Kürt halkı­ nın varlığını niçin inkar ettiklerini ortaya koyuyor. Onlar, Kürt halkı üzerindeki sömürü ve baskılarının sebebini giz­ leyebilmek için, Kürt milletinin varlığını inkar ediyorlar. A yrı bir m illiyet olmaları sebebiyle, Kürtler üzerindeki sö­ mürü ve zulüm katmerlidir. Savcılar, İşte bu sebeple Kürt mîlletinin varlığından sözetmemîzi dahi suç sayıyorlar. Yalnız Savcıların iddiala­ rında değil, resmi birçok beyanlarda ve Sıkıyönetim Mah­ kemesi kararlarında, Kürt milletinin varlığının inkar edildi­ ğini görüyoruz. Heyetiniz de, TİP davası sonunda verdiği hükmün gerekçesinde, Kürt milletinin varlığından bahset­ meyi suç sayıyordu. Sözü geçen hükmün 54. sayfasında, Kürt halkının, « .. . Türklerin Orta A sya ’dan iklim şartlarıyla batıya ve güneye inen kolunun T U R A N İ kavm i» olduğu İddia edilmekteydi. Resmi bir beyanla veya bir mahkeme kararıyla bir mil­ letin yok edildiği, bugüne kadar görülmüş bir olay değil­ dir.

402 Türk hakim sınıflarının Kürt milliyetine karşı tutumu, sadece onun varlığını inkar etmekten ibaret değildir. Mah­ kemenizin, Kürtler! «Tu ra n ı» bir kavim olarak gösterme ça­ balarına karşılık, Türkeş’in ırkçı-Turancı kafadarlarından Ni­ hal Atsız, Kürt halkını, 1925, 1930 ,Ve 1938’de olduğu gibi, katliamla tehdit ediyor:

«Tür»!; MilleH’nin başım belaya sokmadan kendileri de yokolup gitsinler. Nereye mi? Gözleri nereyi gıoriir, gö­ nülleri nereyi çekerse oraya gitsinler, İran’a ve Ps>vktan’a, Hindistan’a, Barzanî’ye gitsinler. Birleşmiş Millet. ler’e başvurup, Afrika’da yurtluk istesinler. Türk ırkı, mn aşırı sabırlı olduğnnu, fakat ayranı kabardığı zaman aslan gibi önünde durulamadığını, ırktaşlan Ermenilere sorarak öğrensinler de akıllan başlarına gelsin.» (ötüken, sayı 28-29) Türk şovenleri, Kürt milletinin varlığını inkar edeme­ dikleri yerde, onu gaddarca yoketmeHe ve yurdundan sür­ mekle tehdit ediyorlar. Ama halkları bölmek, milletleri ve kavimler! yoketmek hevesleri, daima Türkiye halklarının kararlı mukavemetiyle karşılaşacaktır. 19 Doğulu Yüksek Tahsil Derneği, eski Nazi işbirlikçilerinin tehditlerine, şu haklı ve güçlü cevabı verdiler:

«Kim kimi yok ediyor? Kim kimin başım belaya soku­

yor ve kim kimi kovuyor? Tarihin en eski çağlarından beri bu topraklar üzerinde yaşayanları, bu topraklardan kovacak bir kuvvet ne olmuş, ne de olacaktır!... Asıl ko. vulacaklar, halkları birbirine düşürmek emelinde olan hayalperestlerdir. ... Manevi sömürünün politik alan, dairi yansıması faşizmi, ırkçılığı ve ümmetçiliği nefretle reddediyoruz.» Gerçekten de, 19 Doğulu Yüksek Tahsil Derneğinin be­ lirttiği gibi, Kürt halkı Ortadoğu’nun en eski halklarındandır. Afganlar, Ermeniler ve Parslar gibi, Kürtler de İranî bir kavimdirler. Kürtlerin tarih! hakkmdaki bilgimiz M .Ö . 2000 yıllarına kadar uzanmaktadır.

Kürt Halkının Zengin Bir Kültürü ve Dili Vardır Kürt milletinin varlığını inkar edenler, Kürtçenin Arap­ ça. Farsça ve Türkçenin karışımından meydana geldiğini

403 iddia ediyorlar. Kürtçe, gericilerin iddiasının aksine, bağım­ sız bir dildir. Bugün yurdumuzda altı milyon nüfusun ana dili olan Kürtçe, Türkçeden sonra en çok konuşulan dildir. Türkçenin Ural-Altay dil grubundan olmasma karşılık, Kürt­ çe, Hint-Avrupa dlllerindendir. Türkçe ile köken ve yapı ba­ kımından bir ilgisi yoktur. İslâm Ansiklopediisi, bu konuda şöyle diyor:

«Farsça gibi Kürtçe de Batı tran dillerinden kabul edil­ mektedir. Kürt dilinin Batı İran dillerine mensup olma­ sı, başlı başma Kürtlerin Irani kavimlerden sayılmasına temel teşkil edecek kadar kuvvetli bir delil addedilmek, tedir.» (Cilt 6 , «Kürtler» Maddesi) Komşu dillerden Kürtçeye kelimeler geçmesi, onun başlı başına bir dil olduğu gerçeğini değiştirmez. Sadece diller arasında tabii bir etkilenme olduğunu gösterir. Yoksa, Savcıların, Kürtçe gibi Türkçeyl de inkar etmeleri gerekir­ di. Çünkü Türkçede de Vabancı asıllı binlerce kelime var­ dır. Kürt halkının, zengin bir kültürü vardır. Kürtlerde ya­ zılı edebiyat, 11. yüzyıldan itibaren başlamıştır. O günden bugüne, bütün baskılara rağmen, Kürtçe birçok eser yazıl­ dı. H arir’li A li, Şeyh Ahm et. Mela-e Cezirî, Fakih Teyran, Mela-â Bate, Ahmed-e Xani, Beyazıtlı İsmail, Bitlisli Şerefhan, Murad Han, Şerif Han, Peramahlı A li, Tonay Kubasî, Molla Rahim Tavcavzî, Şeyh Mustafa-î Desaramin, Yusuf Yazga, Şeyh Ahm ed-î Teîxdi, Halkatinli Mela Yunis, Takialdin Şah Rizuri, Sincarlı Abdullah el Kürdî gibi şair ve ya­ zarlar, Kürt dilinde divanlar, hikayeler, mevlut, destan ve sözlükler yazmışlardır. Kürdistan’m çeşitli yerlerinde yüz­ den çok şair yetişti. Siyamed-â Sılıvî, Kerro-û Külık, Mem-û Zin gibi büyük destanlar yaratıldı, Zaloğlu Rüstem, kayala­ rı sabırla delip su yolu yapan Ferhat, Kürt destan ve hika­ yelerine konu olan kahramanlardır. 17. yüzyıl Kürt şairlerinden Ahm ed-â Xani, Mem-û Zin adındaki manzum destanını niçin Kürtçe yazdığını şöyle açıklıyor:

«... İnci gibi Kürt dilini Düzene koydu, intizama getirdi Böylece toplum için cefa çekti Ki, el demesin ‘Kürtler

406

'

Görüldüğü gibi Kürtler, Türklerden önce de Anadolu’da yaşıyorlardı. Onların ülkesinde tahakküm kuran yabancılar, önları ayrı bir topluluk olarak kabul etmek zorunda kalıyor­ lardı. Sultanların sömürü ve çıkarları için birbirine kırdırtılan Kürtler ve Türkmenler, zalim Selçuklu sultanlarına karşı nice ortak mücadeleler verdiler. Feodal zulme karşı Baba İshak önderliğindeki ayaklanmaya. Anadolu’nun Türkmen, Kürt ve Hıristiyan halkından geniş kitleler katıldı. Kürtler ve Türkler, istilacılara karşı da birlikte savaş­ tılar. On yıllarca süren ve Anadolu’yu talan eden Haçlı Se­ ferlerine beraberce karşı koydular. Bu mücadeleyle ilgili olarak, tarihçi Aksarayî şöyle diyordu: '

«Bir büyük düşmanın Islâmyan üzerbıe yüz koyduğunu, eğer müttefikan yardım edilmez ve bu fitne defolunmazsa üstünlük tutacağmı ve Islâma büyük halel vaki ola. cağını, Ekradın ('yani Kürtlerin) dahi hareket etmesi ve bu gibi hadisede imdadcı olması lazım geldiğini...» («Türk Anadolu’da Mengücekoğullari», Milliyet, 26 Ağus­ tos 1971) Kürtler, 13— 15. yüzyıllardaki IVIoğol istilalarına karşı da mücadele ettiler. Bu yüzyıllarda birçok Kürt devleti ve beyliği ortaya çıktı. Zaman zaman bunlar Şadaditler, Ha­ şan Veyhler ve M ervanîler gibi nisbeten büyük ve güçlü devletler bünyesinde birleştilerse de, genellikle kendi ba­ şına buyruk bulundular. Bu durum, Moğol istilalarını kolay­ laştıran önemli bir etken oldu. Şehrizor, Kirmanşah, Am id, , (Diyarbakır) ve Cizre, Moğollar tarafından yakılıp yıkıldı. Selçukluların Kösedağ’da yenilmesinden sonra Erzincan, Silvan, Mardin ve diğer yerler, Moğolların yağma ve katli­ amına uğradı. Hakkari’de geniş Kürt kitleleri kılıçtan geçi­ rildi. Moğol istilalarına Türk ve Kürt halkı birlikte karşı koydular. İki halkın bağımsızlık gelenekleriyle beslenen bu mücadeleler, istilacılara ağır kayıplar verdirdi. Moğollar, Kürt beyliklerinin varlıklarını kabul etmek zorunda kaldılar. Ancak, Akkoyunlu ve Karakoyunlu Türkm en beylikleri, Kürdistan’da geniş bir hakimiyet kurdular.

407 16. yüzyıldan başlayarak üç yüzyıl boyunca Kürdistan, Osmanlı-Safevî hakimiyet mücadelesine sahne oldu. Çünkü Kürdistan, bölge hakimiyetine göz koyan güçler için strate­ jik bir önem taşıyordu. Kürdistan, aynı zamanda büyük ti­ caret yollarının kavşak noktasıydı. Bu önemi nedeniyle, O s­ m anlIlar. Kürt beyliklerine özerklik tanıyarak Safevîlere kar­ şı onların desteğini aldılar. Osmanlı sultanları, Kürdistan’da merkeziyetçilik uygulamaya çalışan İran’a karsı, Kürt feo­ dallerinin büyük çoğunluğunu yanlarına çekebildiler. Yavuz Selim, Çaldıran Seferine giderken en az kırk bin Türk ve Kürt A levî köylüsünü katletti. Idris-î Bitlisî'nin de yardımıyla Kürdistan beylerinin çoğunu kendine bağladı. Tım ar sistemi, Kürdistan’da uygulanmadı. Kürt beylik­ lerinin çoğu kendi feodal bünyelerini korudular. Bunlardan «hüküm et» denilen bir kısım beyliklerin, Osmanlı sultanıy­ la sefere çıkma mecburiyeti dahi yoktu. 1638 Kasr-ı Şirin anlaşmasıyla, Osmanlı-iran sınırı be­ lirlendi. Kürdistan, iki imparatorluğun yayılma ve tahakküm mücadelesinin sonucu olarak parçalandı. Büyük bölümü Osmanlı hakimiyetinde kaldı. Bu parçalanma bugünkü du­ rumun tarihi temellerinden birini oluşturmaktadır. İşte bu­ gün Türk ve İran hakim sınıfları, feodal sultanlardan kalan böyle bir mirası paylaşmaktadırlar.

Kürtlerin 19. Yüzyıldaki Miili Ayaklanrnaları Burjuva-Demokratik Hareketlerin Bir Parçasıydı 19,. yüzyılda kapitalizmin dünya çapında gelişmesi ve burjuva devrimleri, Osmanlı devletini ve Kürdistan’ı da de­ rin bir şekilde etkiledi. 1838 Ticaret Sözleşmesinden sonra Avrupa kapitalistlerinin hızlanan sömürüsü Kürdistan’da yı­ kıcı etkiler yaptı. Kürdistan’da 1800’lerden itibaren birçok milli isyan ol­ du. Ancak, feodalizmin yaygınlığı ve yoğunluğu sebebiyle isyanların burjuva-demokratik özü zayıf kaldı. Kürt feodalle­ ri, isyanları kendi sınıf amaçlarına yönelttiler. Buna rağmen, bu hareketler Kürt milliyetinin bağımsızlık isteğini de dile getiriyorlardı ve Osmanlı ülkesindeki burjuva-demokratik mücadelenin bir parçasıydılar.

408 Osmanlı sultanları her yerde yaptıkları gibi Kürdistan'da da bağımsızlık ve hürriyet isteklerine karşı top ve tüfek kullanma yoluna gittiler. Tıpkı bugünkü hakim sınıfların yap­ tığı gibi, milli uyanışı önlemek için milli zulmü tek yol ola­ rak seçtiler. 1806 Abdurrahman Paşa İsyanından sonra. 1818 yılında Bilbas isyanı başladı. Vah ve Beyazıt dolaylarındaki paşalık­ larda bulunan Kürtler ayaklandılar. İranli göçebe Kürtlerle birleştiler. Emir Muhammed Paşa (M iranî Soran], 1826’da istiklali­ ni ilan etti. Kendi adına para bastırdı. Iran ve M ısır'la siyasî ilişkiler kurdu. Yezdan Şer, 1828-1829 yıllarında Hakkari ve Bohtan’da ayaklandı, Musul ve Bitlis’i ele geçirdi, Van’dart Bağdat’a kadar egemenlik kurdu. İsyan, İngilizlerin de yardımıyla Os­ manlIlar tarafından bastırıldf. 1829-1830 yıllarında Kürtler, Cizre hükümdarı Emir Bedirhan Sait Bey, RevanduZlu Mehmet Paşa ve İsmail Bey önderliğinde ayaklandılar. 1831-1835 arasında Revanduzlu Mehmet Paşa İsyanı çok geniş bir bölgeye yayıldı. 1837’de yeniden patlayan ayaklanmalarda Sincar dağı, Akçadağ ve Alacadağ başlıca direnme merkezlerini teşkil etti. Kürt is­ yancıları, uzun süre Osmanlı ordularına karşı koydular. Yorga'nın Osmanlı Tarihi, isyanın bastırılmasını şöyle anlatıyor:

«Bastırma hareketleıi sırasmda ^ le rd eıi ve asilerin hükmü altmda bniunan halktan 15 000 kişi öldürüldü, ya da yaralandı. Taşlı, kadm ve çocuklar da dahil, 4 000 kişi köle olarak alınıp götürüldü. 6000 aile birden kal­ dırılarak Diyarbakır yakınlarına yerleştirildi. Osmanlı başkomutanı, kesilmiş bir Kürt kellesi getirene 200 kuruş, kesilmiş bir el ve ayak getirene 10 0 kuruş verileceğini Uan etti.» Bu zulümler, Kürtlerin direncini yokedemedi. Mısır'da Mehmet A li Paşa isyanı ve Osmanlı kuvvetlerinin 1839'da Nizip’te Mısırlılara yenilmesinden sonra, Kürdlstan’da Mirekorlu Mahmut Paşa önderliğinde büyük bir ayaklanma pat-lak verdi. 1843'de Hakkarilİ Nurullah Bey ve Gizreli Bedirhan'ın ayaklanmaları başladı. Bu ayaklanmalar, aynı zamanda. Kür-

409 distan'daki Avrupa sömprüsü ve yayılmasına karşı da bir tepki olarak gelişti. Büyük devletlerle yakın İktisadî ve si­ yasî bağları olan Nasturîlere karşı Kürtler mücadeleye gi­ riştiler. Büyük devletlerin isyancıların ezilmesi için yaptık­ ları müdahale üzerihe, Kürt ayaklanması şiddetle ezilmeye çalışıldı. Ayaklanma önderleri Kürdistan'dan sürüldüler. 1853-1858 yıllarında Bohtan'da Yezdan Şer önderliğin^ de büyük bir milli isyan oldu. 1877-1878 OsmanlifRüs Sava­ şından sonra, Bedirhan'ın oğulları, Hakkari. Bahdinan ve Bohtan bölgelerinde ayaklandMar. Hemen ardından, Nakşi­ bendi Şeyhi Ubeydullah, «Ö zerk Kürdistan» şiarıyla başkal­ dırdı. Nehrî İsyanı olarak bilinen bu hareket, Kürt tarihinin en büyük milli ayaklanmalarından biridir. Ayaklanma, İran'a da yayıldı. İsyancılar, 880’de Mahabat (Savuc-Bulâk), Miyando-Ab ve Meraga bölgelerin) ele geçirdiler. Tebriz'i tehdit edecek bir duruma eriştiler. Osmanlı ve İran kuvvetleri bir­ leşerek ayaklanmayı bastırdılar. 1881 ile 1885 arasında ve 1895'de Hakkari bölgesinde Kürtler yeniden başkaldırdılar.

Osmanlı Devleti, ' Halkları Birbirine Kırdırmak İçin Hamidiye Alaylarını Kurdu

^

Lenin'in deyimiyle «Tü rk iye ’nin ikinci Nikola’s ı» Abdül­ hamit, Rus Kazaklarını kendine örnek alarak, 1891'de Hami­ diye Alaylarını kurdu. Aşiret Mektefei açıldı. Burada Kürt feodallerinin çocukları sultana sadık bir şekilde yetiştiril­ meye çalışıldı. Hamidiye Alayları, Kördistan'ın sultana en sadık, milli harekete ve anti-fepdal mücadeleye en düş­ man Sünnî aşiretlerinden teşkil edildi. İki büyük aşiret gru­ bundan 36 alay kuruldu. Fakat bazı Kürt aşiretleri, Hanıidiye Alaylarına karşı gelerek dağa çıktılar. Bunlara «Jön-Türk çeteleri» deniyordu. Bunlardan Zeynel'in reisliğindeki Hormek aşiretinin mücadelesi ünlüdür. Osmanlı devleti, Hamidiye Alaylarını Kürtleri bölmek ve feodal parçalanmayı sürdürmek için kullandı. Kürt emek­ çi halkının anti-feodal uyanışı ve mücadelesini baskı altına aldı. Kürt köylüleri feodallerin menfaatleri için b irb irin i

410 kırdırtıldı. Köyler ve şehirler yağma edildi. Alevî-Sünnî ça­ tışmaları körüklendi. A levî halk daha çok ezildi. Ermenl-Kürt çatışması yaratıldı. Ermenilerin anti-feodal ve milli mücadefelerinö karşı Hamidiye Alayları seferber edildi. Kürt feodalleri Ermeni-Kürt çatışmasını kendi emel­ leri için körüklediler. Ermenilerin mallarını gasbettiler. Er­ meni ve Kürt halkları birbirine kırdırıldı. 1894’de Sason-Tatorl katliamında on binden fazla Er­ meni, Hamidiye Ateyları tarafmdan katledildi. Hamidiye Alayları, Arnavutluk’ta gelişen milli ayaklanmaları bastır­ mak için de kullanıldı.

Jön Türk Devrimi Kürtlerin Milli Uyanışmı Hızlandırdı Osmanlı zalimlerinin kanlı tertiplerine rağmen, ezilen halkların anti-feodal ve milli mücadeleleri gelişti. 1902’deki Osmanlı Liberalleri Kongresine Kürtler de katıldılar. 1905 Rus Devriminin de etkisiyle, 1908 Devrimi önce­ sinde, Doğuda birçok halk ayaklanması oldu. Kürt halk kitleleri, 1908 Devrimin! coşkunlukla karşı­ ladı. Büyük Kürt feodalleri ise. Meşrutiyete karşı çıktılar. Yirm i Hamidiye Alayının başkomutanı Milanlı Ibrahim ’ Paşa, Meşrutiyete başkaldırdı. İbrahim Paşa, Kürdistan^ın he­ men hemen en büyük feodaliydi ve emperyalistlerle sıkı bir işbirliği içindeydi. 1908 Devrim i, Kürt milli uyanışını hızlandırdı. Birçok Kürtçe yayın çıkmaya başladı. Kürt örgütleri kuruldu. Ancak bu özgürlük ve milli eşitlik havası çok kısa sürdü. İttihat ve Terakki, milli zulmü Abdülhamit'ten devraldı. Kürt feodalle­ riyle birleşti. Hamidiye Alaylarını Aşiret Alayları olarak ye ­ niden kurdu. Ezilen diğer milliyetlere yaptığı gibi, Kürtlerin de milli haklarını çiğnedi. Kürt örgütleri kapatıldı, Kürtçe yayınlar yasaklandı. M usul’da Şeyh Abdüsselam Barzanî, milli isteklerle ayaklandı. Ayaklanma, lâOS’den 1914’e kadar sürdü. İttihat ve Terakki iktidarı da, tıpkı kendinden öncekiler ve sonraki­ ler gibi, katliam siyaseti izledi. On binlerce Kürt, Orta Ana­ dolu'ya sürüldü.

411

20. Yüzyıl Başında Kürtler Emperyalistlerin Yağma Siyasetlerine Boyun Eğmediler 20. yüzyıl m başmdan itibaren Kürdistan’m siyasî, ikti­ sadi ve stratejik önemi daha çok arttı. Zengin Kürt petrol­ lerine sahip olmak isteyen emperyalistler arasındaki müca­ dele iyice kızıştı. «Sıcak denizlere inmek» isteyen Rus Çar­ lığı, birçok defa Kürdistah’ı istila etti. Kürt halkı, Türk hal­ kıyla birlikte, o zaman dünyanın en gerici devleti olan Çar­ lığın saldırı ve işgal hareketlerine yiğitçe karşı koydu. Alm an emperyalistleri, Sultan Abdülham it’in halklara zulüm siyasetini destekleyerek, Kürdistan’da hakimiyet kur­ maya çalıştı. Bağdat Demiryolu planı, aynı zamanda Kürdis­ tan’m zenginliklerinin gasbedilmesi planıydı. İngiliz emperyalistleri de, gerici bir Kürt hareketi ör­ gütleyerek çıkarlarını korumaya çalıştılar. Hindistan-BasraAvrupa yolu üzerindeki Irak, İngilizlerin Türkiye politikasın­ da en önemli nokta oldu. Emperyalistler, Musul petrolleri, Ergani madenleri gibî zenginlikleri yağmaladılar. Aralarında gizli paylaşım anlaşmaları yaptılar. Sykes-Picot Anlaşması­ na göre, Kürdistan, Çarlık, İngiltere ve Fransa arasmda pay­ laşılacaktı. Emperyalistlej-, dünya savdşı sırasında Kürdistan’ı işga­ le giriştiler. Çarlık ordularının saldırılarına karşı Kürt halkı, Türk halkıyla da birleşerek karşı koydu..Çarlık orduları Der­ sim ’e giremedi. Bitlis geçitlerinden geçemedi. Aynı müca­ dele güneyde de oldu. Ingilizler, Irak’ı işgale giriştiği zam an, Kürtler Süleymaniye Emiri Şeyh Mahmut önderliğinde, sö­ mürge kuvvetlerine karşı koydular. İran’da Simko İsmail ön­ derliğinde İngilizlere başkaldırdılar. Emperyalist planlara bo­ yun eğmediler. ^ Bir kısım. Kürt beyleri ise, emperyalistlerle işbirliği yaptılar. O zaman emperyalistlerle işbirliği eden Kürt gericilşri, bugün Türk hakim sınıflarıyla birlikte Kürt halkını eziyorlar. Bunlardan Vanlı toprak ağası, AP milletvekili Kinyas Kartal, geçmişte Çarlık işgal ordularıyla işbirliği yap­ mıştı.

412 f Devam Etti Türkiye halklarmın silahlı mücadelesi karşısında yeni­ len emperyalistler, böli-yönet siyasetini Lozan Konferans]'nda da sürdürdüler. İki halkı« ayrı milletler oldukları gerek'* çesiyle birbirinden koparmâya çalıştılar. Am açları, Küt^is-

4f8 tan'ı emperyalist boyunduruk altında tutmaktı. İki halk, bu siyasete karşı da mücadele ettiler. Türk burjuvazisi, Kürt halkıyla Türk halkının her bakımdan eşit ve kardeş olduğunu ileri sürdü. İnönü, Lozan’da Büyük M illet Meclisi Hükümeti’nin her tki milliyetin hükümeti olduğunu söyledi. Kürtlerin tam bir milli eşitlikten ve özgürlükten yararlanacağını va­ z e tti. Am a Cum huriyet Türkiye’sinde milli baskı ve eşitsiztHc’Oİtadan kalkmadı. Kemalist burjuvazi, emperyalizm ile adım adtm uzlaş­ tıkça ve toprak ağalarıyla birleştikçe, Kürt halkı üzerindeki baskı ve sömürüsünü de arttırdı. Kürt milletinin varlığını ve milli haklarını inkar etti. Dilini ve kültürünü baskı altına al­ dı. irkçı-şoven fikirleri yaydı. Türk ve Kürt halkları arasmda düşmanlıkları körükledi. Kürtlerin yaşadığı bölgelerde jan­ darma baskısını arttırdı. Kurtuluş Savaşında kurulan dost­ luk ve kardeşlik bağları tahrip edilmeye çalışıldı. M illi zulmün yeniden canlanması, Kürt milletinin mü­ cadelesine yolaçtı. Kurtuluş Savaşı, Kürt kitleleri İçinde de kendi kaderini tayin hakkı ve milli bağımsızlık fikrini yay­ mıştı. Türk burjuvazisi, Kürt kitlelerindeki bu haklı istekleri ve ilerici fikirleri şiddetle yoketmek istedi. Yapılan baskı­ lar, Kürt milletinin mücadelesine yolaçtı. Onun milli kur­ tuluş isteğini ve azmini güçlendirdi. Halk kitleleri yanında. Kurtuluş Savaşında aktif rol oynamış Kürt önderleri de, artan Türk tahakkümüne karşı çıktılar. Kürt feodalleri İse, Kürt milletinin haklı milli ve de­ mokratik isteklerini kendi feodal gerici hakimiyetlerini ko­ rumak için kullanmaya çalıştılar. Gerici Kürtlerin örgütü olan ve Kurtuluş Savaşma karşı çıkan Kürt Teali Cem iyeti, İngiliz emperyalistleriyle işbirliğini sürdürdü. Gerici emel­ lerini milli ve dini sloganlar ardına gizlemeye çalıştı.

Gerici Şeyh Sait Ayaklanmasını Bahane Eden Hükümet Kört Halk Kitlelerine Katliam Uyguladı Ingiliz emperyalizmi, hâlâ işgalinde bulunan Irak Kürdlstan’ını ve i\Ausul petrollerini elinde tutmak istiyordu. Bu yüzden, Türkiye’yi baskı altına alarak, Musul meselesini kendi lehine sonuçlandırmak için Türkiye halklarını bölme­

iîr -i

ye çalıktı. Türk-Kürt çatışmasını körükledi. 1924’de Nasturî isyanını kışkırttı. İngiliz işbirlikçisi ve padişah taraftan Kürt Teali men­ supları, Şeyh Sait gibi diğer dini liderler, aşiret reisleri ve toprak ağalarıyla da birleştiler. 1925’de Şeyh Sait isyanını çıkardılar. Ayaklanmaya, milli zulme karşı büyük bir kin duyan geniş Kürt halk kitleleri katıldı. Ayaklanma, Kürt mil­ letinin haklı milli v e demokratik isteklerini ve özlemleriril kullanan feodaller önderliğinde gelişti. Kürt milleti üzerinde baskı ve zulüm öyle bir duruma gelmişti ki, başlangıçta ayaklanmayan aşiretler bile silah­ lanarak dağlara çıktılar. Kemalist burjuvazi. Şeyh Sait isya­ nını kırmak için, aşiret ve mezhep çatışmalarını körükledi; A le vî Kürt köylülerini ve bir kısım aşiretleri ayaklanmaya karşı kullandı. Hükümet, ayaklanmayı kanlı bir şekilde bastırdı. Kürt milliyetinden kitleleri katletti. Binlerce köyü yakıp yıktı. Ayaklanma bastırıldıktan sonra iki yıl, Doğu’da sıkıyönetim uygulandı. Ayaklanmanın önderleri asıldılar. Binlerce aile Batı Anadolu'ya sürüldü. Köyler boşaltıldı. Silah toplama ve kaçak arama bahanesiyle halka ağır bir zulüm uygulan­ dı. Kürt milleti yanında, bütün Türkiye halkına ve komünist­ lere de ağır baskılar yapıldı. Türkiye proletaryasının öncü müfrezesi TKP Ve Komintern, emperyalizme hizmet eden gerici niteliğinden dolayı Şeyh Sait isyanını desteklememekle beraber, Kürtlere ya­ pılan katliama karşı çıktılar. Stalin şöyle diyor:

«Desteklenmesi sözkonasa olan milli hareketler, emper. yalizmi sürdüren ve sağlamlaştıran hareketler değil, em» peryalizmi zayıflatan ve devrilmesini kolaylaştıran ba> reketlerdir.» Şeyh Sait isyanı, Kürtlerin milli haklarım ve bağımsız bir Kürt milli devleti kurulmasını savunan unsurları da için­ de bulundurmasına rağmen, gerici bir hareketti. Türk ve Kürt halklarının zararına olarak emperyalizmin güçlenmesi­ ne hizmet ediyordu. Ve Irak Kürdistan’mda Ingiliz emperr yalizminin sömürgeci hakimiyetini güçlendirdi. Şeyh Sait isyanından birkaç ay sonra Batman ve Reçkoyan ayaklanmaları başladı. Ayaklanma kısa zamanda Hak-

420

I

karî, $e^dirtlî, Ğevaş, Cfere, Bohtan, Hizan, flöftıan ve Sa­ son bölgelerine yayıldı. Ayaklanma bölgesi ordu birliklerin­ ce işgal edildi. Halk.kitleleri kâtlediidi, Köyler böfffbalandı. Dağlara çekilen çeteler, boyun eğnfıodilet', ytllat'ca sövaŞ tılâr. Nuh Ve İ2zet Beylerin Çeteleri püöıiya düşürüldüler. Kafaları kefilllp Muş'ta halka göşterlIdK 1926-1927 yıllânnda Hınıs, Vârtö, Müş, Solhan, Bingöl, Kigı, Tercan, Genç ve Lice bölgesinde hafk, gitgide artan zulüm ve baskıya dayâhâtlflayâfâk 1928‘de Sason, Kozluk ve Pervari'de halk jandarma zulmüne kar^ı- yeniden âyeklörtdı. Kört halk kitleleri, ordu saldırtlannâ körşf yrllaröa «Jl^Örtdİİer. Türk hâkim sinıflârt, bu ayaklannfıâlârt bastırmakta büyük güçlük çekti.

Milli Zultn» Karşı Ağn İsyanını Titrk ve lı^an Gericileri Birlikte Bastit^İâr 1428’den 1934’e kadar aralıklarla süren A ğrı ayaklan­ maları, İran'daki Simko ve Irak’taki BarzanI ayaklanmalarıy­ la birleşme yör^ünde gelişti. 1929-1930 dünya emperyalist buhranıyla, yerli hakim smiflânn sömürü ve baskıları daha da ağırlaştı. Kürt toprak ağâlarıntn, tefecilerinin, şeyhlerin ve aşiret reislerinin feodal sömürü ve zulümileri azgınlaş­ tı. Feodaller, devlet kuvvetlerine ve kendi çetelerine daya­ narak halkrezdller ve Türk hakim smffIarıyla önemli ölçüde birleştifer. Kürt halkı, baskılara boyuh eğmedi, geçmişte olduğu gibi mücâdele yolunu Seçti. Birinci Dünya Savaşından beri Irak'ı işgal altmda tu­ tan ve kukla bir krallık kurmuş olan Ingiliz emperyalizmi, Irak halkının çetin mücadelesi sonucu olarak, t930'da Irak’ tn bağımsızlığını tanımak zorunda kaldı. Irak Kürtleri de, milli haklarını elde etmek için Şeyh A hm et Barzanî önder­ liğinde ayaklandı. Türkiye ve İran Kürtleriyle birleşmeye çalıştı. 1930'da bazı Çeteler Türkiye’ye geçtilerse de, bir kısnnı Türk gericileri tarafından katledildi. tran geriCiilerine ve İngiliz emperyalizmine karşı uzun yıllardan beri Sllahir mücaidele yürüten Sitrtko layanctları, Şah’ın ordularını yendiler. U rm iye b§lgs»ini âlâ geçilerek Ağrı isyancılarıyla bağ kurdular. Bdylece Kört milli ayaklan-

421

mâSı, büyük ktf güce üfaŞtı. Oğ Ölkây# bÖfOrilHü| 6lân KürtÎecirt mîllî birliğfiff vö bâğirtiSriliğifti öâflâiıntayâ yönelmiş olan bu büyûk âyakİirîma kâı^lsihdâ, Türkiye, Irârt, Irtk göy rfollerf VĞ emfJferyaHstlet ört&k bââtrrmâ Hâı'eketleri düzen­ lediler. Iı^âk’takî ayaklâilina, Türkiye’nin de yafdimtyla sm ır bölgesinde sıkıştrrıFdr ve 1933'de kâhlı blf ^ k ild e bastıı'ıldı. Bir kisim önderlei- asıldı. Gerieilet-, lı-an’da för'klf feir siyaset îfledller, Bir yandärt Kürtleı^in bâtfı ıttilli iötekfeh'tff kabuf Öllerek birtakifni ta vîiler* verdi le ı've bü yolfâ ayaklâriıfiayı durdurdular. Öiğer yan­ dan da Türk g «-lciieifyfe Işblrlİğî ederek, İran'a ködar ya­ yılm ış olan Ağff ayaftfanmaÄrfiä Safdif-dilär Wölk kitleferini iki ateş arasmda bıraktılar. Türk ordusunun ââidırref ve Hâva bömbârdrmanf kar^ıâfrndâ, İran’ca ğeçen KÖrt İsyancıları, Makû çevresinde kuşatılarak topfart feertie^JİfdK A ğrı ve Bâtiatılİ ayaklanmalarının basfirtlrriââmdân son­ ra, Şalı gericileri, Îngîfiiferini de desteğiyle, Sİmko milli kuvvetlerine saldırarak kanlı bir katliam uyguladılar ö n ­ der Simko İsmail, idam edildi. Türk hakim sırtrfları, A ğrı ayâkranmacöı sıraömda Kürt milliyetine karşı kitle katliamt siyaseti İzlediler. A ğ rı’da ayaklanan Zifan, Cefalî, Haydarân, Ademan, Takoriyan v e iViişikan aşiretferindert yüklerce köylüyü Zîlan deresinde kurşuna dizdiler. Bugün Âğn'mrV en büyük ıfıeydaninfdâ, A ğ rı’yı bömbalarken halkın mavzerle düşürdüğü uçağf temsil eden bir anıt duruyor. Gericiler, yaptıkları zulmün anitııYı dtkerek, halka gözdağı vereceklerini sanıyorlar. Öysä bu ânıt, Kürt halkının zulme karşı duyduğu htnör artttrmaMaıl başka b îr işe yaramıyor. Şeyh âait isyanından âdnra çiiifârilan Yâsak Bölgeler Kanunuyla, Kürtlerin yaşadığı bölgeler, çeşitli derecelerde yasak bölgelere ayrılniıştı. 50Ö kadar ağa. Şeyh ve aşiret reisi, başka yerlere Sürülrihüştü.'Türk burjuvazisi, sürülen Kürt feodallerini i934'd6 yeklerine iade etli. El konulan topraklarını geri verdi. Oysa, başkaldıran Kürt halk kitlele­ ri, 1934’dd ç t k m ^ m başka bir kanunla, bMlerce aile halinde batıya surâİdSİâir. To|:«raikiarma el kondu. Malları’ yafmalan^ di. '

422 Türkiye üç bölgeye ayrıldı. Birinci bölgeye giren Kürt topraklarına içeriden ve dışarıdan getirilen Türk göçmenler yerleştirildi. Kürtler üzerindeki kültürel baskılar ve eritme politikası yoğunlaştı. İkinci bölgeyo giren Türk halkının ya^ şadığı yerlere, zorla yerlerinden kaldırılan Kürt toplulukları, dağınık bir şekilde yerleştirildi. Böylece geniş Kürt kitleleri Türkleştirilm ek ve milli özellikleri yokedilmek istendi. Bugöfi ©rta ve Batı Anadolu bölgelerinde^^orla yerleştirilm iş ve eritilmeye çalışılmış birçok Kürt köyü ve topluluğu var­ dır. iDçüncü bölge ise, ayaklanmaların tutunduğu ve dev­ letin baş eğdiremediği Kürt yöreleriydi. Buralarda izlenen siyaset ise. halkın tamamen boşaltılması, iskan ve ikametin yasaklanmasıydı. i. Kürt milletinin yokedilmesi amacına yönelen bu ırk­ çı ¿ritme ve yasak bölge siyaseti, 1947'ye kadar uygulandı. Am a Türk gericilerinin çabaları sonuçsuz kaldı. Kürt mille­ tinin direnişi, onların siyasetini bozguna uğrattı.

«Dersim'e Sefer Olur Zafer Olmaz!» Faşizmin dünya çapında saldırganlaşmasına paralel ola­ rak, Türkiye hakim sınıflarının da faşist baskı ve zorbalık­ ları arttı, önceki ayaklanmalar dışında kalan Dersim böl­ gesinde de, 1934’den başlayarak yeni baskı ve zulüm ted­ birleri alındı. Yol kavşaklarına jandarma karakolları kurul­ du. Halkın silâhlarım toplamak için, bugün faşist komando birliklerinin yaptığı gibi, köylere baskınlar düzenledi. Hal­ ka zulmedildi. Tarihin hiç bir döneminde zulme boyun eğmeyen Der­ sim halkı, başkaldırdı. Halka zulmeden bir jandarma bölüğü pusuya düşürüldü ve ayaklanma başladı. Dersim halkı, ka­ dınıyla, erkeğiyle, çeteler halinde savaştı. Pek çok ordu birliğini bozguna uğrattı. Zalimlerin yüreğine korku saldı. Kanlı katliamları yöneten Korgeneral Abdullah Alpdoğan, Dersim dağlarını ve geçitlerini tutan halkın yiğitliği ve başeğmezliği karşısında, çaresizlik içinde şöyle dedi:

«Dersim’e seier olur zafer olma«.» Doğrudur, gericiler kesin sonuç elde edemediler. Dağ­ lara çekilen Demenan aşireti savaşçıları, silahlarını bırak­ madılar. Dağlardan inmediler.

423 Ayaklanmaya Seyyît Rıza adında aksakallı, yiğit bir din adamı önderlik ediyondu. Yakalanıp götürüldüğü Erzincan'­ da, zalim Alpdoğan'ın,

«— Cebindç ip parası var mı?« sorusuna,

«— Evet, var» diye cevap verdi. Seyyit Rıza bu cevabıyla, zulme başkatdıran Kürt halkmm kararlılığını, ölüme giderken bir kere daha gösterdi. Dersim ayaklanmasının yenilgisinde, isyana önderlik eden feodallerin birbirine düşmesi ve Dersim’In tecrit edil­ mesi önemli bir rol oynadı. Hakim sınıflar, aşiret ve mez­ hep çatışmalarından yararlanarak, halkı birbirine düşürme­ ye çalıştılar. Ayaklanma sırasında zorba devlet kuvVetterl 40 bin Kürt köylüsünü katlettiler. Munzur dağları eteklerin­ de yaşayan köylüleri, isyancılara yardım ettiler diye kitle halinde imha ettiler. Dersim halkı, «katliamlar sırasında, Munzur kızil aktı» diyor. Mağaralara sığıhian halk bomba­ landı. Katliama tanık olanlar, «mağaralardan haftalarca kan aktı »diyorlar. O zaman yakılan bir halk türküsü, hakim sı­ nıfların gaddarhğmı şöyle dile getiriyor:

Bunlar hajdnt deyip emir verdiler Kadm-çoculc demeyip vurdular D e rsim halkı, gördüğü zulm ün hıncını yüreğinde taşı­ yo r.

Dersim isyanından sonra, binlerce köylü Batı bölge­ lerine sürüldü. 1925-1938 yıjları arasında olan Kürt ayaklanmalarında 206 köy yakıldı, yıkıldı. 8 758 ev tamamen yerle bir edildi. On binlerce Kürt katledildi. Beş yüz bin kişi memleketin­ den sürülerek zorla Batı bölgesine yerleştirildi. Kürt milletinin büyük b ir kahramanlıkla savaşmasına rağmen, ayaldanmaİan, milli zuîOmden kurtuluşu getirmedi. Yenilgilerinin ert önemli nedeni, feodal önderliktir. Bir kısım Kürt feodalleri, Cum huriyetin başından itibaren Türk ha­ kim sınıflarıyla ve Türk devletiyle çatıştılar. Fakat Kürt köy­ lülerinin antf-feddal mücadelesine karşı daima Türk hakim sınıflarıyla birleştiler. Sömürü ve zulümlerini jandarma

m

sQngüsQnün gölgesinde sür rundaki sınıf mücadelesinin menfaatlerini gözönünde bulundurarak çözüme baglamahdır.» (Bolşevik Partisi 1917 Nisan Konferansı K ararlarından) M illi baskılar altmda ezilen Kürt halkı, aynı zamanda emperyalizmin, her iki milliyetten işbirlikçi burjuvazinin ve toprak ağalarmm sömürüsü altındadır. Günümüzün ha­ kim sınıfları, Kürt balkı üzerinde Osmanlı istidbadından mi­ ras kalan milli baskı politikasını uygulamaktadır. İşbirlikçi burjuvazi ve toprak ağaları, kendi sınıf menfaatlerini koru­ mak ve sömürülerini devam ettirmek için, milli baskı po­ litikasına dört elle sarılmışlardır. Bu suretle onlar, her iki milliyetten halkı ve işçileri bölerek, iktidarlarını devam ettirmeye çalışmaktadırlar. Hakim sınıfların-işbirliği ettiği emperyalizm, Kürt milleti üzerindeki milli baskıyı daha da yoğunlaştırTnaktadır.

435 OsmanlI İstibdadından miras 1 -peryalizm in ve feodal kalıntıların Kürt halkı üzerindeki ta­ hakküm ve sömürüsünü tamamen tasfiye edemez. Ve Kürt milletinin gelişmesinin önündeki bütün engelleri kaldıra­ maz. Bütün bu sebeplerle TİİKP, Kürt milletinin kendi kade­ rini tayin hakkını kayıtsız şartsız savünma| Bg yol dişmda, reformcu veya revizyonist bir yol izle­ yerek milli eşitlik ve özgürlük s^ğlşnamaz. Halkların kuru­ luşu gerçekleştirilemez. Kürt milletinin kurtuluşu, reform hayalleriyle ve parlamentoculuk yoluyla elde edilemez. M illi meselede parlamentoculuk milli zulümle uzlaşmanın ve ona boyun eğme­ nin ilerici kültürünün gelişmesini engellemektedir. Kürt rak ve onlardan medet umarak kurtulmak imkansızdır. Bu tarihi gerçeği emekçi Kürt kitleleri bizzat kendi hayat tercübeleriyle çok iyi bilmektedirler. Kürt milleti üzerindeki baskıların ye milli düşmanlığın asıl kaynağı olan emperyalizm ve yeril hakim sınıfların yı­ kılmasının tek yolu, halk savaşıdır.

TllKP, Her İki Milliyetten Pr^let^ryamm öncü Müfr«?e$i(iir Ancak her iki milliyetten işçileri ve halkı birleştiren proletaryanın ihtilalci partisi, dşmokratik devrimi zafere ulaştırarak her türlü zulüm ve sömürüye son verebilir. Tü r­ kiye'de yaşayan bütün proletarya, tek bir sınıftır. Proletar­ yayı, Türk ve Kürt diye milliyetlere bölmek, proletaryanın milliyetlere göre ayrı ayrı teşkllatlşnmasmı istemek, hakim sınıflara hizmet eder.

«İşçi sınıfının çıkarları, ... bütün milliyetlerden işçile. rin aynı proleter ör^tlerde, .politik örgrütlerde, sendi­ kalarda, kooperatiflerde, kültür örgütlerinde, birlenip kaynaşmalarmı ister. Ancak böyle değişik milliyetlerden isçilerin aynı örgütlerde kaiynaşmasıyladlr ki, proletar. ya, milletlçraras} şramayeye ve burjuva mllliyetçlUHne karşı sıUfro vidtn l>ir müıead^le yürütıue imkamnı elin, de bolapdu^abilir»» (Bolşevik Partisinin 1&17 Nisan Kon­

438 feransı K ararlarm dan) Bu ilkeleri savunan TİİKP, programında da belirttiği gi-

bi. «Hangi milliyetten olursa olsun, Türkiye proletaryasmm öncü müfrezesidir.» ' K ürt milliyetinin örgütlenme özgürlüğü, onun haklı ve meşru bir talebidir. Ancak TİİKP, Türkiye halklarmın her türlü örgütlenmesinde enternasyonalizm ilkesihin uygulan­ masından yanadır. M illiyetlere göre örgütlenmek, proletar­ yanın ilkesi değildir. Bu nedenle, Türk ve Kürt milUyetlerinden işçilerin ortak sınıf örgütlerinde birleşmelerini savu­ nuyoruz. Hangi milliyetten olursa olsun, bütün ihtilalci iş­ çiler ve bütün Marksist-Leninistler, proletaryanm ihtilâlci partisinde birleşmelidiHer.

TİİKP, Kürt Milletinin Demokratik Haklarını H z r Şart Altında Savunuyor Demokratik halk ihtilalini gerçekleştirmek amacıyla, Türkiye halklarını mücadeleye seferber eden TİİKP, her şart altmda ve her zaman Kürt mîlleti üzerindeki baskılara kar­ şı çıkmayı ve Kürt milletinin demokratik istekleri uğruna mücadele etmeyi görev bilmektedir. Kürtçenin yasaklanmasına ve Türkçenin imtiyazlı bir dil olmasına şiddetle karşıyız. İnanıyoruz ki bu durum, Türkçenin de zarannadır. Lenin’in dediği gibi, «b ir dile imtiyaz tanımak, bizzat o dilin gelişimini engeller.» ■ KürtÇenin gelişmesi Türkiye halklarının kurtuluş müca­ delesinde olumlu bir rol oynayacaktır. Kendi ana dilinde oku­ yup yazabilmesi, Kürt halkının kültürel gelişmesine hizmet edecek ve Kürt emekçilerinin devrimci fikiHeri kavraması­ na yardım edecektir. Bu durum, iki halkın birlikte mücade­ lesini geliştirecek ve emperyalist tahakkümün yıkılmasıyla Türk kültürünün de serbestçe ilerlemesine hizmet edecek­ tir. Kürt milleti kertdi devrrmci kültürünü geliştirmesi ba­ kımından özgür olmahdır. M illi baskı ve eritm e, Kürt halkı­ nın ilerici kültürünün gelişmesini engellemektedir. Kürt hal­ kının istilacılara ve sömürücü sınıflara, özellikle toprak

4 39 4

ağalarına karşı yürüttüğü mücadeleler, zengin bir halk kül­ türü yaratmıştır. Birçok şiir, türkü, destan ve hikaye bu kültürün örnek­ leridir. Kürt milli şairi Çigerhun’un toprak ağalığından, m il­ li zulümden ve emperyalizmden kurtuluşu, halkların dev­ rimci birlik ve kardeşliğini savunan şiirleri, bu halk kül­ türünün değerli ürünleridir. CigerhUn şöyle sesleniyor:

Leşkeıre roja grıran Ala sorê hûn bdmdkın S w mllê zortê civan

Büyük günün askerleri Yükseltin kızıl bayrağı Gencecik delikanlı omuzlarda

Tevr.û bêr nişana cengè Bidnepés roja me bat Dengê topa bidne doré Boj dı çıya da helat

Yayılsm top sesleri dört yana Kazma kürek nişanımız kavgada Atılın ön saflara günümüz geldi Güneş dağlarm ardmdan doğmada

Biz, milletleri köleleştirme amacını güden emperyaliz­ min kozmopolit kültürüne, feodal kültüre ve hakim sınıflarm ırkçı kültürüne karşıyız; Bu gerici kültürlerin yıkıcı ve yozlaştırıcı etkileriyle mücadele ediyoruz. Biz, halklar arasında en geniş ölçüde devrimci kültür alışverişinden yanayız. Proletaryanın enternasyonal kültü­ rü, Türk ve Kürt halklarının devrimci birliğine hizmet edi­ yor ve onların kurtuluş yolunu aydınlatıyor. TİIKP, Kürt milletinin aşağıdaki demokratik hak ve ta­ leplerini savunmaktadır:

Kürtler üzerindeki zorla eritme politikasına ve mil­ lî baskıya son verilmelidir. Kürtçe, Türkçe gibi devletin resmi dili olarak kabul edilmeli ve Kürtler ana dillerini serbestçe kullana­ bilmelidir. Kürtler, devlet dairelerine kendi dille­ rinde dilekçe verebilmeli, mahkemelerde ve bütün resmi merciler önünde Kürtçe konuşabilmelidirler. Kürtlerin yaşadığı bütün yerleşme merkezlerindeki okullar ve üniversitelerde, Kürtler kendi ana dille, riyle eğitim görmelidirler. Kürtçe gazete, dergi ve her türlü yayın çıkarmak, serbest olmalıdır. Devlet radyoları ve televizyon, Küitçe yaym da yapmalı-

44Ö

'

dir. Kürtçe yer Ve köy isiinlieiftiıia değiştirilmeslııe Bon verilmelidir. Kürt kültürü üzerindeki her türlü gerici baskıya son verilmelidir. Kürt halkı, kendi anti-emperyalist ve anti-feodal kiiltürünü geliştirmede serbest olma. İldir. İran, Irak ve Suriye’de bulunan Kürt milliye-' tinden halklarla her türlü devrimci kültür alış.verİ$i serbest olmalıdır. Okullarda Îtüi't ttülliyetinin var­ lığım inkar eden şoven eğitime son verilmelidir. Kürt tarihi, Kürt edebiyatı ve Kürt h^k kültürünün ürünlerini öğreten demokratik bir eğitim sistemi gerçekleştirilmelidir. Kürt çocuklannı, Türkleştir^ mek ve eritmek amacıyla kurulan l^atıiı Bölge 6 küllarmdaki gerici eğitim sistemi kaldırümaiıdır. Her türlü milli eşitsizliğe son verilmeli, Kürtler dev^ let idaresinin ve toplum hayatınm her alanmda eşit haklara gerçekten sahip olmalıdır. Orduda, fabrika, larda, okullarda, iş ve memuriyete alınmada, Kürt, lere yapılan ayırımlar kaldırılmalıâıri Bölgeler aramdaki iktisadi eşitsizliğin kalkması i^n. Doğu Bölgesinin iktisadi gelişmesâııe özel bir önem verilmelidir. Kürt balkuun teşkilatlanma hürriyeti sağlanmalı­ dır. Özel olarak Kürt halkı üzerinde baskı ve !tniünı uy. gulayan komando, seyyar jandârma ve MİT teşki. latlari kaldırılmalıdır. Köylet« y^âp>ılan baskınikra, İşkence Vft dayağa lıon veriunelldlr. Her yÜ birçok insanm ölümüne sebep olan suUi'daki mayın tarlala. rı temzilenmeli, Doğudaki yasak bölgeler kaldırıl­ malıdır. Bütün bu topraklar, yoksul köylülere da. ğıtılmalıdır.

Ezilen Kürt Milleti, Kurtuluşa Ulaşfi(iâk fçin Türk, Iran ve Arap Halklarıyla Birleşmalldlr Bügün, A BD emperyalistleri ve Sovyet sosyal-emperyalİBtlerl, Ortadoğu’nun dört ülkesi arasında paylaşılmış bu­ lunan Kürdistan’ın zengin petrol kaynaklarını yağmalamak için birbirleriyle rekabet lıalindedir. iki süper devlet, em­ peryalist emelleri uğruna Ortadoğu hallemokratİk Halk thtil&Uyle, gerici devletin yozlaşmış ve halkı baskı altına alan btirokrasdSi kaldırılacak, rüş-

478 yet ve yiyiciliğin kökü kazmacaktır. Halkın seçimle ta­ yin ettiği ve denetlediği devrimci yönetim gerçekleştiri­ lecektir.» (TlîKP Prograım, Madde 46)-En yüksek siyasi iktidar organı olan M illi M eclis bütün diğer iktidar organlarını seçecektir. Bütün mahalli devlet organları, mahalli Devrimci Halk Meclislerine, merkezi dev­ let organları ise M illi Meclise tabi olacaktır. Halk iktidarı büyük çoğunluğa hizmet ettiği için basit bir yapıya sahip olacaktır. Devlet yönetimi basitleştirile­ cek, giderek her emekçinin yapabileceği bir hale getirile­ cektir. Halk iktidarının kadroları, bugünkü gibi yozlaşmış bürokratlar değil, devrimci mücadelede yeralmış, halka hiz­ met ruhuyla eğitilmiş, devrimci bir hayata ve düşünceye sahip olan kadrolar olacaktır. Halk kendi demokratik iktida­ rı altında, memurları kendi iktidar organları vasıtasıyla ve­ ya doğrudan doğruya kendisi seçecektir. Seçilen kadrolar, halkın sürekli kontrolü altında olacak, halk isterse onları görevden alabilecektir. Memurlar imtiyazlı bir durumda bu­ lunamazlar. Onların maaşları normal bİr işçi maaşının üs­ tünde olamaz. Rüşvet ve yiyicilik, halk iktidarında, en ağır suçlardandır. Bugünkü devlet yönetiminde görülen israf ke­ sinlikle önlenecek, halkın hizmetlerinin görülmesinde sürat sağlanacaktır. Halka kötü muamele yapılması ve zorluklar çıkarriması cezalandırılacak ve kesinlikle önlenecektir. Devrimden sonra da aydınların ve kadroların yozlaşa­ rak bürokratlar haline dönmesi tehlikesine karşı sürekli bir mücadele yürütülecektir. Kadrolar ve memurlar belirli za­ manlarda işçi ve köylülerle: yanyana üretimde çalışacaklar­ dır. Bütün değerlerin yaratıcısı olan emekçi halktan kopma'; mak için halkı örnek alacaklar, ondan öğreneceklerdir. Kit­ lelere inanacak, halka hizmet edecek ve bütün faaliyetle^ rinde onlara danışacaklardır. Demokratik Halk iktidannda işçiler, köylüler, bütün emekçi halk, bütün iktidar organlarının faaliyetleri üzerin­ de meclisler ve kitle örgütleri vasıtasıyla doğfudan bir de­ netim uygularlar. Geniş yığınları kucaklayan işçi sendikala­ rı, köylü birlikleri, asker dernekleri, kadın birlikleri ve genç­ lik birlikleri gibi örgütlör devlet faaliyetlerine katılırlar.

479 Halk Mahkemeleri

Halkm Adaletini Uygulayacaktır Demokratik Hatk İktidarında polis ve jandarma teşki­ latı kaldırılacak, halk kendi güvenliğini bizzat kendisi sağla­ yacaktır. Köylerde, fabrikalarda, bütün işyerlerinde çalışan silahlı emekçiler, Halk Milislerini meydana getireceklerdir. Silahlanmış milyonlarca Halk Milisi halkm güvenliğinin te­ minatıdır. Halk M ilisleri, gericilerin iktidarı ele geçirme teşebbüslerine karşı da halk iktidarını koruyacak, düşman­ la savaşta Halk Ordusuna yardımcı' olacaklardır. Demokratik Halk İktidarında meslekten hakimlik olma­ yacaktır. Burjuvaziye ve toprak ağalarına hizmet eden es­ ki mahkemeler kaldırılacak, eski yargıçlar görevlerinden alınacak, bütün hakimler emekçi halk tarafmdan kendi iç­ lerinden seçilecektir. Halk Mahkemeleri, bu yargıçlarla ge­ ne halkın seçtiği jüri üyelerinden meydana gelir. Adli gö­ revliler, görevlerini bir kazanç ve imtiyaz sağlama aracı olarak kullanamazlar. Bütün Halk Meclisi üyeleri ve diğer kadrolar gibi onlar da adli görevlerinin yanısıra normal üre­ tim faaliyetlerine devam edeceklerdir. Halk Mahkemeleri, halkın denetimindedir ve onun vic­ danındaki hükme aykırı kararlar alamazlar. Halk isteği za­ man bu mahkemeleri lâğvedebilir. Bu mahkemeler bütün kararlarında, özellikle önemli suçlarla ilgili kararlarında doğrudan doğruya kitlelere danışacak, oniarın fikirlerini ala­ rak karar vereceklerdir. Halk ancak bu şekilde kendi adale­ tini uygulayabilir.

Hükümlüler Devrimci Eğitim ve Üretici Çalışmayla Topluma Kazanılacaktır Demokratik Halk İhtilalinden sonra, siyasi suçlar başta olmak üzere bütün suçları kapsayacak bir genel af ilan edilecek, hapisaneler boşaltılacaktır. Emperyalizmin, işbirlikçi kapitalizmin ve toprak ağala­ rmm tasfiyesi suçların kaynağını ortadan kaldıracağı için,

480 halk iktidarmda işlenen suçların miktarı gitgide azalarak asgariye inecektir. Köylü yığınlarının toprak ve hürriyete kavuşması, or­ manların ve meraların köylülerin hizmetine verilm esi, top­ rak ve orman suçlarının, kan davalarının varlık nedenini or­ tadan kaldıracaktır. Her yurttaş bir işe sahip olduğu ve sefaletin kökü ka­ zındığı için, hırsızlık ve benzeri suçlar çok azalacaktır. Emperyalizmin seks ve gangster kültürü, toprak ağala­ rının gerici kültürü ortadan kalkacağı için, cinayet, esrarkeşlik, ırza tecavüz gibi suçlar da çok azalacak ve giderek kaybolacaklardır. Yeni toplumda halkjn değerleri hakim ola­ cak, yurttaşlar kendi nrıenfaatlerini hafkm menfaatlerinin üstünde tutmayacaklardır. Halkın iktidarda olduğu düzende suçlar iyileştirilmesi gereken hastalıkl^ar olarak görülür. Halk iktidarının görevi hastayı öldürmek değil, iyileştirmektir, önenrıli olan, suçlu­ nun işlediği suçun ceremesini çekmesi değil, suçunu kav­ raması ve bir daha tekrarlamamasıdır, ' Bu amaçla, bütün hapisaneler kaldırılacaktır. Suçlula­ rın eğitildikleri, üretici çalışma yaptıkları merkezler kuru* lacaktır. Buralarda dikenli teller, tomsonlu nöbetçiler bu­ lunmayacaktır. Bu merkezlerin amacı hükümlüyü hürriye­ tinden yoksun bırakmak değil, belli bir süre dürüst bir yurt­ taş olmak için eğitilmesini sağlaıtıeiktır. Hükümlüler izne çıkabilecek, aileleriyle görüşebileceklerdir. Onlar, üretici çalışmayla beraber, emekçi halkın dünya görüşü ve ahla­ kıyla da yetiştirilerek töpluma kazanılacaklardır. Hatala­ rını gideren, iyi ve olumlu davranış gösteren hükümlüler serbest bırakılacak ve toplum içindeki yerlerini alacaklar­ dır. Halkın adaleti, «kısasa kısas» ilkesine dayanmadığı için, idam cezası kaldırılacaktır. Bu ceza valmz halk iktida­ rının düşmanlarına, varlıkları halk için tehliko yaratan va­ tan hainlerine ve komploculara uygulanacaktır. Hükümlülere hiçbir şekilde insanhk dışı bir muamele uygulanamaz. Baskı ve zulüm gericilerin ve faşistlerin yön­ temidir. Halk iktidarmda işkence en ağır suçlardandır ve kesinlikle yasaktır.

4B1 İşte Askerî Savcıların suç saydıkları TİİKP Programı’nın halkın adaletinin işleyişi konusunda tesbit ettiği esaslar bunlardır. Askeri Savcıların bu fikirleri suç saymasını biz tabii karşılıyoruz. Çünkü onlar bu esasların tam tersini uy^gulayan ijir adalet mekanizmasının mensuplarıdırlar.

Kadınlar Üzerindeki Baskılâra Son Verilecek, Çocuklcu- Korunacaktır Toplumumuzda kadınlar ağır bir şekilde sömürülmek­ te, ezilmekte ve hor görülmektedirler. Anadolu'da kadınla­ rın hiç bir hakları yoktur. Kızlar aileleri tarafından başlık parası karşılığı verilmektedirler. A ile içinde söz hakları da olmadığından bu duruma itiraz edemezler. Birçok yerde imam nikahı yürürlüktedir. Bir erkek dört kadınla evlene­ bilir, kadını istediği zaman boşayıp, evden kovabilir. Ka­ nunlara göre, birden çok kadınla evlenmek yasaktır ama, devlet istatistiklerinde bile 262 671 kadının bu durumda ol­ duğu kabul ediliyor. Kadının tek görevi çocuk doğurmak ve ağır şartlar altında çalışmaktır. Kadın işçiler üzerindeki baskı ve zulüm, erkek işçiler­ den daha ağırdır. Eşit işe eşit ücret ilkesi sağlanmamıştır. Kadın işçiler, erkek işçilerle aynı işi yaptıkları halde daha az ücret alırlar. Patronlar ücreti düşük kadın ve çocuk eme­ ği kullanarak büyük kârlar sağlarken, kadınlar ve çocuklar ağır sömürü altında her geçen gün ezilip kavrulurlar. Kadın­ ların işe alınmak için evli veya nişanlı olmamaları şart koşulur. Çünkü evlilik ve doğum sebebiyle izin vermek ve para ödemek patronların işine gelmez. Patronlar evlenen veya nişanlanan kadın işçileri işten atarak onları işsizliğe iterler. Kanunlarda ve toplu sözleşmelerde, işyerinde çocuklar için yuvalar açılması, annelerin çocuklarını emzirmesi için imkan sağlanması öngörülür. Fakat bu asla uygulanmaz. Ge­ ce vardiyasında çalıştıkları zaman analar, gündüz çocuklar­ la ve ev işleriyle meşgul oldukları için günde iki-üç saat uy­ kuyla işe gidip gelirler. Patronlar, 12-13 yaşlarındaki kız çocuklarını işçi olarak çalıştırmakta, bu yolla büyük kâr sağlamaktadırlar. İş Ka­

482 nununa göre, çocuk çalıştırmak yasaktır. Fakat bunun da yo­ lunu bulan patronlar, onları kaçak olarak çalıştırıyorlar. Ta­ rım alanmda da aynı durum görülmektedir. Hatta hükümet­ ler ilkokul çağındaki çocukların pamuk toplama işlerinde ça­ lıştırılması için, okulları tatil etme kararları dahi veriyorlar. M illî Eğitim Bakanlığının 1972 güzündeki kararı buna ör­ nektir. Çocuk işçiler, diğer işçiler gibi sağlığa aykırı, toz du­ man içinde, havasız yerlerde ve yetişkinlerle aynı ağırlık­ taki işlerde çalıştırılıyorlar. Gece vardiyasına ve fazla me­ sailere kalıyorlar. Buna karşılık, yetişkin işçilerden daha az ücret alıyorlar. Çocuk yaşta katlanmak zorunda kaldıklart bu ağır çalışma şartları onları şimdiden yıpratmıştır. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi, fabrikalarda kadınlar ve çocuklar, hakaret ve dayakla karşı karşıyadırlar. Ustalar, özellikle çocuklar üzerinde dayak, küfür, hakaret, baskı yol­ larına başvuruyorlar. Su içmeye ve tuvalete gitmek dahi ya­ saklanıyor. Yeni işe giren ve işi beceremeyen işçiler haka­ rete uğruyor. Ülkemiz kadınlarının yüzde 65’i okuma-yazma bilmiyor. Sigortalı kadm işçilerin sigortalı erkek işçilere oranı yüzde 9’dur. Emekçi kadınlar tamamen dağınık ve teşkilâtsız du­ rumda olduklarından üzerlerindeki baskı daha da ağırdır. Bozuk düzen kadınları da bir ticaret metaı haline getir­ miştir. Büyük burjuvazi kadınları hor görüyor. Kadmlar ga­ zete ve dergi sayfalarında, defilelerde, sinemada, barlarda ve eğlence yerlerinde bir eşya gibi teşhir ediliyor. Randevuevleri, beyaz kadın ticareti, küçük kızların ve çocukların satılması gibi aşağılık faaliyetler kapitalizmin gelişmesine bağlı olarak, özellikle büyük şehirlerde hızla yayılıyor. Dev­ let izniyle genelevler açılıyor. Oysa yurdumuzun cefakar kadmları, anaları, gelinlik kızları, kurtuluşa ve mutluluğa layık olduklarını mücadele­ leriyle ispat etmişlerdir. Emperyalist saldırganlara karşı Kurtuluş Savaşımızda sırtlarında mermi taşıyanlar onlardır. Cephenin ön saflarında savaşanlar onlardır. 93 Har­ binde Çarlık istilasına karşı kazmayla, kürekle, çapayla sa­ vaşan Nene Hatunlar, M illi Mücadele yıllarında Osman!-

483 ye’de Kırmızı Müfrezeden Rahime Onbaşı, A yd ın ’da silah­ lanıp dağa çıkan Ayşealiye, Şerife A li, A yşe (M ehm et Ça­ vuş), Fato adlı kahraman kadınlarımız bunlardan birkaçı­ dır. Yiğit işçi kadınlarımız 15-16 Haziran mücadelesinde erkek işçilerle omuz omuza dövüştüler. Bütün grevlerde en önde bulundular. Topraksızlığın, yoksulluğun ve sefaletin ağır yükünü çeken köylü kadınlar toprak ağalarına, tefecilere büyük bir hınç duyuyorlar. Göllüce, Atalan, Turanlar, Ladik’te olduğu gibi toprak -mücadelesi veren daha nice köylerde en önde kadınlar dövüştüler. Genç kızlar, gericiliğin ve faşizmin baskı, zulüm ve iş­ kencelerine yiğitçe göğüs gerdiler, halkın kurtuluşu için azimle mücadele ettiler. Bugün toplumumuzda kadın-erkek eşitsizliğinin ve ka­ dınlar üzerindeki baskının nedeni, emperyalizmin, büyük patronların ve toprak ağalarının hakimiyetidir. Kadınların kurtuluşu, gerici smıflann hakimiyetinin her alanda yıkıl­ masıyla gerçekleşebilir. TİİKP Programı şöyle diyor:

«Dtmokratik Halk Hükümeti, Knrtulnş SaTaşımızda ve 15—16 Haziran gribi halk hareketlerinde erkeklerle omuz omuza yiğitçe savaşan Türkiye kadınlan üzerin­ deki bütün baskı ve eşitsizlikleri kaldıracaktır. Erkek* kadın herkes, topinm hayatmm her alanında eşit haklara sahiptir. «Kadınların ve çocnklarm sağlıklanna ve gelişmelerine zararlı islerde çalışmalan yasaklanac^, analar ve ço. cuklan konuacaktır.» (Madde 54) Demokratik Halk iktidarı, kadınların üstündeki her tür­ lü feodal ve burjuva baskıya son verecektir. A ile hukuku kadınların eşitliğine uygun şekle getirilecektir. Kadınlan hor gören her türlü ideolojiyle mücadele edilecektir. Kadınların halk iktidanna her kademede katılmaları ve yönetimde etkili olmalan sağlanacaktır. Kadınlar kendi kit­ le örgütlerinde teşkilatlanacaklardır. Emekçi kadınların çalışma şartlan düzeltilecek, «eşit işe eşit ücret» ilkesi uygulanacaktır. Kadın ve çocuk işçiler

484 özerindeki baskılar kaldırılacaktır. Kadınların gece vardiya­ sında ve sağlıklarına zararlı diğer işlerde çalışmaları ya­ saklanacak, analık hakları korunacak, doğum İçin özel izin ve bakım imkanları sağlanacaktır. 18 yaşından küçük çocuklar için günlük mesai 6 saat olacak, hiçbir işyerinde 14 yaşından küçük çocuklar kesin­ likle çalıştırılmayacaktır. Demokratik Halk İktidarında, burjuva toplumunun yolaçtığı sefalet ve yozlaşmanın sonucu olan fuhuş, ortadan kaldırılacaktır. Her türlü randevuevi ve genelev kapatılacak, kadinları satma gibi iğrenç faaliyetlere yeltenenler en ağır bir şekilde cezalandırılacaktır. Eski toplumda fuhuşa sürüklenmiş olan kadınların emekçi halk arasında yeniden eğitilerek dürüst bir hayat kurmaları sağlanacaktır.

Sağlık Hizn>etlerinin Parasız Olması Halk İktidarının Görevidir Yurdumuzda sağlık sistemi geniş halk kitlelerine hiz­ met etmiyor. Nüfusun büyük kısmını meydana getiren işçi­ lerin ve köylülerin çoğu en basit sağlık hizmetlerinden mahrumdur. Halkın sağlığı, hakim sınıfların elinde bir tica­ ret aracıdır. Sağlık hizmetleri paralı olduğundan yoksul halk bunlardan gerektiği gibi faydalanamaz. Emperyalizmin boyunduruğu altındaki diğer ülkelerde olduğu gibi, ülkemizde de salgın hastalıklar yaygın, çocuk ölüm oranı yüksek, ortalama ömür kısadır. Nüfusun yüzde 2.5 veremlidir. Doğan her bin çocuktan 176'sı daha ilk yıl İçinde ölür. Bu sayı 12 yaşma kadar 450’yi bulur. Köylerde sağlıklı olmayan şartlarda yaşayan halk, salgın hastalıklara karşı aşı yapılmadığı için, doktorsuz ve ilaçsız kaldığı için hastalıktan kırılıyor. İktidarlar, salgın hastalıkları gizleye­ rek halkm nasıl bakımsızlık ve sefalet içinde yaşadığını ört­ bas etmeye çalışıyorlar. Toprak ağası ve tefecilerin ağır baskı ve sömürüsü al­ tında ezilen köylülerin tedaviye ayıracak parası yoktur. Doktor bulunmadığından şehirlere götürülmek zorunda ka­

485 lan hastaların yolda veya hastane kapılarında ölmesi, her gün görülen olaylardandır. Doktorların çoğu büyük şehirlerde toplanmıştır. Devle­ tin sağlık kurumlarma ait yatakların yarıya yakını üç büyük şehirdedir. Yozlaşm ış bürokrasi yüzünden bunların da an­ cak yüzde 58’inden faydalanılabilir. Sağlık hizmetlerinin sosyalizasyonu göstermelik olarak kalmıştır. Hastaneye yatabilmek, çoğu zaman imtiyazlı birinin tavsiyesiyle veya özel muayenehanelere uğrayarak müm­ kündür. Hastanelerde bakımsızlık sonucu, mesela yanlış kan nakli, yanlış ilaç verilm esi, temizliğe dikkat edilmeme­ si gibi sebeplerle hastaların öldüğü sık sık görülür. Buna karşılık parababaları lüks otellere benzeyen özel hastane­ lerde ve yurt dışında tedavi olma imkanına sahiptirler. Has­ tanelerde, öğleden sonra özel muayenehanelerine gittikleri için doktor görülmez. Bu durumda hastaneler halkın sağlı­ ğına değil, özel muayenehanelere sahip, lüks özel hastane­ lere ortak olan klinik şeflerinin ve nüfuz sahibi kişilerin çı­ karlarına hizmet eder. Bunlar hastanelerde tam gün çalış­ ma ilkesinin uygulanmasına bile karşı çıkmaktadırlar. Yurdumuzda Maç sanayisi, emperyalizme bağımlı bir ambalaj sanayisi durumunda olduğundan, milli ilaç sanayi­ si gelişmemiştir. Halkm pahalı olan ilaçları alacak parası yoktur. Ayrıca piyasaya sürülen ilaçların önemli bir kısmı bozuk ve sağlığa zararlıdır. Tıp eğitimi halkın ve özellikle köylük bölgelerin ihtiya­ cına uygun, pratik bilgilere sahip doktor yetiştirmiyor. Tam tersine, teorik bilgilerle doldurulmuş, halk sağlığı anlayışın­ dan yoksun, burjuvazinin ve emperyalist ülkelerin ihtiyacı­ na uygun doktorlar yetiştiriliyor. Türkiye'deki doktorlarm yüzde 70’inin uzman olması ve bir kısmının yurt dışında bulunması bunu göstermektedir. Ebe, hemşire, sağlık memuru gibi yardımcı tıp perso­ neli yetersizdir. Bunlar ağır şartlarda düşük ücretlerle ça­ lıştırılıp hor görülmektedir. Gelişigüzel yerlere fabrika kurulması, halkın sağlığını tehdit ediyor. Sanayi artıkları havanın kirlenmesine, sula­ rın zehirlenmesine, bitkilerin ölümüne sebep olarak halkm

486 sağlığına zarar veriyor. Bu artıklar temizlenmiyor, çünkü burjuvazi için önemli olan halkın sağlığı değil, kendi kârla­ rıdır. Onlar, şehir dışında inşa edilen yeni semtlerde yaşı­ yorlar. Gecekondularda ise su ve kanalizasyon tesisatı ol­ madığı için, sık sık salgın hastalıklar çıkıyor. Tem m uz 1970* de İstanbul Sağmalcılar'da çıkan Kolera salgını birçok işçi ailesinin hayatına maloldu. Yurdumuzda bugüne kadar binlerce kişf depremlerde öldü. Her seferinde suç «tabii afet»lere yüklenir. Oysa bu kadar can kaybının sebebi, halkın dayanıksız konutlarda oturmak zorunda kalmasıdır. Gene depremlerden sonra bir­ çok yabancı ülkenin ve Kızılay’ın yardımlarından sözedilir. Bu yardımların büyük kısmı ihtiyaç sahiplerine hiç ulaş­ maz. Konserveler, süt tozları, çadır, battaniye, giyecek vs. döner dolaşır, büyük şehirlerde satılır. Depremlerden sonra büyük yolsuzluklar yapılır ve vurgunlar vurulur. A ğ ır ekonomik şartlar altmda yaşayan halk kitlelerinin beslenmesi yetersizdir. Et, süt, yumurta gibi besin değeri yüksek yiyeceklerle beslenmeyen yoksul halkın çalışma gücü düşük, hastalıklara karşı direnci azdır. Özellikle ço­ cuklar, hamile kadınlar ve bebek emziren annelerde beslen­ me bozukluğuna bağlı hastalıklara çok rastlanmaktadır. Gı­ da maddeleri İyi kontrol edilmediği için, besin zehirlenme­ leri ve bağırsak hastalıkları yaygındır. Gazeteler sık sık ta­ rım ilacı bulaşmış yiyeceklerden zehirlenme vakalarını ha­ ber veriyorlar. Gom el rezaleti, işadamlarının kârlarını art­ tırmak için halka makine yağı yedirmekten çekinmedikleri­ ni gösterdi. Halkm kötü beslenmesi, artık o kadar tabii kabul edili­ yor ki. Anayasa Mahkemesi «katıksız hapis, cezasının Anayasadaki her türlü işkenceyi yasaklayan hükme aykırı olmadığına karar verirken şu gerekçeyi ileri sü rü yo r

«Nihayet lıallcının büyüle coğnnlngunun başlıca grıdasını elemek teşkil eden bir ülkede, bir cezalımn üç gün yalms bu gıda ile yetinmek zorunda bırakılm’tsını erfyet ve işkence saymak gerçekçi bir görüş ve anlayış olamaa.» (Yankı, sayı 101)

487 TİİKP Programı şöyle eliyor;

«Demokratik Halk Hükümeti, halkm bütün sağlık biz. metlerinin parası? olarak görülmesini gerçekleştirmekle görevlidir.» (TiIKP Programı, Madde 56) Demokratik Halk İktidarı, halkın hayatının bir ticaret metaı haline gelmesini kesin olarak yasaklayacaktır. Bütün sağlık imkanları halk için seferber edilecektir. Esas ağırhk koruyucu sağlık hizmetlerine verilecek, on binlerce sağ­ lık görevlisi iki-üç yıllık pratik bir eğitimle yetiştirilerek yurdun her yanına ve köylere gönderilecektir. Halkın sağlığının korunmasında köy-şehir ayırımı kal­ dırılacak, öncelikle geri bölgelerin sağlığına önem verile­ cek, her köyde bir sağlık ocağının bulunması sağlanacak­ tır. Fabrikalar sanayi bölgelerinde birleştirilecek ve sana­ yinin çevre sağlığına zararlı olması önlenecektir. Halkın sağlığına uygun konutlar inşa edilecektir. Çalışan insanların beslenmesine önem verilecektir.

Emperyalist Ve Gerici İdeolojiler Geniş Halk Yığınlarını Baskı Altında Tutuyor Emperyalizm^ işbirlikçi burjuvazi ve toprak ağaları, hal; kımız üzerindeki tahakkümlerini ideolojik alanda da sürdü­ rüyorlar. Toplumumuzda bütün basın ve yayın kurumlan, organlan ve araçları, bütün eğitim kurumlan ve eğitim prog­ ramlan, kültür ve sanat faaliyetleri bunların tekelindedir. Gazeteler, kitaplar, dergiler, radyo, televizyon, okullar, üni­ versiteler, edebiyat, müzik, sinema, tiyatro bugünkü sömü­ rü ve zulüm düzenini savunmak, halkımızın emperyalizme ve feodalizme karşı bağımsızlık ve demokrasi mücadelesi­ ni bastırmak, emekçi yığınlara kölelik ruhu aşılamak için kullanılıyor. Amerikan emperyalistlerinin yurdumuzda kurduğu «Am erikan Haberler Merkezi» gibi servisler, «Am erika'nın Sesi» radyosu, büyük şehirlerde emperyalist ülkelerin konsolosluklan etrafında meydana getirilen Türk - Amerikan,

488 Türk - İngiliz, Türk - Alman, vb. gibi «Kültür D ernekleri», sü­ rekli olarak emperyalizmin propagandasmı yapıyorlar. A B D Savunma Bakanlığı, haberalma servisleri ve diğer emperyalist kuruluşlar, yurdumuza «öğretm en», «uzm an», «danışm an», «t>arış gönüllüsü» gibi adlar altında casus ve propagandacı yolluyorlar. Amerikan hayat tarzını öven ki­ tap, dergi ve gazeteler ülkemize bol bol sokuluyor. Türkiye’deki film ithalatçılarının ABD film şirketleri­ ne bağlı olması sayesinde. Amerikan toplumunu ve siya­ setini göklere çıkaran film ler ülkemizin en ücra köşelerine kadar giriyor. Özellikle Amerikan Haberler Merkezinin ha~ zırlattığı propaganda filmlerinin bütün sinemalarda her film­ den önce oynatılması sağlanıyor. Türkiye radyo ve tele­ vizyonunda A B D propagandası, C iA ’nm karşı-devrimci, halk düşmanı faaliyetlerini «kahramanlık» gibi gösteren macera filmlerinin oynatılmasına kadar varıyor. Yurdumuzdaki bir­ çok gerici dergi ve gazete A B D yayın şirketleri ve basın tekelleriyle işbirliği halindedir. Am erikalılar ve diğer emperyalistler, eğitim sistemi­ mizi de tamamen kendilerine bağımlı hale getirmeye çalı­ şıyorlar. Eskiden beri yabancılar tarafından yönetilen A vus­ turya Lisesi, Amerikan Kız Koleji. Alm an Lisesi. Fransız Kız Lisesi, Sen Jozef, Sen Mişel, Sen Benua, İngiliz Lisesi, Robert Kolej gibi okullarda millî kültürümüzün tamamen dışın­ da yabancı ve emperyalist bir eğitim hakimdir. Am erikalı­ lardan alman kredilerle, emperyalizme bağımlı yeni yeni okullar ve üniversiteler açılıyor. Buralarda tamamen A m e ­ rikan eğitim sistemi ve yöntemi uygulanıyor. Amerikan ders bitapları aynen tercüme edilerek öğrencilere veriliyor. Em­ peryalist ve işbirlikçi tekellere hizmet edecek bürokrat ve teknokratların yetiştirilmesi amacıyla, «sanayi psikolojisi», «iş idaresi», «halka ilişkiler» gibi dersler okutuluyor. 1863'de Amerikalılar tarafından Robert Kolej olarak kurulan şimdiki Boğaziçi Üniversitesinde, Ortadoğu Teknik Üni­ versitesinde, Atatürk Üniversitesi ve Hacettepe Üniversi­ tesinde sürekli olarak Amerikan emperyalizminin kültürü sistemli bir şekilde yayılıyor.

489 Bütün bunların yanısıra, Rockefeller, Fullbright, Kennedy, Ford gibi emperyalistlerin kurdukları vakıflar ile N/V-, T O ve C E N TO teşkilatları, A B D işbirlikçisi yönetici, araş­ tırıcı ve teknisyenler yetiştirilmek için bol bol burs da­ ğıtıyorlar. Bu burslardan yararlanarak A B D ’ye ve diğer em­ peryalist ülkelere gidenler, özel bir eğitime tabi tutuluyor. Emperyalist dünya görüşü ve Amerikan hayat tarzı aşıla­ nıyor. Amerikan hayranı olarak dönenlerin bir çoğu, devle­ tin en önemli kademelerinde, ya da Amerikan şirketleri, propaganda merkezleri gibi yerlerde görev alıyorlar. Emper­ yalist burslardan ve gezi programlarından yararlananlar arasında profesörler, yazarlar, memurlar, sendikacılar var­ dır. Türk-lş yöneticileri, A B D tarafından düzenlenen bu gibi «tetkik gezileri»nde yetiştiriliyor, sonra Türkiye’ye döndük­ lerinde «Türkiye Nasıl Küçük Amerika Olabilir?» gibi ki­ taplar yazıyorlar. Amerikalılar ve diğer emperyalistler, bütün bu yollar­ la komünizm düşmanlığı yaymaya, dünya halklarına karşı düşmanlık yaratmaya, bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm mücadelelerini kötülemeye çalışıyorlar. Toplumumuzun geriliğinin ve halkımızın yoksulluğunun sebebinin emper­ yalist sömürü ve tahakküm olduğunu gizlemeyi amaçlayan binbir teori uyduruyor ve piyasaya sürüyorlar. «H e r koyu­ nun kendi bacağından asıldığını» öne süren bireyci burju­ va düşüncesini yerleştirmeye, bir avuç işbirlikçi burjuva ve toprak ağasının sözümona çalışarak zengin oldukları masa­ lını kabul ettirmeye, çalışmadan yaşamayı, halkın dertleri karşısında kaygısızlığı dalavereciliği ve tembelliği teşvik etmeye çalışıyorlar. Emperyalistler ve işbirlikçileri, kapitalist dünyanın en düşük, en ahlaksız ve en yoz ideolojik ve kültürel ürünleri­ ni yurdumuza sokmayı, büyük bir ticari faaliyet haline getir­ miş bulunuyorlar. Her gün on binlerce basılan fotoroman­ lar, seks kitapları, macera ve polis romanlarıyla, seks ve gangster filmleriyle, radyo ve televizyondan yayınlanan yoz müzik programları, temsiller, konserler, plaklar ile, halkı­ mızı kültür bakımından yozlaştırmaya, ahlaki çöküntü ya­ ratmaya, bireyci felsefe akımlarını ve hipi özentiliğini yay­ gınlaştırmaya, böylece emekçi halkm değerlerini yoketme-

490 y© ve devrimci duyguları, halicımızm mücadeleci karakteripl silmeye çalışıyorlar.

işbirlikçi Burjuvazinin Laikliği Oericiliğin Üzeı^ne Sürülmüş Bir Ciladır Emperyalistler ve büyük burjuvazi, yıllardır Türkiye’nin «m odern», «ile ri» bir ülke olduğunu, laik bir idareye sahip olduğunu İddia ediyorlar ve kendilerine do laik bir görü­ nüm verm eye çalışıyorlar. Aslında bu tam bir ikiyüzlülükten ibarettir. İşbirlikçi iktidarlar, bir yandan laik görünmeye çalışırken, diğer yandan en gerici ideoloji ve tarikatları tjıalk üzerinde bir baskı aracı olarak kullanmaktadırlar. Me­ sela, M İT Işkencehaneleri gibi en gizli yerlerin nöbetçiliği­ ni ancak Nurcu veya Nakşibendi komando erlerine emanet edebilmektedirler. Bütün orduda askerleri, devrimcilere, di­ ni duyguları körükleyerek düşman etmeye çalışmaktadır­ lar. Birçok devlet dairesi ve işyerinde, işe alınırken namaz kılmak ve gerici yayınlara abone olmak şart koşulmakta­ dır. Emperyalistler ve işbirlikçileri, emekçi halkımızın ih­ tilalci mücadelede birleşmesini önlemek, milyonlarca köy­ lümüzü hakimiyetleri altında tutabilmek İçin, köylük bölge­ lerde feodalizmin gerici ideoloji ve kültürüne dayanıyorlar. IJIkemizde feodal eğitim kurumlan, varlıklarını kuvvetle sürdürmektedir. Türkiye’nin her yerinde on binlerce Kur’an kursu faaliyet halindedir. Nurculuk, Süleymancılık gibi dini tarikatlar, geniş kitleleri feodal ideolojinin baskısı altında tutuyor. Doğu Anadolu’nun sadece bir bölgesinde 57 aşiret iki büyük tarikata bağlıdır. Çeşitli tarikatların tekkeleri ve medreseleri vardır. Van’daki Nur medreseleri, Cizre’de, Şeyh Seydan’m medresesi, Hizan’da Şeyh Selahattin’in medresesi, A ğ n ’da Kasım Küfrevî’nin medresesi bunlara birkaç örnektir. Tarikat şeyhleri, belirli sömürü ve nüfuz alanlanna sa­ hiptirler. Geniş topraklan vardır. Birçok yerde köylüleri an­ garya yoluyla sömürmekte, müridlerinden para alarak hac­ ca gitmekte, yargıçlık yetkileri kullanmakta, geniş ortakçı ve yarıcı kitlelerini boyunduruk altmda tutmaktadırlar. Ta -

491 rîkat şeyhleri, aşiret reisleriyle ve tefecî-tüccarla içiçedirler. Bunlar, Hizb-üt Tahrir, Rabıtat-ül Alem -ül İslam gibi gerici teşkilatlar ve Aramco gibi tekeller vasıtasıyla empeı^ yalistlerle de yakın işbirliği halindedirler. Şeyhler, din j^oluyia feodalizmi korumaya çalışıyorlar. Cennet vaadleriyle «şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır» tehditleriyle ve «b ir lok­ ma, bir hırka» telkinleriyle köylüleri uyuşturmak, sınıf düş­ manlarına duydukları, yüzlerce yıllık kini yumuşatmak isti» yorlar. Laik olduğu söylenen Türkiye’de milyonlarca A levî yurt­ taş, mezhep ve inançları sebebiyle ağır baskılar altındadır. Bu baskılar dolayısıyla A levî yurttaşlar inançlarını gizlemek zorunda bırakılmakta ve her alanda ikinci sınıf yurttaş mıiâmfelesi görmektedirler. Mezhep ayrılıkları körüklenerek sınıf mücadelesi ört­ bas edilmeye çalışılmaktadır. Ermeniler, Rumiar, Süryanîler, Nasturîler, Yezidîler, ve diğer dini ve millî azınlıklara da çeşitli baskılar uygulanmaktadır. İşbirlikçi burjuvazinin lâikliği, karanlık ve gerici ideo­ lojinin üzerine sürülmüş ince bir ciladan ibarettir. Bu cila­ nın altmda, ortaçağ bezirganlığı, taassubu ve hunharlığı yat­ maktadır.

Eğitimde Eşitsizlik DaKa Beşikten Başlamaktadır Türkiye'de bugün mevcut olan eğitim sistemi, büyük burjuvazinin ve toprak ağalarının bu ideolojik tahakkümünü sürdürecek ve onların ihtiyacı olan memurları yetiştirecek şekilde düzenlenmiştir. İşbirlikçi ve gerici hakim sınıflar, emekçi halkın büyük çoğunluğunu cahil tutmaya çalışıyor­ lar. Okuyanların ise, tamamen kendi sınıf çıkarlarına hiz­ met eden köleler haline gelmesine gayret ediyorlar. Bunun yanısıra, büyük burjuvazi her şeyi olduğu gibi, eğitimi de ticaret ve kazanç vasıtası olarak kullanmaktadır. Bu politikanın sonucu olarak bugün nüfusumuzun yan­ sından çoğu okuma-yazma bilmemektedir. Köylük alanlarda bu oran çok daha yüksektir ve kadmlar arasmda daha da ar-

4d2 tıyör. Siirt’te okumâ-yazma bilmöyen kadınların oranı yüzde 95’tir. Yoksul halkın, işçi ve köylü çocuklarının okuma imkanİQfi son derece kısıtlıdır. Eğitim, zengin sınıfların çocukla* «iMH okuyup yükselmelerini sağlamayı esas almaktadır. Emekçi ailelerin çocukları,'açlıkla karşı karşıya olan aile­ lerine yardım edebilmek için daha küçük yaştan itibaren, ilkokulu bile bitirmeden çalışmaya başlarlar. Okul kitap­ ları, ders araç ve gereçleri yoksulların para yetiştiremeye­ ceği kadar pahalıdır. Büyük şehirlerde zenginler için her türlü özel okul, kolej ve devlet okulu açılırken, binlerce köy okulsuz bırakılıyor. Adaletsizlik, daha beşikteyken başİiyor. Birçok köyde okullar köylülere yaptırılıyor. Okulun yakacağı ve öğretim araçları dahi köylüler tarafından sağ­ lanıyor. Tek dershanede, beş sınıf birden okuyor. Öğret­ men ve ders araçları yetersiz olduğu için de, köylü çocuk­ larının eğitimi en ilkel seviyeden ileri gidemiyor. Anadolu’da orta öğretim de imkansızlıklar içindedir. Birçok yerde öğretmen yokluğu çekilmektedir. Yurtsever öğretmenler sürülüyor, işten çıkarılıyor, hapishanelere atılı­ yor. Öte yandan Anadolu okullarında birçok ders boş geçi­ yor. Oysa özel kolejlerde paralı olarak okuyan çocuklar, her türlü imkana sahiptir. Yabancı dil öğrenmekte, özel dershanelerde ayrıca ek ders alabilmektedirler. Çalışan halkm çocukları, üniversitelerde de aynı güç­ lüklerle karşılaşırlar. İlk ve orta öğretimdeki büyük eşitsiz­ lik, üniversite giriş sınavı sorularının büyük şehirlerde sa­ tışa çıkarılmasıyla birleşince, on binlerce halk çocuğu üni­ versite kapılarından geri dönmek zorunda kalır. Üniversi­ teye girebilenler de, taşradaki ilk ve orta öğretimin yeter­ sizliğinden gelen güçlükler içinde okumaya çalışırlar. Üniversite ve yüksek okullarda eğitim paralı hale ge­ tirilmiştir. Kitap ve malzeme temini gene para gerektirir. Ders notlarının yüksek fiyatlarla satılması, kalacak yer, ge­ çim temini meseleleri halk çocuklarının önüne büyük güç­ lükler çıkarır. Özel yüksek okullar, öğrencileri ve çalışarak okuma­ ya mecbur olanları sömürmektedirler. Yabancı şirketlerin,

493 bankaların, Koç Vakfı gibi kurumların bursları, üniversite talebelerinin yoksulluğundan yararlanarak büyük burjuva­ ziye hizmet edecek ve halkı ezecek memurlar yaratmak amacını gütmektedir. Bütün okullarda ve üniversitelerde verilen eğitim, pra­ tikten tamemen kopuk ve kitabidir. Bu eğitim, solucanının sindirim sistemini ve divan edebiyatı kalıplarmı ezberleyen fakat tornavida dahi kullanamayan, çivi çakmasmı, toprağın neden nadasa bırakıldığını, ağaçların nasıl budandığmı bile bilmeyeşn nesiller yaratıyor. Emperyalist tekellerin ülkemiz ekonomisi üzerindeki baskısının yanısıra, bu yararsız ve ki­ tabi eğitim, vasıflı işgücü ve teknisyen sıkıntısı çekilirken, üretici bir yanı olmayan bürokratik işlerde çalışanların ve işsizlerin sayısını arttırmaktadır.

«Münevver ve İnkılapçı Gençlerimiz Eli Nasırlı Mazlum Halkımızın Arasına GIrn>elidirlerı» Bütün okullardaki ve üniversitelerdeki eğitim, hakim sınıfların gerici ideolojilerini aşılamaya ve onlarm çıkarla­ rını korumaya yöneliktir. Gericiler, halkımızın ve yurdumu­ zun meselelerinden kopuk bir gençlik yetiştirmek için her türlü araca başvuruyorlar. Gençliğin, bağımsızlık ve de^ mokrasi mücadelesinde halkla birleşmesini engellemek ga­ yesiyle bir yandan faşist baskılara girişirken, diğer yandan da kendi yoz kültürleriyle gençliği zehirlemeye çalışıyorlar. Daha ilkokuldan itibaren, bütün eğitim kurumlarmda öğren­ cilere içinden çıktıkları halkı hor görme ve onu ezme ruhu aşılanmak isteniyor. Kol emeği küçümseniyor, ezbercilik vs bilgiçlik teşvik ediliyor. Halkın devrimci geçmişi örtbas edi^ liyor. Hakim sınıfların eğitimi, tarihimizdeki her ilerici ola­ yı karalamayı, M illi Kurtuluş Savaşımız gibi şanfı mücade­ leleri hafızalardan silmeyi hedef alıyor, öğrencilere ırkçılık, diğer milletleri hor görme, şovenizm telkin ediliyor. Am e­ rikan enıoeryalizminin ve N A T O saldırganlarının Türkiye’­ nin sözümona «dostu» olduğu masalı, ilkokul sıralarında süt tozu artıklarının dağıtılmasıyla birlikte başlıyor. Bütün bu şartlara rağmen, gençlik burjuvazinin gös­ terdiği yozlaşma ve bireycilik yolunu reddettiği, devrimci

494 mücadeleye katıldığı için, bugün hakim sınıflar tarafından baskı altına ahnmaktadır. Mustafa Suphi’nin şu sözleri bugün de bütün Türkiye gençliğine ışık tutuyor:

«Münevver ve İnkılapçı grençlerimlz, beyaz yakalı frenk götoleklerini ve parlak kılınçlarmı omuzlarmdan atarak eli nasırlı mazlum halkımızın arasına girerler ve Ko> münist Fırkası saflarmda bütün hayat ve mevcudiyet, terini biçare, bahtsız işçi ve çiftçilerimizin açhk, karan­ lık ve kulluktan kurtulmaları yolunda feda ederlerse, halirımıg hajdkl ve sosyal devrime doğru yükselecek, memleket yağmacıların elinden tamamen kurtulmak ik­ tidarım gösterecek ve böylece Komünistler, Doğu’da bü. yük bir Amele Fırkası’nm temsilcileri sıfatıyla entemas* yonal devrimciler arasmda hürmetli bir yer tutmaya hak kazanacaklardır.»

Hakim Smıffarın Sanatı Bir Avuç Zenginin Zevkine Hitap Ediyor İşbirlikçi parababaları ve zalim toprak ağaları, emper­ yalizmin ve gericiliğin yoz kültürünün yayılması için, birçok sanat kurumunu da teşkilatlamış sanat ve kültür faaliyet­ lerini denetimleri altına almışlardır. Devlet Tiyatrosu, Devlet Opera ve Balesi, Devlet Re­ sim ve Heykel Müzeleri, orkestralar, radyo ve televizyonun sanat yayınları sadece bir avuç zenginin zevkine hitap edi­ yor, onların ideolojisini ve menfaatlerini savunuyor, bütün sanat dallarında halkın yüzyıllardır verdiği mücadelenin ürünü olan halk sanatını ve halkın değerlerini boğmayı ve yoketmeyi amaçlıyor. Hakim smıflar, halkımızın alınterinden topladıkları ver­ gilerle milyonlarca liralık «kültür sarayları» inşa ediyorlar. Bu saraylarda bir avuç büyük burjuva için 300 bin liraya malolan gerici opera eserleri sahneleniyor. Osmanlı sul­ tanlarının «Lale Devri»ni andıran festivallere, milyonlarca lira harcanıyor. Buna karşı koyan devrimci ve ilerici sanata ve sanat­ çılara en ağır baskılar yapılıyor. Devrimci romanlar, hika­ yeler, tiyatro eserleri, türküler, şiirler, resim ve karika­

49S türler yasaklanıyor. Gerici sansür heyeti, emperyalist ve gerici ideolojiyi yayan filmleri onaylarken, ilerici ve em­ peryalizm aleyhtarı filmleri oynatmıyor. Mahkemeler, yazdıkları romanlardan, çevirdikleri kitaplardan dolayı birçok yazar ve çevirmeni, halkın bağımsızlık ve kurtuluş özlemini dile getiren aşıkları ve daha birçok sanatçıyı yıl­ larca hapse mahkûm ediyorlar. Hakim sınıflar, devrimci sanata İktisadî baskılar da uyguluyorlar. Devrime ve Üretimin Gelişmesine Hizmet Eden Bir Eğitim! TİİKP Programı, Demokratik Halk Devrimi yoluyla, emperyalizmin, işbirlikçi burjuvazinin ve toprak ağalarının halkımız üzerindeki ideolojik tahakkümüne son vermeyi amaçlamaktadır. Demokratik Halk İktidarı, halkın düşünce, vicdan ve ibadet özgürlüğüne saygı gösterecektir. Herkes inançların­ da serbest olacaktır. Hangi dinden ve mezhepten olursa olsun, yurttaşlar arasında düşmanlık değil, eşitlik ve dev­ rimci birlik hakim olacaktır. Sömürücü sınıfların tasfiyesi ve sınıf farklarının ortadan kaldırılması, geleceğin toplumunda bütün düşünce ve inanç farklarının ortadan kaldı­ rılmasının temelini yaratacaktır.

«Demokratik Halk Hükümeti, halkımızın kültür Te sa> natı üzerindeki her türlü emperyalist ve gerici haskıyı kaldıracaktır. Devrimci Halk Hükümeti, bütün kültür, eğitim, yaym, sanat kurum ve işletmelerini halk yığın, larınm devrimci eğitimiyle halkm kültür ve sanatmm ilerlemesinin hizmetine koyacaktır.» «Halk devleti, her kademede parasız eğitim ve öğre. timi gerçekleşlirecektir.» (TİİKP Programı, Madde 53) Eğitim, büyük burjuvazinin kazanç kaynağı ve gerici ideolojisini yayma vasıtası olmaktan çıkarılacak, halkın hizmetine verilecektir. Halk iktidarının yönetiminde tek bir devrimci eğitim sistemi uygulanacaktır. öğrencilerin ders kitabı, defter, ders araç ve gereçle­ ri ihtiyacı bedava olarak karşılanacaktır. Bütün halkın okuma-yazma öğrenmesi için eğitim seferberliği açılacaktır.

496 «Demokratik Halk Hükümeti, halka hizmet ruhuyla do. lu, devrimci ve sağlam bir gençlik yetiştirmek için bütün imkanları seferber eder.» (TllK P Progranu, Madde 55) Peyrimci eğitimin amacı, herkesin devrimci bilinç ve kültürle, halka hizmet ve enternasyonalizm ruhuyla do­ nanmış çalışan yurttaşlar haline gelmesini sağlamaktır. İşçilerin, köylülerin, askerlerin ve bütün emekçi halkın eğitim kurumlan üzerindeki dolaysız yönetim ve denetimi, emperyalist ve gerici etkilerin sızmasına karşı en güçlü teminat olacaktır. Okullarda, sınıf mücadelesi bilgisini, üretim bilgisini ve bilimsel deneyi birleştiren bir eğitim uygulanacaktır. Esas olan sınıf mücadelesi bilgisidir. Emekçi halkm kurtuluş mücadelesini ne büyük fedakarlıklarla gerçekleş­ tirdiği ve eski toplumda çekilen acılar, yeni yetişen nesil­ lerin bilincinde daima taze tutulacak, halkımızın ve dünya halklarının devrimci mücadeleleri ve I^arksizm-Leninizm, canlı pratikle birleştirilerek öğretilecektir. Daha ilk öğre­ tim yıllarından itibaren okullarda üretici çalışma uygula­ nacaktır. Siyasî eğitimin yanısıra, m illî demokratik ekonominin ve sosyalizmin kuruluşunun ihtiyaçlarını karşılamak için, sanayi ve tarım dallarında teknik eğitime önem verilecek­ tir. Demokratik Halk İktidarı, yurdumuzun gerçekleriyle yoğrulmuş, bilgili ve hünerli kadrolar yetiştirerek, tekno­ lojik gelişmemizi bağımsız temellerine kavuşturacaktır. Bütün dallarda öğrenim süresi büyük ölçüde kısaltıla­ cak ve halkımızın ihtiyaçlarına göre tesbit edilecektir. Derslerde öğretim görevlileriyle öğrenciler arasında canlı bir işbirliği ve bilgi alışverişi sağlanacak, kollektif öğrenme ve çalışma ortamı yaratılacak, böylece öğrenci­ ler arasında bireyci rekabet yokedilecek ve ileri durum­ daki öğrencilerin geri durumdaki arkadaşlarını yetiştirme­ leri gerçekleşecektir. Ezbercilik, kitabilik ve bilgiçliğin kökü kazınacak, sınavlar, öğrencilerin emekçi yığınlara hizmet etmelerini sağlayacak bilgileri yeterince olgun bir şekilde kavrayıp kavramadıklarını denetlemek için kulla­ nılacaktır.

497 Orta öğretimi bitiren gençler, üniversiteye gitmeden önce birkaç yıl halk içinde çalışacak, üretime katılacak­ lardır. i-lalka hizmet ruhunu canlı bir şekilde yaşatacakları ve yüksek öğrenim yaluyla edinecekleri bilgileri emekçi yığınların mutluluğu için kullanacakları konusunda güven vermek, yüksek okula devam etmenin şartıdır. Halkm, yük­ sek öğrenim görmelerinin yararlı olduğuna kanaat getirdi­ ği gençler, İşçiler ve köylüler tarafından seçilerek yüksek öğrenim yapmaya gönderileceklerdir. Yüksek öğrenim, üretim faaliyetiyle içiçe yürütülecek­ tir. öğrenim lerini tamamlayan gençler derhal fabrikalara, köylere, üretim içindeki görevlere sevkedileceklerdir. Emperyalizmin tahakkümünün ve gerici eğitim sistemi­ nin illetleri olan diplomalı işsizlik, kadro yetersizliği gibi bozukluklar ortadan kaldırılacaktır. Kitabi bilgileri ağır ba­ san kadroların emekçi halk tarafmdan yeniden eğitilmesi sağlanacak, böylece gençlerin halktan koparak emekçileri hor gören bürokratlar haline gelmeleri önlenecektir. Her kademede Marksist-Leninist dünya görüşüne sa­ hip, öğrencileriyle birlikte üretime katılan, teorik bilgiyi pratikle birleştiren, halktan ve öğrencilerinden öğrenmeye önem veren öğretmenler yetiştirilecektir. Zengin pratik tecrübelere sahip devrimci işçi ve köylüler, eğitim kurumlarında görevlendirilecektir. Fabrikalarda, köylerde, koope­ ratiflerde işçiler ve köylüler için üniversiteler açılacaktır. Bütün bunlar, kafa emeğiyle kol emeği arasındaki farkın kaldırılması yolunu da açacaktır. Bütün eğitim kurumlarmda sıhhatli bir gençtik yetiş­ tirilmesi için bedeni ve askeri eğitime de büyük bir önem ve­ rilecektir. Spor, bütün üretim merkezlerinde ve eğitim kurumlarında halkın sağlığının gelişmesine hizmet edecek şekilde yaygınlaştırılacak ve kitlelere maledilecektir. Spor müsabakalarında rekabet ve bireycilikle mücadele edile­ cek, emekçi halkın ve gençliğin dayanışma ruhu güçlendi­ rilecektir. Üretici çalışma ve spor yoluyla bedeni dayanıklılığı arttırılan gençlik, eski hakim sınıfların gerici teşebbüsle­ rine ve emperyalist müdahalelere karşı halk iktidarının ve

498 anayurdun savunmasını güçlendirmek için her yıl belirli sürelerle askerî eğitime tabi tutulacaktır. İşçiler, köylüler, gençler, devrimci aydmlar, bütün emekçi halkımız, emperyalizme ve işbirlikçilerine karşı uzun ve çetin mücadeleler içinde hakim sınıf ideolojisinin yüzyıllardır onları bağlayan zincirlerini «kıracaklardır. Ba­ ğımsızlık ve demokrasi, sosyalizm ve sınıfsız toplum uğ­ runa mücadeleler, halkm menfaatlerini her şeyin üstünde tutan, proletaryanın dünya görüşü ve değerleriyle yoğrul­ muş, bütün ülkelerin İşçilerine ve dünya halklarına kar­ deşlik bağlarıyla bağlı yeni nesiller yaratacak ve çelikleştirecektir.

Bütün Sanat ve Kültür Kurumlan Halkın Yönetimine Geçecektir Demokratik l-1alk İktidarı, bugün hakim sınıfların elinde bulunan sanat ve kültür kurumlarına el koyacaktır. Bütün kültür ve folklor merkezleri, konservatuarlar, güzel sanat okulları, tiyatrolar, sinemalar, konser salonları, müzeler, sergiler, işçilerin, köylülerin ve bütün emekç! halkın yöne­ tim ve denetimine geçecektir, Böylece devrimci kültür ve sanatın gelişmesi için en elverişli şartlar yaratılacaktır. Emperyalizmin, işbirlikçi burjuvazinin ve toprak ağa­ larının gerici kültürüne karşı geniş halk yığınlarının yara­ tıcı gücü seferber edilecek, devrimci kültür ve sanat işçi­ lerin ve köylülerin eseri olacaktır. Halk kitleleri, devrimci sanat faaliyetini eleştirecek ve denetleyecektir. Devrim ­ ci sanat, sınıf mücadelesi ve üretim çalışması içinde emekçi kitlelerle aynı hayatı paylaşarak yaratılacaktır. Devrimci sanat, bireyin damgasını taşımayacak, kollektif çalışmanın ürünü olacaktır. Demokratik halk sanatının kahramanları, H ızır Paşa­ lar değil, Pir Sultanlardır. «Damdaki Kem ancı»lar değil, maden ocaklarında çalışan işçilerdir. Televizyon ekranla­ rında boy gösteren C IA ajanları değil, devrim kahramanla­ rıdır. Demokratik halk sanatı, bir avuç parababası ve top­ rak ağasının zevklerine hitap etnrtez. Tarihin itici gücü

499 olan işçilerin, köylülerin mücadelelerini ele alır, onların devrimci duygularını canlandırır. Demokratik halk sanatı, emperyalizme ve feodalizme karşı, bireyciliği körükleyen her türlü felsefi akımlara ve burjuva modalarına karşı bir mücadele çağrısıdır. Demokratik halk sanatı, dünya halklarının devrimci kültür ve sanatından yararlanarak zenglnleştirilecektir. Demokratik halk devrimi boyunca, proletarya, halkın de­ mokratik kültür ve sanatına kendi enternasyonal kültürüyle önderlik ederek sosyalist bir millî kültür inşa edecektir. Proleter sanat ve kültürünün bu enternasyonal muhtevası, millî karakter ve renkler korunarak yaratılacak ve gelişti­ rilecektir. Marksizm-Leninizm, halkımızın kültür ve sanat cephe­ sine daha şimdiden ışık tutuyor, işçi sınıfımız, kendi kül­ türünü sınıf mücadelesi içinde geliştiriyor ve demokratik halk kültürüne önderlik ediyor. Bundan üç yıl önce, İstanbul'daki Pertriks fabrikası­ nın grevci işçileri, sanatın mücadelede ne kadar güçlü bir silah olduğunu gösterdiler. Devrimci tiyatro bu şekilde grev meydanlarında doğuyor. Bugün köylerde, tarlalarda ihtilalci marşlar ve mücadele türküleri söyleniyor. Devrim­ ci şairler, hakim sınıflara «gözden, gezden, arpacıktan» selam söylüyorlar. Dünya halklarının kurtuluş mücadelele­ rine «yüce zaferler» diliyorlar. işçi sıjııfımız, Anadolu köylülerinin kahramanlık destanlarmın, türkülerinio, halk oyunlarının, bütün devrimci ve demokratik kültürünün mirasçısıdır. Proletarya, halk kültürünü Marksizm-Leninizm ışığında eleştiriyor ve onu devrim mücadelesinde güçlü bir silah haline getiriyor. Halkımız, ilerici sanatçılardan birer devrim savaşçısı olmalarını bekliyor ve istiyor. Sanatçılar, burjuvazi içinde kazanılan kof bir şöhret peşinde koşmamalı, devrimci mü­ cadelenin «meçhul askerleri* olmalıdırlar. O zaman, sanat­ larını, kitlelere devrim yolunu gösteren, onlara bu yolda şevk ve heyecan veren, halkm azmini ve fedakarlık duy­ gusunu güçlendiren bir silah haline getireceklerdir.

Z üIM E KARŞI ÎSYAN HALKIN EN TABU HAKKIDIB Halkımız, TİİKP Programmın ortaya koyduğu, emekçile­ rin aydınlık Türkiye’sine nasıl kavuşacak? Ordusu, polisi, hapishaneleri ve bürokrasisiyle halkımız üzerinde ağır bir yük olan hakim sınıfların devleti nasıl yıkılacak? Halka acı veren bu zulüm mekanizması, toplumsal ge­ lişmenin önünde bir engel olarak duruyor. Bu devleti dev­ rimle yıkmaktan başka kurtuluş yolu yoktur. Halkımız, yüz­ yıllardan beri özlemini çektiği hürriyete, barışa ve refaha devrimle kavuşacaktır.

Baskı ve Şiddete tik Başvuran Daima Hakim Sınıflar Olmuştur Devrim ler, insanlık tarihinin itici gücüdür. şiddet, IVIarks’m dediği gibi,

İhtilalci

«Bir yenisine gebe olan esfcİ toplnmnn taşlaşmış, ömrü­ nü yitirmiş siyasî kurumlarmı parçalayan bir hareket­ tir.» Yeni bir toplumun doğmasını sağlayacak ebe, halk yı­ ğınlarının silahlı mücadelesidir. Devrim ci şiddet olmadan burjuva devlet cihazı parçalanamaz ve halk iktidarı kuru­ lamaz. Bir avuç mülk sahibi sınıf, halk yığınları üzerindeki sömürü ve hakimiyetlerini baskı ve zora dayanarak sür­ dürmektedir. Dişlerinden tırnaklarına kadar silahlı ve teş­

501 kilatlı olan hakim smıflar, yüzyıllardan beri emekçi yığın­ ların alınterini sömürmektedir. Onlar, sömürdükleri halk kitlelerini daima silah zoruyla ezmiş, halkm sömürü ve zulme karşı mücadelesini kan ve ateşle boğmaya çalışmış­ lardır. Onlar, halkın mücadelesi karşısında iktidarlarının teh­ likeye düştüğünü gördükleri zaman, kendi koydukları ka­ nun ve kuralları daima hiçe saymışlardır. «Kanunlara uy­ ma zorunluluğu bizi öldürüyor» diye feryat eden 19. yüz­ yılın Fransız politikacılarından Odilon Baro (Odilon Barrot), bütün dünya gericilerine kanun sınırları içinde kalmanın na­ sıl öldürücü geldiğini çok açık ifade ediyordu. Gericiler, hal­ kın mücadelesini bastırmak için kanunları «lü ks» ilan et­ mekten ve kanlı diktatörlükler kurmaktan hiçbir zaman çe­ kinmemişlerdir. . Onlar, işlerine gelmediği zaman seçim sonuçlarını hükümsüz saymaktan, parlamentoyu feshetmekten bir an bile geri durmamışlardır. l-!alkın teşkilatlarını kanunsuz olarak kapatmışlar, emekçi yığınların kanları ve canları pahasına kazandığı demokratik hakları zorbalıkla ortadan kaldırmışlardır. Böylece halkın barışçı yollarla iktidara ge­ lip sömürü ve zulümden kurtulması yolunu, şiddete başvu­ rarak kapatmışlardır. Baskı ve şiddet ilk önce hakim sınıflardan gelmiştir. Onlar zaten silah zoruyla halkı ezmektedirler. Hakim sı­ nıfların saldırısına uğrayan halk, meşru müdafaa halinde­ dir. Mao Zedung Yoldaş şöyle diyor:

«Çan Kay.şek durmadan halkın gücünün her damlasını, halkm kazancınm her damlasmı söküp almaya çalışıyor. Ya biz? Bütün politikamız, Çan Kay-şekle dişe diş mü­ cadele etmek ve her karış toprak için savaşmaktır. Biz de Çan Kay.sek gibi hareket ediyoruz. O daima sağ elinde bir kılıç, sol elinde bir kılıç, halkı savaşa zorlamaya ngra. şıyor. Biz de onu örnek alıp kılıcımızı çekiyoruz. Çan Kay^ıek şimdi kılıcım bilediğine göre, biz de kılıcımızı bilemeliyiz.» Silaha sarılmak ve zulme karşı isyan etmek,

ezilen

502 halkın en tabii hakkıdır. Bu hakkı inkar etmek, halkı köle­ liğe mahkum etmekle birdir. [vütekim Fransız halkı, isyan hakkını 1793 Anayasasına şu şekilde geçirmişti:

«Hükümet halkm haklarmı çiğneyecek olursa, isyan e t ­ mek halkm en kutsal, en lüzumlu haklarmdan biri ha^ line gelir.» Zulme boyun eğmeyenlerin, ezilen sınıfların isyan hakkını savunan sesi, halkımızın tarihinde de hiçbir za man susturulamamıştır. 15. yüzyılda Şeyh Bedreddin, ezi­ len köylü kitlelerine şöyle sesleniyordu:

«Zulüm ve tegallüp mahsulü olan bir hükümetin teca. yüzlerini hoş görmek ve emirlerine itaat etmek katiyen caiz değildir.» Bütün Dünya Tarihi

Ezilen Sınıfların Haklı isyanlarıyla Doludur Bütün dünya tarihi, kölelerin köle sahiplerine, köylü­ lerin feodal toprak ağalarına, İşçi sınıfının burjuvaziye, sö mürülen milletlerin ve ezilen halkların emperyalizme kar­ şı bitmez tükenmez mücadeleleri tarihidir. İhtilal gerçeği, tek tek insanların istek ve iradeleri dı­ şında kendi kanunlarını yürütür. Hakim sınıflar, toplumun ilerlemesi için mutlaka ortadan kaldırılması gereken engel­ ler haline gelince, ezilen sınıfların silaha sarılmasıyla yı­ kılır ve tarih sahnesinden silinip giderler. Hiçbir halk, hürriyet ve bağımsızlığa kanını ve canını vermeden, çetin bir şekilde savaşmadan kavuşamaz. H iç­ bir ilerleme, ağrısız ve sancısız olamaz.

«Devrim, ziyafet vermeye, yazı yazmaya, resim yapma­ ya veya nakış işlemeye benzemez. Devrim, o kadar za. rif, o kadar rahat ve nazik, o kadar ılımlı, müşfik, kibar, ölçülü ve âlicenap olamaz. Devrim, bir ayaklanmadır, bir smıfm başka bir sınıfı devirdiği bir şiddet hareketi, dir.» (Mao Zedung) Hakimiyet verilm ez, alınır. Büyük davalar ancak ve ancak halk yığınlarının silahlı mücadeleleri yoluyla kaza­ nılır. Tarihin şu veya bu döneminde millî kurtuluş ve dev­

503 rim için mücadele edenler, daima bu gerçekle mışlardır.

karşılaş­

Hakim sınıfların, iktidarı gönüllü olarak halka devret­ tikleri, üretim araçları üzerindeki mülkiyetlerinden kendi­ liklerinden vazgeçtikleri ve tarih sahnesinden kendi rıza­ larıyla çekildikleri görülmemiştir. Hakim sınıflar, bütün insanlık tarihi boyunca ezilen sınıflara zulüm ve sömürüden kurtulmak için tek yol bırak­ mışlardır; Zulme karşı isyan etmek! Roma'ya başkaldıran Spartaküs, Suriye’de, Makedon­ ya’da, Filistin’de ve bütün Akdeniz dünyasındaki köle is­ yanları, Bergama’da ayaklanarak «Güneş Devleti» kuran köleler, İran’da Mazdak hareketi, Bizans’ta kölelerin, köy­ lülerin ve şehir yoksullarının sayısız ayaklanmaları, İs­ lam dünyasında Babek, Karmatî ve Zenci köle isyanları, Anadolu'da Baba İshak, Börklüce Mustafa ve Şeyh Bedreddin önderliğindeki köylü isyanları, Ç in ’de Li Zu-cen’in köylü isyanı, Alm anya’da Tomaz Münster'in (Thomas Mün­ zer), Bohenma’da Jan H üs’ün (Jan Huss), İngiltere’de Vat Taylır’ın (W at Tyler), Fransa’da Jakeri (Jacquerie) taraftar­ larının, Rusya’da Stenka Razin ve Pugaçev’in ve bütün A vrupa’da ezilen serflerin, ortaçağın köhne feodal dünya­ sını yüzyıllar boyu altüst eden isyanları, insanlık tarihi­ nin karanlık yüzyılları boyunca milyonlarca emekçinin kur­ tuluş umudu oldular. Bütün bu isyanlar, her türlü sömürü ve zulmün ortadan kalktığı bir geleceğin habercisi oldular. İnsanlığın hafızasına, zulme karşı isyan geleneğini yerleş­ tirdiler ve silinmez izler bıraktılar.

ihtilalci Şiddbt

Yeni Toplumun Ebesidir 1789’da başlayan Büyük Fransız ihtilalinde halk, «hür­ riyet, eşitlik, kardeşlik» şiarıyla ayaklandı ve aristokrasi­ nin İstibdadım yıktı. Robespiyer, (Robespierre), 1793 yılında, ihtilali devam ettirmek amacıyla, halkı şu sözlerle isyana çağırdı:

«Halka zulmedilince, halkın kendinden başka güvenece­ ği kimse kalmaymca, halka ayaklanmasuı söylemeyen

504 insan, alçağ:m biridir. Bütün kananlar çiğnenince, istib. dat artık herkesin sabrını taşınnca, iyi niyet ve haya ayaklar altına alınınca, halk isyan etmek zorundadır. İşte o saat gelip çatmıştır.» 1871'de ayaklanan Paris'in şanlı proletaryası, Paris Komününü kurdu. Bu ilk proletarya iktidarının organı olan M illî Selamet Komitesi, 22 Mayıs 1871'de şu beyannameyi yşyınladı;

«Bütün iyi yurttaşlar ayağa! «Barikatlara koşun! Düşman şehrin duvarlanndadır. Cumhuriyet için, Komün için, hürriyet için ileri! Silah başına!» 1917 yılında Rusya proletaryası, büyük Lenin'in ön­ derliğinde, Çarlığı ve burjuvaziyi devirdi. Sovyetler iktida­ rı, sıradan işçilerin, köylülerin ve askerlerin süngüleriyle kuruldu. Şanlı Bolşevik Partisi, ayaklanma kararını halka şöyle ilan etti:

«Artık yeni savaşlara hazırlanm, silah arkadaşları! Azimle, cesaretle ve sükunetle, provokasyona kapılmaksızın güçlerinizi toplaym ve savaş düzenine girin! Pro­ leterler ve askerler, Partinin bayrağı altmda toplanm! Ezilen köylüler, bayrağımız altında topla.nm! (Bolşevik Partisi Altıncı Kongre Manifestosu) Yirm inci yüzyılın başından beri uzun yıllar sebatla sa­ vaşan Çin halkı, şanlı Çin Komünist Partisi önderliğinde, emperyalistleri, kompradorları ve feodalleri yenerek 1949 yılında devrimi kesin zafere ulaştırdı. Mao Zedung Yoldaş, 21 Nisan 1949’da Halk Kurtuluş Ordusuna, «ülke boyunca ilerlemesi için» şu emri veriyor­ du:

«Bütün ordularm komutan ve savaşçısı yoldaşlar! «Güney gerilla bölgelerinde savaşan Halk Kurtuluş Ordusu’ndaki yoldaşlar!... «Cesaretle ilerleyerek, Çin sınırları içerisinde direnmeye kalkışacak bütün Guomintang gericilerini mutlaka ve ta­ mamen yok edin, bütün ülke halkmı kurtarm!» Başında Stalin Yoldaşın bulunduğu Sovyet halkı ve Avrupa halkları İkinci Dünya Savaşında milyonlarca yiğit

505 evlatlarının kanı pahasına Hîtler ve Mussolini faşistlerini mezarlarına gömdüler. Faşizme karşı savaştan sonra, bir­ çok Avrupa ülkesinde Halk Demokrasileri kuruldu. Kore, Vietnam, Küba ve Cezayir halkları, m illî bağım ' sızlıklannı silahlı mücadeleyle kazandılar. Çin halkı, 1966 yılında, bizzat Mao Zedung Yoldaşın önderliğinde yaptığı Büyük Proleter Kültür Devrim iyle, ik­ tidarı ele geçirmek isteyen kapitalizm yolcusu gericileri yıktı. Bugün de dünyanın her yerinde, ezilen halklar ve mil­ letler, emperyalist saldırganlara ve uşaklarına karşı elde silah yjğitçe savaşıyorlar.

«Emperyalizm çağmda suuf mücadeleleriıüıı tecrübeleri, bize, işçi smıfmm ve emekçi kitlelerin, silahlı burjuva, ziyi ve silahlı toprak ağalarmı ancak silah gücüyle al. tedebileceğini gösteriyor. Bu anlamda, dünyanm ancak sUahla değiştirflebUeceğini söyleyebiliriz.» (Mao Zedung)

Dünya Halklarının Tecrübesi Kurtuluş Yolunu Gösteriyor Bugün bütün dünya, sömürgeciliğe, ırkçılığa, emper­ yalizme, faşizme ve gericiliğe karşı, halkların silaha sarıl­ makta ne kadar haklı olduklarını kabul ediyor. Birleşmiş M illetler Sömürgeciliği Tasfiye Özel Komisyonu, aldığı ka­ rarla, sömürgeciliğe karşı silahlı kurtuluş mücadelelerinin meşruluğunu bütün dünyaya ilan ediyor. Afrika Birliği Teş­ kilatı, Afrika halkının kendi meselelerini çözebilmesi için tek yolun silahlı mücadeleyi yoğunlaştırmak olduğu kara­ rına varıyor. Sömürülen milletler ve ezilen halklar, silahlı mücade­ le yoluyla kurtuluş özlemlerini şöyle dile getiriyorlar; Güney Vietnam M illî Kurtuluş Cephesi Merkez Komi­ tesi ve Güney Vietnam Cum huriyeti Geçici Devrim Hükü­ meti:

«Amerikan emperyalizmi... saldırılarını sürdürüyor ve nlkenin güneyindeki vatandaşlarımıza karşı sayısız suç. 1ar işliyor... Bu durumda, yaşamak için, karşı.devrimci şiddete devrimci şiddetle karşı koymaktan başka çare yoktur.»

506 Gine-Blssau M illî Kurtuluş Silahlı Kuvvetleri önderleri:

«tlk başlarda bansçı mücadele yolları hallamyordob. Ama Portekiz sttmürgecileri bütün bunlara silahla, bas­ kıyla, katliamla cevap verdi. Böyle olunca, Gine-Bissav h a lk ın ın kan dökmekten başka çaresi kalmadı. Eski dü. zenin yıkılması, ancak silaha sarılmakla mümkündür. Ancak karşudevrimci silahlı kuvvetlere, devrimci silahlı kuvvetleri seferber etmek ve mücadelede sebat etmekle mümkündür. Sömürgeci boyunduruğa karşı milli kurtu­ luşu elde etmenin tek yolu, silahlı mücadeledir.» Zimbabve Askerî Komutanlığı Başkanı Citlator:

«Bağımsızlık İçin tek yol silahlı mücadeledir.» Kamboçya M illî Birleşik Cephesi Başkanı Norodom Sihanuk:

«En sonunda şu acı derd gene Amerikalılann kendileri verdiler; Emperyalistler bir ülkeyi ellerine geçirmeyi akıllarına koydular mı, özgürlüğe kavuşmak için o ülke­ nin b »Ikına tek bir yol bırakıyorlar. Bu da silahlı müca. dele yoludur.» Yunan demokratı Andreas Papandreu:

«Prens Sihanuk ve Kamboçya halkı gibi, biz de Yunanis. tan’da aym sonoea vardık... Bağımsızlık ve kendi kade. rine sahip çıkma meselesinde Hindiçini halkları izlen, mest gereken yolu göstermişlerdir. Biz de aynı yolu izle­ yeceğiz.» Namibya Halk Kurtuluş Cephesi Genel Sekreteri Pe­ tar Moraşilan:

«Biz sadece silahlı mücadele yoluna güveniyoruz. Halkın savaşma azminden daha sağlam bir kuvvet kaynağı yoktur.» Brezilya’da Araguaya bölgesinde çarpışan paüizanlar:

Komünist

«Bugün artık silahları ele alıp faşist askeri diktatörlüğe karşı savaşma zamanıdır. Düşmandan korkmuyoruz. Onun her türlü askeri zulmüne karşı savaşmak için or. mana girdik.» 8 Ekim 1973 günü Filistin’in kurtuluşu uğruna şehit dü­

507 şen Ebu Hasan'ın üzerinde bulunan Filistin bayrağına su sözler kanla yazılmıştı:

«Filistin topraklarının tamamı kurtarılmadan ve Filistin bayrağı Filistin tepelerine dikilmeden, silahlarmmîi bı­ rakmayacağız.»

«Hakimiyet

Kuvvetle, Kadr İle ve Zorla Alinır> İHalkımızm tarihi de, gerici iktidarların ancak şiddetle devrilebileceğini gösteren örneklerle doludur. Jön Türkler 1908’de Abdülhamit istibdadını ihtilal yoluyla devirdiler. Halkımız, millî kurtuluş zaferini silahlı mücadeleyle kazan­ dı. Mustafa Kemal şöyle diyordu:

«Hakimiyet ve saltanat, hiç kimse tarafından hiç kimseye ilim icabıdır diye, müzakere İle, münakaşa ile verilmez. Hakimiyet, saltanat kuvvetle, kadr ile ve zorla alınır.» (31 Ekim 1922). Mahmut, Esat Bozkurt ise, 1923’teki İzmir İktisat Kong­ resini açış konuşmasında:

«Milletler, âli menfaatlerini ihmal eden idareleri nonnn. da silahla devirirler. Bundan üç yıl evvel Türkiye’nin efendi halkı da böyle yaptı. Ve icap ederse herhangi bir kuvveti, her gün silalıla devirmeye kaadirdir.» diyordu. Bayar-Menderes diktatörlüğünün devrilmesinden son­ ra kabul edilen 27 Mayıs Anayasası, «Başlangıç» bölümün­ de. «m eşruluğunu kaybetmiş iktidarlara karşı milletin direnme hakkmı açıkça ilan etmektedir. Hakim sınıflar, bütün tarihimiz boyunca halkımıza şid­ det uygulayarak kendi yıkılış yollarını da göstermiş oldu­ lar. İşbirlikçi burjuvazi ve toprak ağalarının diktatörlüğü, ancak teşkilatlı ve silahlı halk yığınlarının mücadelesiyle yıkılabilir. Zulüm ve sömürüye karşı isyan etmek, bütün dünya halklarının olduğu gibi, halkımızın da hakkıdır. Halklar, savaşa yer olmayan devrimci dünyalarını, em­ peryalizmi ve gericiliği yeryüzünden silerek yaratacaklar­ dır.

«Savaş, insanları birbirine

kırdıran bn canavar, insaa

508 toplumunnn gelişmesiyle eninde sonunda yoİKedilecektir, lıem de çok uzak olmayan bir gelecekte. Ama onu yolu etmenin bir tek yolu vardır: Savaşa savaşla, karşı-dev. rimci savaşa devrimci savaşla, mülî karşudevrimci sa. vaşa mtüî devrimci savaşla ve karşı-devrimci smıf sava, şına devrimci sınıf savaşıyla karşı koymak. ...İnsan ton­ lumu, sımflarm ve devletin ortadan kalktığı noktaya ulaştığı zaman, karşı-devrimci ya da devrimci, haksız ya da haklı hiçbir savaş kalmayacaktır. Bu, insanlık için sonsuz barış çağı olacaktır. Biz, devrimci savaşın kanunlarmı incelerken, bütün savaşları ortadan kaldırma iste, ğinden hareket ediyoruz. Biz Komünistlerle bütün Sö. mürücü sınıflar arasmdaki fdrk işte burada yatar.» (Mao Zedımg, Çin’de Devrimci Savaşın Strateji Meselele­ ri, 1936)

MABKStZM - LENİNİZMMAO ZEDUNG DÜŞÜNCESİ, LEN DÜNYANIN KURTULUŞUNA REHBERLİK EDİYOR Ezilen sınıflar, tarih boyunca ezenlere karşı sayısız defa ayaklandılar. Emekçi sınıfların bu mücadele ve isyan­ ları, toplumlarm devrim lerle gelişmesine yol açarak tari­ hin itici gücü oldu. Fakat bu İsyanlar,, ezilen sınıfları hür­ riyet ve kurtuluşa ulaştıramadı. Ancak proletaryanın tarih sahnesine çıkışı ve bu sınıfın devrimci mücadelede bilim­ sel bir kılavuza, yani Marksizme kavuşmasıyladır ki, bütün ezilen sınıfların önünde, her türlü zulüm ve sömürüden kurtuluş ufku açıldı.

Markslzmin özü Proletarya İhtilali ve Proletarya Diktatörlüğüdür Marksizm, modern kapitalizm çağında, proletaryanın burjuvaziye karşı yürüttüğü sınıf mücadelesi içinde doğ­ du ve gelişti. Tarih boyunca sınıf ve üretim mücadeleleri içinde ge­ lişen insan düşüncesini, o gün ulaştığı düzeyde özümleyen ve eleştirĞn Marks ve Engels, bilimde büyük bir ihtilal yaptılar ve proletarya İdeolojisinin esaslarını koydular.

IMarksizmin özü proletarya bunu şu sözlerle ifade ediyordu:

diktatörlüğüdür.

Marks,

510 «Kendim için şanıı söyleyebilirim ki, toplamdaU sıaıf. lann varlığını olsun, aralarındaki mücadeleyi olsan, keşfetmiş olmak şerefi bana ait değildir. Benden çok ön. ce bazı burjava tarihçileri, sınıf mücadelesinin ana ge. lişimini anlatmışlar, bazı burjuva iktisatçıları da banan ekonomik yapısmı ifade etmi^erdi. Yeni olarak yaptı, ğım şundan ibarettir: «1. Sınıflann varlığuun, sadece üretimin belirli tarihi dönemlerine bağlı olduğunu, «2. Smıf mücadelesinin zorunlu olarak proletarya dikta, törlüğüne götüreceğini, «3. Bizzat bu diktatörlüğün bütün sınıfların ortadan kalk, masına ve smıfsız bir toplum kumlmasuıa geçişten iba. ret olduğunu göstermek.» Proletaryanın büyük ustaları Marks ve Engels'in pro­ letarya diktatörlüğü teorisi, bilimsel sosyalizm ile hayalci sosyalizm ve her çeşit oportünizm arasına kesin bir çizgi çekti. Marks ve Engels, kapitalizmin gelişme kanunlarını tah­ lil ederek, burjuvazinin «kendi mezar kazıcılarını*, yani iş­ çi sınıfını yarattığını gösterdiler İnsanlığı kapitalizmden ve her türlü sömürüden kurtaracak sınıfın proletarya ol­ duğunu ortaya koydular. Çünkü,

«Proleterlerin zincirlerinden başka kaybedecekleri bir şey yoktur. Fakat kazanac^lan koskoca bir dünya var!» (Komünist Manifestosu) Marks ve Engels, sermayenin egemenliğinden kurtu­ luşun tek yolunun, proletarya ihtilali olduğunu öğrettiler. Bunun için proletarya, şiddet yoluyla burjuva devlet ciha­ zını parçalamalı, proletarya diktatörlüğü altında burjuvazi­ yi silahsızlandırmalı, mülksüzleştirmeli ve onun bütün si­ yasî haklarını elinden almalıdır. Tarihin en devrimci sınıfı olan proletarya, bütün bun­ ları gerçekleştirmek için ihtilalci bir partiye sahip olmalı v e tüm ezilen sınıfları kendi etrafında toplayarak devrim yolunda seferber etmelidir. İşte Marks ve Engels 1848 devrimler! arifesinde ya­ yınladıkları Komünist Manifestosu ve daha sonraki müca­

511 deleleriyle, işçi sınıfına bunları öğrettiler ve gelecek yüz­ yıllara ışık tuttular. A vrupa’da patlak veren 1848 devrimlerinde, proletar­ ya, geniş halk kitlelerinin en ön safında mücadele etti. Kitlelerin mücadelesinden korkan burjuvazi, krallık ve feodaliteyle uzlaşarak iktidarı emekçi Jıalkla paylaşmaya­ cağını gösterdi. 1848 devrimleri, hayalci sosyalist akımla­ ra öldürücü bir darbe indirdi, Marksizmi güçlendirdi. Kapitalist ülkelerdeki işçi sınıfı mücadelesinin ürünü olarak, 28 Eylül 1864’de Marks ve Engels’in önderliğinde Birinci Enternasyonal kuruldu. Birinci Erternasyonal’in ku­ ruluşu, uluslararası proletaryanın Marksizm temelinde mücadele birliğini sağlamak ve Marksizmi işçi sınıfına malederek maddi bir güç haline getirmek amacını taşı­ yordu. Birinci Enternasyonal’in kurulduğu dönemde, küçük burjuva reformcu ve anarşist akımlar yaygmlandı. Marks ve Engels, burjuva devleti çerçevesinde yapılacak reform­ larla küçük üretimi devam ettirmek isteyen Prudonculara, proletaryanın mücadelesini burjuva kanunları ve parlamen­ to sınırları içine hapsetmek isteyen Lasalcilere ve sınıf karakterine bakmaksızın devleti tamamen reddeden Bakunincilere karşı proletarya ihtilalini, proletarya diktatörlüğü­ nü ve proletarya partisinin zorunluluğunu savundular. Bu mücadele sonunda Marksizmin oportünizme karşı kazandığı zaferi Engels şöyle anlatıyordu;

«Enternasyonal kapatıldığı zaman, işçi sınıfı, hiç de 1864 de Enternasyonal kurulduğa zamanki gibi değildi. Latin ülkelerinde Prudonculuk ve Almanya’da Lasalcilik ye­ nilgiye uğratılmıştı. Sendikalizm ve Bakunincilik ise ağır darbeler yemişti, etkisi ve otoritesi büyük ölçüde azalmıştı.»

Paris Komününün İhtilalci Ruhu Bütün Dünyayı Dolaşıyor 18 Mart 1871'de Paris proletaryası ayaklandı ve iktida­ rı ele geçirdi. Paris Komünü, burjuvazinin askerî ve bü­ rokratik mekanizmasının şiddet yoluyla kırıldığı, tarihin ilk proletarya ihtilaliydi. Paris Komününün ilk kararname­

512 si, burjuvazinin ordusunu kaldırıyordu. Onun yerini emek­ çi halkın silahlı gücü aldı. Paris proletaryası, kamu hiz­ metlerinin ve üretimin denetimini de ele geçirdi. Paris Komünü 72 gün yaşadı. Fransız burjuvazisi, Prus­ ya ordularının himayesinde Versay’da yeni bir hükümet kurduktan sonra, proleterlerin Paris’ine vahşice saldırdı. Paris proletaryası son barikata kâdar sekiz gün sekiz ge­ ce çarpışarak genç Cumhuriyeti kahramanca savundu. Pa­ ris halkının elli binden fazla evladı, «Yaşasm Kom ün!■ di­ ye haykırarak şehit oldu. Paris nün tarihî hakimiyet nin henüz

Komününün başarısızlığının flsas sebebi, o gü­ şartları sonucu, Marksizmin işçi hareketi İçinde kazanmamış ve proletaryanın Marksist partisi­ vücut bulmamış olmasıydı.

Marks, Paris Komününden şu dersi çıkarıyordu:

«Paris Komünü, özellikle bir şeyi, işçi sınıfmuı hazır bir devlet mekanizmasını ele geçirip ona kendi amaçları için kııllanamayacığım ispat etmiştir.» Lenin ise. devrimci şiddeti sonuna kadar uygulamayan Komünü şöyle eleştirecektir:

süzleştirilmesine’ girişeceği yerde, kendini, ortak bir uln. sal görevin birleştirdiği ülkede, daha yüce bir adalet kurmak hayallerine kaptırdı. Örneğin, bankalar ve ben. zeri karnluşlara el konulmadı. ...Versay’a karşı Paris’, teki zaferini perçinleyecek kararh bir saldırıya geçeceği yerde, bocalayıp durdu. Versay hükümetine, kapkaran. İlk kuvvetlerini toplayacak, kanlı Mayıs haftasını ha. zırlayacak zamam verdi.» Paris proletaryası, Marksist bir partiye sahip olmadı­ ğı için, Fransa’nın diğer bölgelerindeki işçi sınıfıyla blrleşemedi. Geniş köylü kitlelerini teşkilatlayarak, onların demokratik mücadelesine önderlik edemedi. Yıllar sonra Lenin, o günün tarihî şartlarında «Kom ün« şiarının hatalı olduğunu, doğru şiarın «Demokratik Cum ­ huriyet» olması gerektiğini söyleyecekti. Marks, 1870 sonbaharında Fransız işçilerini ayaklan­ ma şartlarının uygun olmadığı yolunda uyarmıştı. Ama Pa­ ris proletaryası 1871 Martında isyan edince, Marks, kendi

deyimiyle «gökyüzüne saldırıya geçen» Komüncülerin kahramanlığını coşkıtnlukla karşıladı: N^arks, halk yığınla­ rının devrimci hareketine^, bu hareket hedefine utaşnmmış olsa dahi, yüzlerce programdan çok daha önemli, kap­ samı son derece geniş tarihî bir tecrübe -görüyordu. Marks,

«Paris’teki kaderi ne olarsa olsani, Komün bütün dfinya. yı dolaşacaktır.» diyordu. Paris Komünü, gerçekten d© «bütün dünyayı dolâştı», Lenin, 1908 yılında,

«Biz, Komünün omiÉclan üstünde yükseldik.» dodi. Ve Komün, bugün de bütün dünyayı dolaşmaktadır. Sözlerini Kpmün’üfi ölümsüz şairi Öien Potiyje’nin {Eugè­ ne Pottier) yazdığı «Enternasyonal M arşı» bugün bütün dünya işçilerinin yüreklerinden yükselmektedir:

Tıkalım ba köhne düzeni Biz başka âlem isteriz. Bizi hiçe sayanlai’ bilsin, Bundan sonra herşey biz^!

«Leninizm, Emperyalizm ve Proletarya Devrimi Çağunn Marksizmidlr.» Stalin Marks ve Engels He Lenin arasmda uzun b ir vardır.

dönem

«Bil dönem, kapitalimin nisbeteıi sakin bir gelişme iö s. terdiği, emperyalizmin felaket getiren çelişmelerinin be> nüz açıkça belirmeye vahit bulamadığı, işçilerin ve sen> dikalarm ekonomik grevlerinin ac çok ‘normal' bir ştm kilde geliştiği, seçim lUücaâ^^lerinin Te pariamento gruplarının 'baş döndürücü’ başarılar sağladığı, legal mücadele şerirlerinin övgülerle göklere yükseltildiği ve légalité yoluyla kapitaUzinin yenilebileceğine inanıldığı bir çeşit savas öncesi dön^Iydi. Kısacası bu dönem, İkinci Enternasyonal partilerinin kendilerini jbesiye çekip semirdikleri ve devrimi, kitlelerin devrimci eğitimini oi4di şekild« düşünmek istemedikleri bir dönemdi.» (Stalin, Leninizmin İlkeleri)

Aslında ikrnci Enternasyonal, 1889’da Engelslin ön­ derliğinde kurulmuş, uluslararasr İşçi sınıfı mücadelesini birleştirmiş ve yönetmişti. Fakat Engels'In ölümünden sonraki dönemde. İkinci Enternasyonal partilerine revizyonlzm hakim oldu. Bu partiler, Marksizmin ihtilalci özü­ nü, yani proletarya ihtilalini ve proletarya diktatörlüğünü reddettiler* Marksizmi, burjuvazi için zararsız bir hale ge­ tirmeye çalıştılar. Emperyalist sömürüden pay alan işçi aristokrasisi, reformcu sosyal-demokrat partilerin sosyal temelini meydanâ getiriyordu. İşte bu şartlarda Lenin, Marksizmin örtbas edilmek istenen ihtilalci ruhunu canlandırdı.

«Lıenlnizm, emperyalizm şartlan içinde kapitalizmin ^e. lişmelerinin en aşırı noktaya ulaştı|:ı, proletarya devritnifiin derhal halledilmesi gereken hir eylon meselesi ha. line geldiği, eski, işçi sınıfım devrime hazırlayış döne, minin yeni bir döneme, sermayeye karşı doğrudan doğrnya mücadele dönemine dönüştüğü bir zamanda gelişti ve şekillendi.» (S t a lin ) Lenin bütün h a ^ t ı boyunca Reşitli burjuva ve opor­ tünist akımlara karşı mücadele içinde. Maricsizmiır özü

olan proletarya ihtilalini ve proletarya diktatörlüğünü sa­ vundu. «Sadece smıf mücadelesini kabul eden kimse, henüz Marksist değildir. Sadece smıf mücadelesini değil, prole. tarya diktatörlüğünü kabul eden kimse Marfcsisttir.» diyen Lenin, oportünizme karşı nıücadelenin proletarya diktatörlüğü ve ihtilal noktasında düğümlendiğini ortaya koyuyordu. Lenin, devrimde işçi sınıfının rolünü reddeden Narodniklere karşı mücadele içinde, devrimde en kararlı sınıfın işçi sınıfı olduğunu gösterdi. Rusya’da kapitalizmin gelişnteslni inkar eden, köylülüğü tek devrim ci güç olarak gö­ ren Ve tarihi tek tek kahramanların yarattığını ileri süren Narodniklerin gerici teorilerliıi mahkum etti. Narodniklerin kitlelerden kopuk bireyci terör politikasının, emekçile­ ri’ iktidar mücâdelesinden uzaklaştırmaya hizmet ettiğini gösterdi. Lenin, tarihi, kahramanların değil, kitlelerin ya­ rattığına işaret ediyordu. Lenin’in dediği gibi.

515 «Bolşerioaı, daha 1903’de ortaya çıkar çıkmaz, yan^^narşist (ya da anarşizmle birleşmesi mümlcün) küçük bur. juva devrimciliğine icarşı amansız mücadele yürütme leneğini benimsemiştir.» (‘Sol’ Komünizm) Lenin^ işçi sınıfını burjuvaziye boyun eğdirme amaç­ larına l\/larksizmi alet eden legal me karşı mücadeleye sevk eder. Türkiye Komünist Partisi, onlar için hukukta tam bir eşitlik; dillerini kul­ lanmak, kendi kültürlerini yayma ve eğitim konuların­ da tam bir serbesti; köylülerin ve küçük aşiret fertle* rinin yan . derebeyi efendilerine ve reislerine esir ol­ maktan kıırtnimalarmı; bu bey ve ağalara ait arazinin, hayvanların, köylülere ve aşiret fertlerine parasız dağıtılmasmı talep eder.» (Madde 11) Türkiye Komünist Partisi, yüce bir enternasyonalist ruhla, Komintern'de bütün ülkelerin kardeş Komünist par­ tileriyle omuz omuza mücadele etti. Komintern’İn ihtilale! hattına bağlı kaldı. Türkiye Komünist Partisi, proleter eıv ternasyonalizmlni kararlılıkla savundu:

«Türkiye Komünist Partisi, emperyalist devletlere ya­ kınlaşmaya yönelen her türlü dış siyasete, amansız bir tarzda karşı koyar ve Sovyetler Birliği ile sıkı bir siya­ si ve İktisadi ittifak halinde mücadele eder. Çünkü, yal­ nız Sovyetler Birliği ile Türkiye işçileri arasında en sa­ mimi bir işbirliği, Türkiye’nin istiklalini ve iktisaden serbestçe gelişmesini sağlayabilir. Aynı zamanda, Komn. nist Partisi, sömürge ve yarı . sömürge ülkelerin enk peryalizme karşı milli kurtuluş hareketleriyle sıkı bir ittifak ve bu hareketlere fiili yardım lehinde çalışır^» (Madde 20) «Sovyetler Birliği’ni her an daha çok tehdit eden em­ peryalist harp tehlikesine karşı, Türkiye Komünist Par­ tisi, şiddetli propaganda yapar ve böyle bir harp vuku, unda, dünya proletaryasının kızıl ordularıyla omuz omu­ za dünya sermayedarlarının karşı . devrimci ordularına karşı dövüşmenin Türk milleti için vazgeçilmez bir zo^ runluluk olduğunu çok kararlı bir tahrikat ile halk kitle­ lerine ispat eder. Bn zorunluluğu inkâra ve aym m m » . da miUi istiklâle karşı ve şehir ve köylerin emekçi kitlelprinin en can alacak menfaatleri aleyhine caniyane bir hiyanet teşkil eden eğilimlere, Komünist Partisi bü­ tün kuvvetiyle karşı koyar.» (Madde 19)

578 Burjuvazinin ve revizyonistlerin elele vererek halkı­ mızdan gizlemeye ve halkın elinde bir silah olmasını en­ gellemeye çalıştıkları, Türkiye Komünist Partisinin ihtilal­ ci programının özü budur. Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisi, Türkiye Komünist Partisinin devamı olarak, onun ihtilalci fikirlerini ve mü­ cadelesini devralmıştır. Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisi, Türkiye Komünist Partisinin ihtilalci geçmişinin gerçek mirasçısıdır.

,

«Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisi, uluslararası prole. taryanın büyük önderleri Marks, Engels, Lenin ve Stalin’in ihtilalci yolunda mücadele vermiş olan Mustafa Suphi ve Şefik Hüsnülerden devraldığı kızıl sancağı Türkiye işçi ve köylülerinin elinde daha yükseklere kal­ dırmak azmini bütün halkımıza açıklar.» (TltKP Prog­ ramı. Madde 16)

TÜRKİYE DEVRtMtNÎN YOLU : HALK SAVAŞI «Yan . sömürge, yan . feodal toplumnmıızda başlıea çelişmeler şunlardır: «1. Emperyalizmle ülkemû arasmdaki çelişme, «2. Geniş halk yığınlanyla feodalizm arasmdaki çelişme, «3. Burjuvaziyle proletarya arasındaki çelişme, «4. Hakim smıflar içindeki çelişme.» (TtIKP Proramı, Madde 36) «Bütün bn çelişmelerin ortadan kalkması ve halkımncın sömürü ve zulümden kurtulması, sosyalizmle gerçekle, şecektir. «Sosyalizme giden yolda önümüzdeki esas görev, demok­ ratik halk devrimidir.» (TllKP Programı, Madde 37) Emperyalizmi, işbirliicçi kapitalizmi ve feodal kalmtı* lan demokratik halk devrimi tasfiye edecektir. Geniş halk kitlelerinin ihtiyacı budur. Tarihimizi ve toplumumuzun ya­ pısını inceleyen savunmamız, bu gerçeği göstermektedir. Lenin, geri ülkelerin ihtilalcilerine hitap ederek, görev­ lerini sövle bellrtlvor:

«Marlcsist teori Ue prati^, nüfusun çoğunluğunu kSyliL. lerin teşkil ettiği ve görevin, kapitalizme karşı değil, ortaçağ kahntılarına karsı mücadeleye girişmek olduğa şartlara uygulamayı başarmak zorundasınız.» (Doğu Halkları ve örgütlerinin İkinci Tüm Rusya Kongresine Konuşma, 22 Kasun 1919)

580 Halkımız Bağımsızlık ve Demokrasiye Ancak Proletarya Ûnderilğlntle Kavufablllr Çağımız, Büyük Ekim Devrim iyle açılan emperyalizm ve proleter devrimleri çağıdır. Burjuvazinin devrim ci ba­ rutunun tükendiği bu çağda, proletaryanın önder olmadığı millî kurtuluş ve devrim hareketleri kalıcı zaferler kazana­ maz. Halkımızın ve bütün dünya halklarının sayısız tecrü­ besi bunu gösteriyor. Halkımızın bağımsızlık ve demokrasi mücadelesinin yol açtığı Birinci Meşrutiyet, 1908 Jön Türk Devrim i, M illî Kurtuluş Savaşı ve 27 Mayış hareketi, proletarya önderli­ ğine sahip olmadıkları için, emperyalizmi ve yarı-feodal yapıyı tasfiye edemediler, burjuva demokratik devrimini «onuna kadar götüremediler. Tam tersine, bu hareketler giderek gericilikle uzlaştı ve emperyalizme teslim oldu. Burjuva demokratik hareketlerin cılız kalması, sonuç ola­ rak halkım ıı üzerinde tekrar gerici diktatörlüklerin kurul­ masına yol açtı. Enver Hoca Yoldaşın belirttiği gibi,

«Kapitalist sömürüye dayanan milli Irarjavasinin, dıg . (emperyalizm ve iç gericilerle nzl9 şma eğilimleri göster. . mevt T« y«]pai«ın((sı, onıw belirflm vasıflandır, Bn yüz. den milli burjuvazinin kurtuluş mûcadeleıdni ve de. mokratik devrimi sonunst kadar tutarlı olarajc sürdür­ mesine imkan yoktur.» (Arnavutluk Emek Partisi’nin Altıncı Kongresine Rapor) M illî demokratik devrlmimizin önderi, ancak proletarya olabilir. Proletarya, aımf olarak gitgide büyüyen, politik bakımdan gitgide gelişen, büyük çapta İşletmelerdeki çahfm a şartları gereği kolayca örgütlenebilen, en devrimci amtftır. Proletarya en uzak görüşlü, ve kendisiyle birlikte bütün halkı kurtaracak olan sınıftır. Onun, zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyi yoktur. Ve proletarya, dünyada J^lnlerce mücadelede sınanmış, geliştirilm iş, sağlam ve blttmsel bir ideolojiye, Marksİzm-Leninizme sahiptir. Lenin şöyfe diyor:

«Burjuvazi, köylüleri ve bütün küçük burjuva tabaka, lan parçalayıp dafıttığı halde, ıjroletaryayı bir araya

w getirir, birleştirir ye örgütler. Büyük üretimde oynadığı ekonomik rol nedeniyle, proletarya burjnvaziııiıı çoğun. İnkla dalıa çok sömürüp ezdij^ ve knrtnluşları için ba. ğımsız mücadele yeteneği olmayan bütün çalışan ve sö. mürülen yığmlarm yol göstericisi olmaya yetenekli tek sınıftır.» (Devlet ve İhtilal) Proletarya, ihtilalci partisi vasıtasıyla, bütün ülkede örgütlenmiş Ve birleşmiş olan hakim sınıflara karşı, halkın güçlerini ve mücadelesini ülke çapınde birleştirebilecek ve iktidar hedefine yöneltebilecek yegane sınıftır. Ülkemizde proletarya, gün geçtikçe gelişmektedir. Bü­ yük fabrikalarda çalışanların oram oldukça yüksektir ye daha da artmaktadır, işçi sınıfımızın yarışı, İstanbul ve İz­ m it’te toplanmıştır. Diğer yarısının önemli bir kısmı ise Zonguldak, İzmir. Çukurova, Bursa gib| nıerkezlerdedir, Bütün bunlar, işçi sınıfımızın devrimdeki rolünü arttırmak­ tadır. Ülkemizde millî demokratik devrimin Önderi ve en ka^ rarlı savaşçısı proletaryadır. Çünkü demokratik devrimde en büyük menfaati olan sınıf odur. Çünkü proletarya, sos­ yalizme geçebilmek için demokratik devrimi sonuna kadar ilerletmek zorundadır.

Hafk Cephesinin Temeli: İşçi-Köylü İttifakı Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisinin demokratik halk devriminde dayandığı temel güç, köylü kitleleridir. Proletarya, ülkemizde çoğunluğu meydana getiren ge­ niş köylü kitleleriyle sağlam bir şekilde birleşerek, feodal kalıntıların tasfiyesi mücadelesinde pnlara önderlik edecek­ tir. Türkiye ihtilalci İşçi Köylü Partisi, geniş köylü kitle­ lerinin özlemlerini dile getiren Toprak Devrimi Prograni’mı ortaya koymuştur. Ancak toprak devrimi mücadelesidir ki, geniş köylü kitlelerini toprak ağalığına, tefeciliğe ve her türlü feodal kalıntıya karşı toprak ve hürriyet için hareke­ te geçirebilir. Ancak demokratik devrimin özü olan toprak devrimi yolu, köylük bölgelerde gelişecek olan gerilla sa­ vaşını her yana yayabilir. Köylülerin toprak ve hürriyete

kavuşmaları, kendilerini kesin zafere İlerletecek, olan işçi sınıfı önderliğinde mücadeleye atılmalarrna bağlıdır. İşçi-köylü ittifakı, halk cephesinin temelidir. İşbirllkçj burjuvazinin ve toprak ağalarının faşist diktatörlüğünü yıkmak için, sömürü ve zulüm altındaki geniş halk kitlele­ rini birleştirmek ve seferber etmek zorunludur. Türkiye İhtilalci işçi Köylü Partisi, en geniş halk çoğunluğuyla bir­ leşecek ve İşçi-köylü ittifakı temelinde bütün halkın birle­ şik cephesini kuracaktır. Halk cephesi, bütün halkı birleş­ tirirken, bir avuç gerici ve zalimi azamî ölçüde tecrit ede­ cek ve iktidara doğru ilerleyecektir. Proletaryanın ihtilalci partisi, faşizme, emperyalizme ve gericiliğe karşı en ge­ niş halk kitlelerini, her yurtsever örgütü, her ilerici insanı halkın birleşik cephesinde toplanmaya çağırır ve bu poli­ tikasında sebat eder.

Devrimci Savaş Halk Yığmlannm Savaşıdır Demokratik devrim ancak silşhlı mücadele yoluyla zafere ulaşabilir. Demokratik devrimin başarılamadığı yur­ dumuzda, halkın mücadelesi, daha başından hakim sınıfla­ rın silahlı zorbalığıyla karşılaşmaktadır. Devrimci güçle­ rin toparlanması, birleştirilmesi ve İktidar hedefine yönel­ tilmesinin yolu, hakim sınıfların silahlı zorbalığına, silahlı mücadele ile karşı koymaktır. Türkiye İhtilalci işçi Köylü Partisi, geniş köylü yığın­ larına dayanan halk savaşını tek kurtuluş yolu olarak kabul ediyor. Bugün hakim sınıflar güçlü görünmektedir. Onlar İktidarı ellerinde tutuyorlar ve büyük bir merkezî orduları vardır. Ancak, nihaî olarak güçlü olan, halktır. Halkın za­ afları ve yenilgileri geçicidir. Hakim sınıfların zaafları ise sürekli ve kaçınılmazdır. "Halkın güçleri, uzun süreli bir gerilla savaşı yolunu izleyerek gelişebilir. Geniş köylü kitlelerine dayanan ve belli üsler edinen silahlı mücadele, uygun yer, zaman ve ş,ş^çl^da üstün bir gücü düşmanın zayıf olduğu noktalara yığarak, düşmanı teker teker yokedebilir. Devamlı bu tak­ tiği uygulayarak halkın güçlerini birleştirebilir ve düzenli

ordular kurabilir. Halk savaşı, halkm silahlı güçleri düşma­ nı yokedecek güce ulaşana ve ona nihaî darbeyi indirecek duruma gelene kadar uzayan bir savaştır. İhtilalci savaş halk yığınlarının savaşıdır. Ancak-yı-. ğmları seferber ederek ve ancak yığınlara güvenerek rütülür. Silahlı mücadelenin tek amacı, her seferinde daha geniş kitleleri silahlı mücadeleye seferber ederek iktidarı ele geçirmektir. Halk ordusu, böyle bir mücadele içinde İnşa edilebilir. «Halkın ordusu yoksa, hiçbir şeyi yok de­ mektir.»

«ülkemizde halk savaşı, esas olarak silahlı mficadele yOb layla iktidarın köylük alanlarda parça parça kavaaitaMk sı, devrimci üsler karnlması, şehirlerin köylük alanlar, dan koşatdıp gerici iktidarm ülke çapında yıkılması ve halkın devrimci iktidarmın karulmasıyla zafere ulaşır.» (TIIKP Programı, Madde 39) Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisi, esas olarak köylük alanlara dayanan devrimci mücadeleyi, şehirlerde işçi sı­ nıfının ve halk yığınlarının mücadelesiyle birleştirecektir. Silahlı mücadele proletaryanın siyasî mücadelesinin en yüksek şeklidir. Halkın silahlı güçleri, proletaryanın iktidarı ele geçirme mücadelesinin araçlarıdır. Bu sebeple silahlara, proletarya partisi kumanda eder.

Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisi Demokratik Devrimi Başardıktan Sonra Dumtaksızm Proletarya Diktatörlüğünü Kuracaktır «TltKP, önündeki görev olan demokratik halk devrimi, ni başardıktan sonra durmaksızın sosyalizme geçerek ka. pitalizmi tamamen tasfiye edecek, yani işçi.köylü ittifa. kına dayanan proletarya diktatörlüğünü gerçekleşflreçektir. «TUKP, mülk edinme yoluyla başkalarınm emeğine ege­ men olma imkanını tamamen ortadan kaldırmak amacıy­ la, halk yığınlannm yaratıcı çalışmasını seferber ederek, bütün yurtta sosyalizmin kuruluşunu ilerletecektir. « n iK P , kapitalizmi yeniden canlandırma heveslerintaı ve geriye dönme teşebbüslerinin hâlâ devam edeceği bu aşamada. Büyük Proleter Kültür Devriminin yolunu ya.

584 ratıcı bir şekilde izleyecek, siyasî, ideolojik, iktisadi, kültürel, diplomatik alanlarda sınıf savaşını durmadan devam ettirecek, halk yığınlarmı seferber ederek pro. letarya diktatörlüğünü sağlamlaştırmak için her tedbiri alacaktır.» (TIIKP-Prögramı, Madde 58) «TUKP’nin nihaî hedefi, insan üzerindeki her türlü sö mlirüyü ve zulmü Ortadan kaldırmak, halkımızı, sınıfh;. rm kalmadığı bir dünyada, en büyük ve en mutlu gele­ ceğe, Komünizme ulaştırmaktır.» (TIIKP Programı, Mad­ de 59) Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisinin programı, halkı­ mıza kurtuluş yolunu gösteriyor. Bu yoldan ilerleyen hatk kitleleri, mutlaka zafere uj^aşacaklardır. Türkiye İhtilalci İş­ çi Köylü Partisi, programının sonunda halkımıza şu çağrıyı yapıyor:

«TÜRKlTE’NtN YtĞIT İŞÇİLERİ VE T ttK P SAFLARINDA BİRLEŞİN!»

KÖYLÜLERİ,

HALKIMIZ FAŞİST KANUNLARI TANIMIYOR 141 -142 MUtLAKA YIKILAGAKTIR Savcılar, bizi devrimci bir siyasî partiye üye olmakla suçluyorlar. Biz, Türkiye İhtilalci işçi Köylü Partisinin görüşlerini ve programmı savunuyoruz. Halkımızın kurtuluş mücadele­ sine, Türkiye ihtilalci işçi Köylü Partisinin yol gösterdiğine kuvvetle inanıyoruz. Fakat biz, Savcılarm TİİKP’ye öye ol­ duğumuz yolundaki iddialarını kabul etmiyoruz. Ancak şu­ nu da belirtmeliyiz ki, devrimci bir örgüte üye olmak suç olamaz.

Teşkilatlanmak Halkın En Tabii Hakkıdır Bizi devrimci bir teşkilata üye olmakla suçlayan Savcı­ ların temsil ettiği hakim smıflar, halk kitlelerini ezmek ve sömürülerini devam ettirebilmek için, toplumun her kesi­ minde alabildiğine teşkilatlanmışlardır. Onlar, AP, DP, CGP ve M H P gibi faşist partileriyle. Yüksek Komuta Konseyi gibi gayri meşru kuruluşları ve faşist cuntalarıyla, ordusu, polisi ve jandarmasıyla, Sanayi, Ticaret, Ziraat Odaları, iş Adamları Derneği ve İşveren Sendikalarından banka ve tekellere kadar İktisadî kuruluşlarıyla. Komünizmle Müca­ dele Derneği. İlim Yayma Cem iyeti ve Ülkü Ocakları gibi gerici ve faşist teşkilatlarla ve gizli-açık daha yüzlerce örgütle, emekçi halkı tahakkümleri altında tutmalrtadırlar

m Savcılar, halkm gizli teşkilatlar kurmasını bir suç gibi göstermeye çalışıyorlar. Oysa halkı sömürmek ve ezmek için en gizli ve en sinsi yollara başvuranlar, daima hakim sı­ nıflar olmuştur. 12 Mart faşist darbesini tezgahlayan faşist generaller çetesi gizli değil midir? M illî Güvenlik Kurulun­ da, halkı ezme planları gizli olarak hazırlanmıyor mu? G iz­ li anlaşmalarla yurdumuzu Amerikan emperyalistlerine peşkeş çeken kimdir? Türkiye’nin kaderi köşklerde, saray­ larda yapılan gizli toplantılarda tayin edilmiyor mu? M İT ve Kontrgerilla, halkm mücadelesini ezmek için kurulmuş gizli teşkilatlar değil midir? Abdülhamit devrinde olduğu gibi halk arasında aizli jurnal ve hafiye teşkilatı kurmak is­ teyenler bizler miyiz? i-iakim sınıflar, kendilerine en geniş teşkilatlanma öz­ gürlüğü tanırken, halkın teşkilatlanmasını zorbalıkla ya­ saklamışlardır. Onlar, bir yandan kitleleri kontrolleri altın­ daki örgütlere hapsetmeye çalışıyorlar, diğer yandan da terör uyguluyor, faşist kanunlar.çıkartıyor ve halk teşkilat­ larını kapatıyorlar. Büyük burjuvazi ve toprak ağalarının iktidarları, tarih boyunca ilerici halk teşkilatlarına ve Türkiye Komünist ha­ reketine baskı ve zulüm uygulamıştır. İlerici ve devrimci sendikalar, dernekler ve her türlü kitle örgütleri yasaklan­ mış veya baskı altmda tutulmuştur. Yüzyılların tecrübesi göstermiştir ki, teşkilatsız halk, köleliğe mahkumdur. Halk kitleleri, ancak teşkilatlanmak suretiyle hakim sınıfların sömürü ve zulmüne karşı koyaBWir ve kurtuluşa ulaşabilirler. Sömürü ve zulümden kurtulmak için, halkm her yoldan teşkilatlanması, en tabii hakkıdır. H içbir kanun veya hü­ küm, bu hakkı kald'ramaz. Hakim sınıfların zorbalığı karşı­ sında, bajkın gizli teşkilatlanması kadar meşru bir şey olaEzilen halk yığınları, bu gerçeği kavramışlar ve tarih boyunca çeşitli teşkilatlar kurarak mücadele etmişlerdir. Tarihimizde bütün ilerici hareketler, gizli teşkilatlanmak zorunda kalmışlardır. Anadolu köylüleri. Osmanlı zalim le­ rine karşı gizli mezhep ve tarikatlarda toplanmışlardı. Jön

^7 Türkler, Abdülham it istibdadını, gizli teşkilatlanarak yıktı­ lar. i\/lillî Kurtuluş savaşçıları, emperyalizme ve işbirlikçi sultan hükümetine karşı birçok gizli teşkilat kurmuşlardı. 27 Mayıs’ı gerçekleşti renler de gizli olarak örgütlendiler. Proletarya ve halk yığınları, ezilmemek ve zalimlerin saltanatını yıkmak için gizli teşkilat kurar. Hakim sınıflar ise, halkın aimterini sömürmek ve kanlı saltanatlarını sür­ dürmek için gizli teşkilatlar kurarlar ve karanlık faaliyet­ lerini halktan gizlerler. Devrim cilerin teşkilatları, halk­ tan gizli değildir. Onlar, halk yığınlarını seferber edebil­ mek ve mücadele eden halkı zorbalığa karşı savunmak için kitlelerin bağrında teşkilatlanırlar. Sınıf mücadelesinin tecrübeleri göstermiştir ki. pro­ letarya ve halkm örgütlenmesi, hakim sınıflar tarafından istendiği zaman dağıtılamayacak ve ezilemeyecek. her tür­ lü baskı ve teröre göğüs gerecek, hakim sınıfların saldırı­ larına cevap verecek, her mücadele biçimine hazır olacak ve her şart altında mücadelesini sürdürebilecek şekilde olmalıdır.

141. ve 142. Maddeler Faşist Mussoiini Italyasından Alınmıştır Savcılar, hakim smıfları kırk yıldır halk teşkilatlarını baskı altmda tutmak için kullandıkları Türk Ceza Kanunu­ nun 141. maddesine göre cezıalandırılmamızı istiyorlar. Burada görülmekte olan dava, hakim sınıfların halk teşkilatları üzerinde senelerdir uyguladığı zulmün bir, de­ vamıdır. T C K ’nın 141 ve 142. maddeleri, 1936 yılında faşist J ^ l j yan Ceza Kanunundan tercüme edilerek alınmıştır. Bu mad­ deleri icat edenler, Mussoiini faşistleridir. İtalya’da Mussolini’nin faşist diktatörlüğü, 25 K s^tn 1926’da bütün siyasî partileri, işçi sendikalarım ve dernek­ leri yasakladıktan yirmi gün sonra, «Devletin Korunması Özel Kanunu» adlı olağanüstü nitelikte bir kanun çıkardi. Faşistler, bu kanunla her türlü demokratik düşünceyi ve teşkilatlanmayt yasakladılar. Hakim sınıfların bugün Türki-

588 V; ye ’de açıkça ifade edemedikleri faşist niyetlerini, Italyan Ceza Kanununun gerekçesi şöyle belirtiyordu:

«Faşizme karşı harek«tl«r ve bu harekeUere esas teşkil eden âüşüneeler, Boçtur. Bn saçların sert cezalarla ceza­ landırılması grerekir.» (İtalyan Meclisine sunıalan Kanun Gerekçesinden) Mussolini'nin hukukçularından Manzini de, bu kanu­ nun amacı hakkında şunları söylüyordu;

«... Faşist ideoloji dişmda kalan bütün demek ve parti­ lerin yeniden gizli olarak kurulmalarını, btl dernek ve partilere ait düşünce, program ve eylemlerin propagan. dasımn yapılmasmı engellemek Te faşist düşünce dışın, da düşüncenin kişisel veya kollektif olarak açıklanmasmı, yaai düşünceyi yasaklamak.» Bu özel kanun, 1930 yılında «Rocco İtalyan Ceza Ka­ nunu» diye anılan yeni bir kanunla daha da ağırlaştırıldı, işte T C K ’nın 141. maddesi, bu kanunun 270. maddesinin, 142. maddesi de, 272. maddesinin tercümesidir. İtalyan faşistleri bugün Türkiye'de de faşizmin en önemli sermayesi olan zulüm ve zorbalığı, ceza kanunlarınm gerekçelerinde açıkça ilan ettiler. Kanunun 270. mad­ desiyle ilgili gerekçe şunları belirtiyordu:

«Otoritenin bilincine varmış ve otoriteyi temel alan bir devlet, hele faşist devlet, kendi ülkesinde bütün örgüt, lenmelere izin veremez. Bunlara izin vermek, kendi var. lığına aykm düşer. Bn nedenle, söz konusu maddeler, faşist devletin şahsiyetinin korunlnast yönünden temel bir unsur teşkil etmektedir.» Bu kanun, bir avuç tekelci kapitalistin sömürü imkan­ larını sınırsız bir hale getiriyor ve işçilerin, emekçi halkın sendikalaşma, grev, toplu sözleşme, siyasî parti ve dernek kurma, serbestçe teşkilatlanma haklarını tamamen yokediyûrdu. İtalyan Bakanlık raporu, kanunun amacını açıkça şöyle belirtiyordu:

«Ekonomik düzenin değiştirilmesini istemek, yıkıcılık, tır. Çünkü mevcut düzen, özel mülkiyet ve buna bağlı zenginleşmeyi amaç bilen bir düzendir ve bunun değişti, rilmesi ve değiştirilmesinin İstenmesi suıctor.»

Savcıların bizi mahlçum ettirmek için dört elle sartldıkları kanun maddeleri, işte böyle faşist gerekçelere dlh yanmaktadır. IMussolIni Kânuniârinı Daha da AğırtaştM^mak «Ş e re fi» Türkiye’nin Hakim Sınıfianna Aittir 1930’dan sonraki yıllar, bütün emperyalist dünyada gelişten buhranın Türkiye’yi de etkilediği ve faşizm eğili­ minin güçlendiği yıllardı. 141-142. maddeler ,1936 yılmda, işte bu ortamda faşist İtalya'dan alınarak Ceza Kanununa kondu. Fakat bu maddeler de halkın mücâdelesini durduramft' di. Bünun ürerine hakim sınıflat', 141^142. maddeleri dört defa değiştirdiler ve ağırlaştırdılar. İVlussollni’nln «Faşist Devletî Koruma Kaılunu»nu daha da ağırlaştırmak «şerefi». Türkiye’nin hakim sınıflarına aittir. Gerici iktidarlar, bu değişikliklerden sonra her türlü ftfühallf düşünce ve teşkilatlanmayı bu maddelerin tehdidi altına soktular. DP Erzurum mllletvekfll Ehirullah Nutku. 1950'de şunları söylüyordu:

«... Bu memlekette hükümeti t«Hkide kalkışan her va. tandaş hakkmda, en ufak bit itiras sebebiyle komünist fişi taoKitt edllml; ve banlar, 141.142. maddelerden matab. kum edilmişlerdir.» (Milliyet, 11 Mayıs 1974) DP’nin ilk Adalet Bakanı Halil özyörük ise, 1951 yılın­ da Adalet Komisyonu Başkanı olarak, şunları belirtiyordu:

«Yürürlükte olan kanun... çok tehlikelidir. Demokrat yıkılır, ferdin fikir hürri;feti j^ıkılır ve 141. maddeye gtr. meyecek sosyal bir fikir tahayyül etmek dahi mümkün olmaz.» (TBMM Tutanak Dergisi, 26 Kasım 1951, Cilt 10, s. 223) Tabii Senatör A hm et Yıldız ise, hakkında şöyle demiştir:

141-142.

maddeler

«Türkiye’dft Mussolini ttalj^ısmdan da daha sert ve her anlama çekilişe daha elverişli hale getirilmiştir, ba mad. dâer.» (24 Nisan 1974 tarihli Senato konuşması)

590 «Bu Kanunlar Zulüm Kanunlari(IırI> 141-142, maddelerin şimdiye kadarki uygulaması gös­ term iştir ki, bu maddelerin amacı, hakim sınıfların, işçi sınıfı ve geniş halk yığınları üzerindeki İktisadî, siyasî, sosyal ve kültürel tahakkümünün korunmasından başka bir şey değildir. Bugün milyonişrca emekçi bu maddeleri lanetliyor. Halkımız, 141 ve 142'nin bir avuç sömürücü zalime hizmet ettiğini kendi tecrübesiyle biliyor. Barış gazetesinin « ö z ­ gürlük Anketi »ne yurdun dört bir yanından gelen binlerce mektup, bu gerçeği açıkça ortaya koymaktadır: Elazığ’ın Karabörk köyünden topraksız köylü Düzgün Kömürcü:

«Ba maddeler, zalim ağaların bize zulmetmesine yarıyor. Kalkmalıdır.» (Barış, 7 Haziran 1974) Kırtkkaleli işçi Mahmut Kolbaş:

«Toprak ağalarının, para babalannm menfaatlerini ko. nımak için konan faşist 141 ve 142. maddeler tamamen kaldırılmalıdır.» (Barış, 30 Haziran 1974) Turhallı işçi Erol Baskın:

«TCK’nm 141 ve 142. maddeleri, patronlann sınıfsal çı. karlarını sürdüren maddelerdir.» (Barış, 11 Haziran 1974) Elazığ’dan İbrahim Rolat:

«Bu kanunlar zulüm ktuınnlandır. Bizi ezenlerin Ufine yarıyor.» (Barış, 17 Haziran 1974) AnkaralI işçi Hıfzı Kemik:

«Bu maddeler, akü almaz bir zalimlik örneğidir. Bunlan n kalkmasını istemeyenler de bizim gibi emekçUere zulmetmek isteyen zalimlerdir.» (Barış, 25 Haziran 1974) Ankara'nın Aktepe gecekondularından hammal met Güler:

M eh­

«141.142, demokrasiye ters düşen maddelerdir ve daima balka karşı bir baskı aracı olarak kullanılmıştır. Bu maddeler kalkmalıdır.» (Banş, 30 Haziran 1974)

991 Ankara’dan memur Tülây Sezgin:

«Faşist İtalyan kananlarmdan alınarak, bir takım deiL şikliklerden sonra daha da ağırlaştırılan bu maddeler, her türlü düşünce ve inanç özgürlüğünü yasaklayarak, bilinçlenen halkımızm mücadele yollarını tıkamakta, mevcut bozok düzenin devamım sağlamak yolanda ea büyük yeri tutmaktadır...» (Barış, 15 Haziran 1974) , Ankara'dan Yılm az Çepoğlu:

«TCK’nmdakI 141 ve 14?. maddelerin, gün geçtikçe oya. nan İşçi sınıfımızın, yoksul halkımızın, üerici aydınlara mızm dyasi ve demokratik mücadelesi karşısında, sö. mürü ve soygun çevrelerinin, halk düşmanlaruun çdur. lanm koruduğu anlaşılmıştır...» (Barış, 14 Haziran 1974)

Halkımız 141-142’yi Mahkum Ediyor Bugün iktidar, bu maddelerin değiştirileceğinden ve böylece «fikir özgürlüğü »nün sağlanacağmdan söz ediyor. Oysa halk, faşist maddelerin değiştirilmesini değil, tama­ men kalkmasını istiyor, işçi sınıfımızın ihtilalci düşüncesi ve halkın teşkilatlanması üzerindeki her türlü baskı tama­ men kaldırılmadan, halk için teşkilatlanma hürriyetinden söz edilemez. 141 ve 142. maddelerde yapılacak değişiklik, sadece halkımızın talebini bastırmaya hizmet eder. Bugün halkımız, 141 ve 142 gibi bütün faşist kanunlan mahkum ediyor. Meydanları dolduran on binler, «Kahrol­ sun Faşizm !» şiarının ardından, 141 ve 142'nin kaldırılma­ sını, zindanların boşaltılmasını ve devrimci evlatlarının serbest bırakılmasını istiyor. Bağımsızlık ve demokrasi öz­ lemini haykırıyor. İşçilerin, köylülerin, esnafın, zanaatkarm, öğrenci, öğretmen, aydın, memur, hukukçu ve bütün halkın sesine kulak verelim : Elazığ'ın Karakoçan kazasından elli beş köylü:

«Bizler, aşağıda imzalan bulunan Kümbet köylüleri... evlatlarımızı bağrımıza basıyor ve onlan İçeride bırakan bu maddelerin kaldırılmasını, onlann dışan çıkanlmaa. m istiyoruz. Bu evlatlanmızı affetmeyenleri biz asla fetmeyeceğiz.» (Banş, 17 Haziran 1974)

(ÜS Antalya'dan 108 yurttaş:

«Biz, aşağıda isim ve inualan blrînııaıı Antalya ve çev. resi lıalkı, feniş bir ö z f^ I i^ ortamının kurulmasını, tüm faşist baskdarm toilteilmaaim, halkm çıkarlarım yiğitçe savunanlum affmı tstiyoroz.» (Barış, 10 Haziran 1974) Türkiye Mimar ve Mühendiş Odaları Birliği Genel Ku­ rul delegesi 226 mimar ve mühendis:

«... Bn maddeler Mussolini’nin fa^st ceza kanımlanndan 1936*da aynen tercüme edilerek TCK'ya ginniştir. Dün. yanın bütün barışsever ve demokrat insanlumın tepki gösterdiği bu maddeler, almdığı İtalyan Ceza Kanunun, dan çıkartılmıştır. Bu maddelere dayanarak, aydınlan, m İZİ hapislerde çürütmek, dünyayı kana boğmuş faşist cellatlarm yolunda yürümek demektir.» (Barış, 20 Ma. yıs 1974) Elazığ'ın Karakoçan kazasından on beş köylü:

«Cabbar köylüleri olarak, bugün içeride bırakılan ev. latlanmızm mutlaka Ö zgürlüklere kavuştumlmalarmı istiyoruz. Bu kanunlar nereden ve kimden alınmışsa kaldırılsm. Olttr mu böyle şey? tnsan inandığı şeyi y i. ğitçe savunur, bunun için hapishaneye adam tıkmak kor. kaklıktır. Ama insaıun korktuğu ba^uu gelir.» (Barış, 21 Haziran 1974) A fşin’den hammal Ali Gözükara;

«111.142. maddeler k9 Jd|nlm^td}r. Fikir özgürlüğü sağ. lanmalıdır.» (Barış, 6 temınuz 1974) Sivas’tan terzi Rıza Ekinoi:

«tistiyorum. Çünkü esas suçlular, onları suçlu ^ârak g»« renlerdir. OsmaneğvUarı ned«ıı «tfadUdl?» (Barış, Tem­ muz 1974) SandIklI’dan öğretm en A y fe r Onean:

«Halkm çıkarlarım savunan gerçek yurtseverler hapiste olamaz.» (Barış, SO Haziren 1971) ' Nezihe Tanrıverdi:

«Bu y«8« «İkam taribi biv b«ta 4üxeltUeoek, 9 kadar... Onlar dÜKeltpıozlers« kcndiui, tarilı âHüeltlr onlan.» (Barış, 2 Haziran 1974)

593 Elazığ’ın Mak&utali köyünden ^9 köylü:

«Maksutali köylüleri biz, evlatlanm am mutlaka özgürlüld^hıe ka\ruşturu]malaruu istiysruz. Bu gençleriıt neden hapse atıldıldanm bOiyoruz... Bu maddeler, kaldurılmalıdır. (Banş, 18 Haziran 1974) Malatya'dan işçi Elif Toprak:

«Demtdtratik bir ülkede hiçbfr fikir baskı altma alınmamalıdur. Çıkarılacak Fikir özgüriüğü Kanun tasarısını da kınıyorum. Halkm tepkisini söndürmek için çıkarcı ç&vrelerin uydurması olan bu tasan, gerçek fikir ve inanç özgürlüğünü getirmiyor. Gerçek fikir özgürlüğü için bütüü demokrattan bileşm eye çağmyorum.» (Barış, 6 Temmuz 1974) Bir Bakan babası:

«Fikir özgürlüğünün bulunmadığı t>lr ülkede demokrasi yok demektir. Demokrasinin bulunmadığı b|r ülkenin (yönetiminin ise ne olduğunu çok kişi bilir.» (Barış, 23 Hazirsgn 1974) Tarsus'ta lise öğretmeni Halil Yûceçam:

«Çok yakm bir gelecekte affetmeyenler içerdekllerden af dilemek zorunda kalacaklardır. Çıkarılması düşünnleu Fikir Özgürlüğü, bir bağış değU halfcm isteğidir.» (Barış, 2 Hwjran 1974) Antakya'dan Hidayet Acılıoğlu: « 1 2 Mart'tan önce otnz tane Aevrteei gc»ei öldürenler ceza görmezken, derrinıell^r tM9İ» yatamaz.» (Barış, 15 Haziran 1974)

Şemsettin Sayıner:

«Fikrimden ve inancımd«u ötürü beni mahkum etmele­ rine hangi mantık ile razı olurum, engizisyon mantığı ile mi?» (Banş, 28 Mayıs 1974) öğrenci Hıdır Çakır:

«İçerdekiler... sadece zavallı, sefil, aç ve fakir halk için mücadele vermişlerdir. Bunlar, zindanlarda ve demir parmaklıklar arasında çürütnlemeK.» (Banş, 19 Haziran 1974) .

594 Tunceli’nin Pertek ilçesi Zerve fe’Syönden Elif Koyun:

«14L142. maddeler, denkokratik Mr ülke İçin utançtır. Halk için çalışan ve im uğurda hapiste olsm evlatlar için böyle bir madde olamaz.» (Banş, 7 Temmuz 1974) Rıza Taşkıran:

«141.142’ııin k a ld ı r ı lm a s ın ı canü gönülden istiyorum. Memleketinin geleceğini düşünenler içeride kalşımazlar.» (Barış, 17 Haziran 1974) Elazığ’ın İsabey köyünden 41 köylü:

«Isabey köyü halkı olarak, faşizan olayların tertipçUe. rini kmanz. Faşist İtalyan Ceza Kanunundan almıp, ha. len ülkemizde çağ dışı yöntemlerle uygulanan 141.142. maddelerin kaldırılması, bu maddelerden yargılanan yurtsever vatandaşlarımızm özgürlüklerine kavnşfumL ması... en büyük dileğimizdir.» (Barış, 29 Haziran 1974) İsmail Gençtürk:

«Fikir suçu diye bir şey kabul etmediğim ve içeride olanlarm ülkenin en namuslu kişileri olduğunu bildiğim için, evet» (Banş, 30 Mayıs İ974) Karabük Dem ir-Çelik fabrikasında işçi Ahm et Nalkesen:

«Madem ki Türkiye’de demokrasinin var olduğa söyleni­ yor, öyleyse 141-142 diye faşist maddelerin varlığı söz konusu olamaz.» (Banş, 7 Temmıız 1974) Niğde, Ulukışla TÖB-DER Şube başkanı İsmail Göltaş:

«Zindanlann hiçbir zaman fikirleri bastırmak için çare o lm a d ığ ım , fikri bastırmaya çare aramanm alçaklık ol­ duğunu bildiğim için istiyorum. Emekten yana olanları parmaklık altında tutmak, yurdumuz için yüzkarasıdır da ondan.» (Barış, 8 Haziran 1974) Ahm et A ytim ur (Bingöl Eczanesi):

«Halk faşizme karşıdır. Hükümlüler bizimdir.» (Banş, 23 Haziran 1974) İşçi Vahap Akpınar:

«Sömürüye ve faşizme paydos demek için 141.142. mad­ deler kaldırılmalıdır.» (Barış, 25 Mayıs 1974)

59S Akçadağ öğretm şn Okulundan Davut Yılm az:

«Türk Ceza Kannnünda bnlunan 141-142 ve bunun gibi kanunlardan utan; duyuyoruz. Demokrasimizin gerçek demokrasiyle ilgisi yok. Bir maske olarak kullanılıyor.» (Barış, 29 Mayıs 1974) Konya, Karapınar’dan Sıtkı Karagöz:

«Ben, yeni hapisten çıkan biriyim. Özgürlütünü kaybet, meyen, özgürlüğün ne denli tatlı olduğunu bilemez. Evet, bugün dışarıdayız, güya özgürüz. Ama açız, yine kahve köşelerindeyiz. Kısacası, belli bir sınıfm tutsağu yız. İşte biz ezilenleri, horlananlan, sermaye esaretin, den kurtarmak İçin düşündüklerini yiğitçe söyleyenleri İçeride tutmak, insanlık adına utanılacak bir olaydır. Ama bunlarda utanma nerede? Mustafa Kemal’in elli yıl önce kovduğu emperyalizme bugün bu yurdu satmak istiyorlar. Ben üzülmüyorum. Alışmışım. Evet, bugün sermaye, diktasım kurmuştur. Ama beUi mİ olur? Güneş bir sabah başka türlü doğar.» (Barış, 13 Haziran 1974) Şarkışla'dan Neşe islimyeli:

«Evet istiyorum. 141-142, Mussolini ttalya’smdan altnmış kanunlardır. Bunlar geçerli olamaz.» (Barış, 7 Temmuz 1974) İstanbul’dan Ergun Altan:

«Fikir özgürlüğü sınırsız olursa, göstermece demokrasi, nln biz garibanlara yapmış olduğu terör havası kaLkmış olur...» (Barış, 19 Haziran 1974) Elazığ Akyokuş köyünden işçi A li Esen: «... o kişiler ezilen halk taraftandır. Ye ben de ezilen

bir köylü parçası olduğumdan onlarm kurtulmasmı is­ tiyorum.» (Baiış, 29 Haziran 1974) Orhan Selen:

View more...

Comments

Copyright © 2017 KUPDF Inc.
SUPPORT KUPDF